

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığındaki heyet, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ni Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) imzaladı. (Foto: X-@DEMGenelMerkezi)
Barış süreçleri üzerine yapılan tartışmalarda sıkça karşılaştığımız bir hata vardır: Hazırlanan metinlerde yalnızca eksikleri aramak. Oysa iyi tasarlanmış yönleri teslim etmek de sağlıklı bir değerlendirme yapmanın ön şartıdır. Eleştirel olmak, yapılan her şeyi değersiz görmek anlamına gelmez. TBMM’ye sunulan Terörsüz Türkiye kanun teklifi bu açıdan önemli bir örnek oluşturuyor. Yaklaşık kırk yıldır Türkiye’nin en ağır güvenlik sorunlarından birini hukuk zeminine taşımayı amaçlayan bu teklif, önceki girişimlerden ayrılan bazı önemli özelliklere sahip.
Her şeyden önce süreç ilk kez büyük ölçüde hukuki bir çerçeveye oturtuluyor. Silah bırakmanın açık biçimde hukuki sonuçlara bağlanması, genel af tartışmalarından uzak durulması, parlamentonun sürece dahil edilmesi ve belki de en önemlisi bunun yalnızca ilk adım olduğunun açıkça ifade edilmesi önemli kazanımlar. Silahsızlanmanın doğrulanmasına yönelik mekanizmaların öngörülmesi ve hukuki güvencelerin belirli şartlara bağlanması da uluslararası deneyimlerle uyumlu tercihler olarak dikkat çekiyor.
Ders çıkaran bir yaklaşım
Teklif özünde, örgütün silahsızlanmasını ve kendisini feshetmesini tamamlayan kişiler için belirli koşullar altında ceza soruşturmalarının durdurulmasını, cezaların infazının ertelenmesini veya kaldırılmasını öngören bir hukuki mekanizma kuruyor. Sürecin yürütülmesi, denetlenmesi ve doğrulanması için devlet kurumları arasında koordinasyonu esas alırken, uygulanacak tedbirlerin de aşamalı ve şartlı bir şekilde hayata geçirilmesini hedefliyor. Böylece çatışmanın sona ermesini hukuki güvence altına alacak öngörülebilir bir çerçeve oluşturmayı amaçlıyor.
Bunlar küçümsenecek gelişmeler değildir. Tam tersine, uluslararası deneyimler bize gösteriyor ki hukuki belirsizlikler birçok barış sürecinin en zayıf halkasını oluşturmuştur. Bu açıdan bakıldığında teklif, geçmişteki eksikliklerden ders çıkaran daha kurumsal ve öngörülebilir bir yaklaşım ortaya koyuyor.
Çatışma ve barış ikilemi
Ancak tam da bu nedenle şimdi daha önemli bir soruyu sormamız gerekiyor.
Hukuk çatışmayı bitirebilir ama barışı inşa edebilir mi?
Silahlı çatışmayı sona erdirecek hukuki çerçeve büyük ölçüde şekilleniyorsa, kalıcı barışı inşa edecek toplumsal çerçeve nerede?
Barış süreçlerinin iki farklı başarı ölçütü vardır. Birincisi, silahların susmasını sağlamaktır. İkincisi ise insanların yeniden silaha sarılmayı gereksiz göreceği bir toplumu inşa etmektir.
İlk hedef güvenlik meselesidir.
İkinci hedef ise toplum meselesidir.
Kanun teklifi doğal olarak ilkine odaklanıyor ve bu yönüyle önemli bir boşluğu dolduruyor. Ancak uluslararası deneyimler bize gösteriyor ki kalıcı barışın en zor kısmı silahların bırakılması değil, silah bırakan insanların yeniden toplumun bir parçası haline gelmesini sağlamaktır.
Topluma kazandırma nerede?
