Ankara Politikalar Merkezi, (E) Büyükelçi
ABD Başkanı Donald Trump’ın kural tanımayan dış politika uygulamaları, NATO’dan çekilme tehdidi ve savunmasını ABD’nin kendilerini koruyacağı varsayımına bağlayan Körfez ülkelerinin hayal kırıklığı, dünyanın çeşitli coğrafyalarında devletleri yeni dış ittifak arayışlarına yöneltti. Mevcut ittifaklarda ise derin çatlaklara ve ayrışmalara yol açtı. İslâm NATO’su fantezisi İran’a yönelik ABD/İsrail saldırılarından etkilenen bölgelerin başında şüphesiz Orta Doğu geliyor.
Geçtiğimiz cumartesi günü Aziz Petrus Bazilikasındaki ayinde Papa’nın ABD’nin ismini telaffuz etmeden İran savaşını eleştirerek “savaşa son verin” çağrısı yapması, Trump’ı çileden çıkardı. Kendi sosyal medya hesabında Papa’nın suç ve nükleer silahlar konusunda zayıf, dış politikada berbat olduğunu, İran’ın nükleer silaha sahip olmasına itirazı olmayan, ABD başkanını eleştiren bir Papa istemediğini söyleyen Trump, IV.Leo’nun Amerikalı
ABD’nin İsrail’in desteğiyle İran’a saldırılarıyla başlayan savaş bir ayını dolduruyor. İranlı yetkililerin açıklamalarına göre savaşta bugüne değin 216’sı çocuk olmak üzere 2076 kişi öldürüldü. Üç milyon insanın yerlerinden edindiği söyleniyor. 750 bin İsrailli de savaştan kaçarak ülkelerini terk etmiş. İran ve Körfez ülkelerindeki maddi kayıpların boyutunu bugünden tahmin etmek mümkün değil. Savaşta son durum Tüm
Destansı Öfke, ABD’nin İsrail’le başlattığı İran savaşındaki askeri operasyona verdiği isim. Devletler, giriştikleri askeri harekatlara sembolik anlam taşıyan, iç kamuoyuna ve uluslararası topluma verdiği mesajlarla psikolojik etki yaratan ve operasyonun amacını yansıtan kısa ve özlü isimler verirler. Bu çerçevede Türkiye askeri harekatlarını isimlendirirken genellikle barış vurgusunu ön plana çıkarmayı tercih etmiştir. 1974 yılında Türk Silahlı
ABD’nin İran’a baskı ve tehdidinin en büyük nedeni olan nükleer silah konusu, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile gizli nükleer görüşmelerini açıklamasıyla yeni bir tehlike düzeyine ulaştı. ABD Başkanı Donald Trump’ın kurallar temelli dünya düzenini yerle bir etmesinden en fazla nasibini alanların başında silahların kontrolü ve silahsızlanma geliyor. Bir zamanların moda terimi
“Casus belli” Latincenin uluslararası hukuk diline kazandırdığı yüzlerce kelimelerden biri. Türkçede yazıldığı şekilde telaffuz edildiğinde tamamen farklı bir anlam çıkıyor. Maalesef anlı şanlı televizyon sunucularının, değerleri kendinden menkul strateji analistlerinin bazıları ünlü dedektif “Mike Hammer” romanlarındaki gibi casusu aramaya devam ediyorlar. Casus belli mi? Latince, “Casus belli” ifadesinin Türkçedeki tam karşılığı “savaş nedeni”. Devletler
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetine icabetle 15 Ağustos’ta olağanüstü toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) Gazze faciası üzerine hitap etti. AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in verdiği bilgiye göre, aslında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD Kongresinde ayaklarda alkışlanan konuşmasını duyduğunda Mahmud Abbas’ın Türkiye’ye davet edilmesi talimatını vermiş. Ancak sağlık nedenlerini gerekçe gösteren
Başımıza ne geliyorsa Amerikan Kongresi’nden geliyor. Türkiye’ye karşı aldıkları ambargo kararları, 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak tanımaları, F-16 savaş uçaklarının satışında ayak sürmeleri yetmezmiş gibi, bir de kongredeki şakşakçılar üçüncü ülkelerle ilişkilerimizi bozmaya başladılar. Hatırlarsınız bundan yaklaşık iki sene önce 17 Mayıs’ta Yunanistan Başbakanı Miçotakis Kongrede bir konuşma yapmıştı. Hiç Türkiye lafı etmemesine rağmen Türkiye’yi









