İstinaf Mahkemesinin “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına atanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatının başvurusuyla polisin CHP Genel Merkezi’ne girip seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’i zorla çıkarmasından bir gün sonra, 25 Mayıs’ta ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye dahil 6 ülkeye bir ahlaksız teklifte bulundu. Trump’a göre İran ile barış anlaşması imzalanması için Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün,
İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliğinde 12 Mayıs akşamüzeri ilginç bir toplantı vardı. Pek alışılmadık şekilde, Fransa ve Almanya büyükelçiliklerinin de katkısıyla düzenlenen ve yalnızca davetlilere açık toplantının konusu 7-8 Temmuz’da (*) Ankara’da yapılacak NATO liderler zirvesiydi. Toplantı kuraları gereği “Bir NATO Diyalogu” başlıklı toplantıya kimlerin katılıp kimin ne dediğini yazamıyorum. Ancak üç ülkenin temsilcileriyle birlikte Türk Dışişleri’nden
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 4 Mayıs’ta Erivan’da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile tarihi Ani Köprüsü’nün restorasyonu anlaşmasını imzalamasının Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Avrupa Birliği konusundaki yeni çıkışıyla aynı güne denk getirilmesi tesadüf değildi. Ankara, Türkiye-AB ilişkilerinde artık gizlenemeyen gerilimin yeni bir aşamaya geldiğini saptıyor ve bunun aşılması isteğini somut bir adımla gösteriyor. Erdoğan’ın Kabine toplantısı
ABD Başkanı Donald Trump’ın kural tanımayan dış politika uygulamaları, NATO’dan çekilme tehdidi ve savunmasını ABD’nin kendilerini koruyacağı varsayımına bağlayan Körfez ülkelerinin hayal kırıklığı, dünyanın çeşitli coğrafyalarında devletleri yeni dış ittifak arayışlarına yöneltti. Mevcut ittifaklarda ise derin çatlaklara ve ayrışmalara yol açtı. İslâm NATO’su fantezisi İran’a yönelik ABD/İsrail saldırılarından etkilenen bölgelerin başında şüphesiz Orta Doğu geliyor.
Son hafta içindeki gelişmeler ABD görünümlü İsrail-İran savaşı fonunda Türkiye’nin ABD-AB-NATO üçgeninde tutmaya çalıştığı hassas “aktif tarafsızlık” dengesini bozmak için ciddi bir çaba olduğunu gösteriyor. Artık kartlar açık oynanıyor, gizlenmeye gerek de duyulmuyor, çünkü artık tarafların kazanıp kaybedecekleri fazlalaşıyor. Özellikle AB bünyesinde Türkiye’yi oyun dışında tutmak için çabaların arttığı bir dönemdeyiz. Bu denklemde Türkiye’nin uluslararası
77 yıl önce bugün, 4 Nisan 1949’da kurulan NATO’ya (Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü) Türkiye, Yunanistan’la aynı tarihte, 18 Şubat 1952’de üye olmuştu. NATO, 2026 baharında yalnızca klasik bir güvenlik sınavından değil, çok daha derin bir kimlik ve yön krizinden geçiyor. Bu kriz, Rusya ya da Çin gibi dış tehditlerden ziyade, ittifakın kurucu ve ana taşıyıcı
Tamam, normal koşullar altında değiliz ama ABD Başkanı Donald Trump’ın şu sözleri, normal koşullar altında çok tartışılacak türden: “Türkiye bence harikaydı. Aslında hem harikaydı hem de onlardan yapmamalarını istediğimiz şeylerden uzak durdular. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan büyük bir lider.” Trump, doğruyu söylüyorsa, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’yi ABD’nin yapmak istemediği nelerden uzak tutmasını istedi? Erdoğan,
Mehmet Fatih Ceylan Ece Şölendil* ABD/İsrail ikilisinin 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın bölgesel ve küresel yansımalarının yol açtığı kargaşa, doğal olarak, günümüzün başlıca gündem maddesi olarak önümüzde. Diğer yandan, geçmiş dönemlerde olduğu gibi Fransa’nın ön almasıyla son beş yıldır Avrupa güvenliğini, dolayısıyla ABD-Avrupa güvenlik ilişkilerini etkileyecek sonuçlar doğurmaya aday yeni bir alanla karşı karşıyayız:
Savaşlar çoğu zaman ancak sona erdikten sonra isimlendirilir. Muharebeler genellikle gerçekleştiği yerin adıyla anılır; buna karşılık savaşlar ya sürelerine ya da etkilerinin büyüklüğüne göre tanımlanır. Tarih bu konuda pek çok örnek sunar: Otuz Yıl Savaşları, Yüz Yıl Savaşları, Veraset Savaşları ya da görkemli isimleriyle Napolyon Savaşları ve Dünya Savaşları. Geçtiğimiz yaz İsrail, Amerika Birleşik Devletleri









