(E) Büyükelçi, Global İlişkiler Forumu İcra Komitesi Başkanı
Dünya Kupaları yalnızca futbolun değil, dünyanın değişen dengelerinin de aynası haline geldi. 2026 Dünya Kupası yalnızca futbol açısından değil, küresel temsil açısından da bir dönüm noktası oldu. Bu yılki Futbol Dünya Kupası küresel temsil bakımından herhalde şimdiye kadar yapılanların en gerçekçisi. Zaten kırk sekiz ülkenin katılması dünyadaki tüm devletlerin yaklaşık dörtte birine tekabül ediyor. Başta
Geçtiğimiz ayın başında Almanya ve Fransa’nın Avrupa Birliği’nin genişlemesine ilişkin ortak önerileri basınımızda pek yankı bulmadı. Bunun başlıca nedeni, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından Kiev’in AB üyeliğine başvurması ve kısa süre içinde aday ülke statüsü kazanmasıydı. Ancak AB, bundan sonraki genişleme sürecini nasıl yöneteceği konusunda hâlâ net bir yol haritası oluşturabilmiş değil. Avrupa Birliği’nin genişlemesi
Üyelik Dışında Hiçbir Şey. Üyelik Dışında Herşey. Bu iki kısa ifade, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkiyi özetlemektedir, ilki Türkiye’nin uzun süredir izlediği politikayı, ikincisi ise Avrupa Birliği’nin yaklaşımını yansıtmaktadır. Ancak bugün bu ifadeler giderek artan şekilde Ukrayna’nın AB ile ilişkilerini de tanımlar hale gelmektedir. Cumhurbaşkanı Zelensky, Lefkoşa’da Devlet ve Hükümet Başkanlarının gerçekleştirdiği son toplantıdan
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 19 Nisan 2026’da Hamburg’da, Die Zeit gazetesinin 80. kuruluş yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada Avrupa’nın “Rus, Çin ya da Türk etkisi altına girmemesi” gerektiği yönündeki ifadeleri, yalnızca talihsiz değil, aynı zamanda Avrupa Birliği’nin kendi ilkeleriyle de çelişen bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Bu tür bir söylem, Türkiye’nin konumunu yanlış okumakla
Savaşlar çoğu zaman ancak sona erdikten sonra isimlendirilir. Muharebeler genellikle gerçekleştiği yerin adıyla anılır; buna karşılık savaşlar ya sürelerine ya da etkilerinin büyüklüğüne göre tanımlanır. Tarih bu konuda pek çok örnek sunar: Otuz Yıl Savaşları, Yüz Yıl Savaşları, Veraset Savaşları ya da görkemli isimleriyle Napolyon Savaşları ve Dünya Savaşları. Geçtiğimiz yaz İsrail, Amerika Birleşik Devletleri
Acaba ABD Başkanı Donald Trump’a Nobel Barış Ödülü verilseydi İran’a saldırır mıydı? Bugün bu soru artık anlamını yitirmiş görünüyor. Çünkü mesele ödül ya da uluslararası meşruiyet değil, mesele karar alma tarzı. Trump’ın siyaset anlayışı, ilkesel çerçeveden ziyade anlık güç projeksiyonuna ve kişisel siyasi hesaplara dayanıyor. Böyle bir liderlik tarzında sembolik bir “barış” unvanının caydırıcı olması
Bazı konuları anlamak kolay olmuyor. Hele bunların bir kısmı bizleri doğrudan etkilese de gerisinde nelerin yattığını bilmek her zaman mümkün değil. Avrupa Birliği ile vize sorunumuz bunlardan biri. Bu hususta Devletin yeterince saydam olmadığı ileri sürülüyor. Ancak biraz dikkatli inceleme yapıldığında Devlet kurumlarının açıklamalarının yeterince aydınlatıcı olabildiği görülüyor. Bunun için sadece takipte bulunmak gerekir. Örneğin
Ateşkes için birçok çabaya rağmen Ukrayna’daki savaş hız kesmeden sürüyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı aslında 2014’te Kırım’ın ilhakıyla başladı ve aralıklı çatışmalarla devam etti. Ancak Şubat 2022’de Moskova geniş çaplı bir işgal harekâtı başlatarak savaşı yeni bir boyuta taşıdı. Buna rağmen, kendisini bir süper güç olarak gören Rusya, Ukrayna’yı kısa sürede kontrol altına almayı başaramadı;
Yüzünü yıllardır Batıya dönmüş olan Türkler neredeyse elli yıldır vize engeliyle karşı karşıya kalıyor. Herkesin genelde olumlu- olumsuz bir vize hikayesi vardır. Sıkıntılar artık had safhaya gelince Avrupa Birliği bir adım attı. AB’nin vatandaşlarımıza yönelik geçtiğimiz hafta aldığı kısa süreli (Schengen) vize başvurularında daha olumlu bir yaklaşımda bulunma kararı (1) birçok kesim tarafından memnuniyetle karşılanırken
Ülkeler zaman içinde genişlemiş, birleşmiş, küçülmüş ve hatta yok olmuştur. Bugünlerde Amerika Birleşik Devletlerinin seçilmiş ve eski Başkanı Donald Trump’ın Kanada’yı 51. eyalet yapacağını, Grönland’ı satın alacağını ya da tamamen ilhak edeceğini ve Panama Kanalı’nı geri alacağını duyuyoruz. Pek çok kişi bu açıklamalardan endişe duyuyor ve ciddiye alınıp alınmaması gerektiğini sorguluyor. ABD tarihine baktığınızda Trump’ın