Barış literatüründe bu süreç Silahsızlanma, Terhis ve Topluma Kazandırma (Disarmament, Demobilization and Reintegration – DDR) olarak tanımlanır. Dikkat çekici olan ise bu üç aşamanın en uzun, en karmaşık ve çoğu zaman en belirleyici kısmının topluma kazandırma olmasıdır.
Kanun teklifinde silahsızlanma ayrıntılı biçimde düzenleniyor. Hukuki statüler, yargısal süreçler, denetim mekanizmaları ve kurumsal koordinasyon üzerinde titizlikle duruluyor. İşte burada dikkat çekici bir sessizlik var. Topluma kazandırmaya ilişkin hemen hiçbir çerçeve göremiyoruz.
Elbette “Bu kanun teklifinin konusu bu değil” itirazı yapılabilir. Muhtemelen haklı bir itiraz. Ancak tam da bu nedenle şu soruyu sormamız gerekiyor: Eğer topluma kazandırma bu hukuki çerçevenin konusu değilse, diğer hayati toplumsal meseleleri hangi çerçevede konuşacağız?
Çünkü aynı soru yalnızca topluma kazandırma için değil;
- Çatışmadan doğrudan etkilenen mağdurların desteklenmesi,
- Toplumsal hafızanın nasıl şekilleneceği,
- Uzlaşma ve toplumsal iyileşme,
- Yerel düzeyde güvenin yeniden inşası,
- Gençlerin ve kadınların sürece katılımı,
- Eğitim sisteminin rolü,
- Sivil toplumun katkısı,
- Ekonomik ve sosyal uyum politikaları için de geçerlidir.
Barışın iki farklı yüzü
Belki bunların her biri ilerleyen dönemde hazırlanacak farklı strateji belgelerinde veya yeni yasal düzenlemelerde ele alınacaktır. Umarım öyle olur.
Çünkü uluslararası deneyimler bize gösteriyor ki silahların bırakılması tek başına kalıcı barışı garanti etmiyor. Barış ancak insanların yeniden birlikte yaşayabileceklerine, devlet kurumlarına güvenebileceklerine ve geleceği ortaklaşa kurabileceklerine inandıkları zaman sürdürülebilir hale geliyor.
Aslında bu noktada barışın iki farklı yüzünden söz ediyoruz.
Birincisi, çatışmanın sona ermesiyle ortaya çıkan negatif barıştır; yani şiddetin sona ermesi. İkincisi ise insanların kendilerini eşit, güvende ve geleceğe dair umutlu hissettikleri pozitif barıştır. Hukuki düzenlemeler ilkini mümkün kılabilir. İkincisini ise ancak toplum birlikte inşa edebilir.
Sıra toplumsal barışta
Bu nedenle önümüzdeki dönemde tartışmayı yalnızca hukuki düzenlemeler etrafında yürütmek yeterli olmayacaktır. Türkiye’nin artık hukuki çerçevenin yanında bir toplumsal barış stratejisini de konuşmaya başlaması gerekiyor.
Bu strateji; topluma kazandırmadan psikososyal desteğe, yerel uzlaşma mekanizmalarından ekonomik uyuma, mağdur odaklı yaklaşımlardan gençlerin ve kadınların sürece katılımına kadar çok daha geniş bir perspektifi içermek zorunda.
Belki de bu kanun teklifinin en önemli katkısı tam da burada yatıyor. Kırk yılı aşkın bir çatışmayı hukuk zeminine taşıması önemli bir dönüm noktasıdır. Ancak tarih bize başka bir gerçeği de hatırlatıyor. Kalıcı barış yalnızca mahkemelerde, bakanlıklarda ya da güvenlik kurumlarında kurulmaz. Aynı zamanda okullarda, işyerlerinde, mahallelerde, ailelerde ve insanların birbirine yeniden güvenmeyi öğrendiği gündelik hayatın içinde inşa edilir.
Hukuki çerçeve barışın kapısını aralayabilir. O kapıdan birlikte geçebilmek ise toplumsal çerçeveyi inşa edebilmemize bağlıdır.


