

İçeride fon kriziyle meşgul Türkiye’nin önünde jeopolitikayı jeoekonomik soruna bağlayan AB-Kıbrıs konusu dahil bir dizi dış zorluk var. Fotoğrafta Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ndeki 1 Ekim kutlamasına simgesel destek olarak gönderilen Mısır tören birliği. (Foto: politics.com.cy)
Jeopolitik ve jeoekonomik daralma ihtimali belki bazılarınıza iddialı gelebilir, ama onunla yatıp onunla kalktığımız fon krizinden iki adım geriye atıp büyük resmi görmeye çalışırsak görünüm iç açıcı değil.
Kendi başına borsa/fon krizi Türkiye’de ekonomik yapıyı makro anlamda dağıtacak şiddette görünmüyor. Ama doğrudan yarım milyona yakın, dolaylı olarak milyonlarca insanı etkileyen iç politika etkisi uzun vadeli olabilir; bu da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı endişelendirmeye yetiyor.
O kadar ki Soma’da 5 madencinin daha eksik denetim kuşkusuyla ölümü de fon krizinin önüne geçemiyor, Kıbrıs sorunundaki ciddi konum kaybı da. Avrupa Birliği’nin, Türkiye dahil üye olmayan ülkelerle ekonomik entegrasyonu dış politika uyumuna bağlaması ufukta görülen asıl jeoekonomik sınama olacak gibi. Temmuz başında Ankara’da yapılan NATO Zirvesi ve Ağustos başında Suudi Arabistan ve Pakistan’la imzalanan Mekke Anlaşması’yla Türkiye’nin önünde açıldığı düşünülen yeni jeopolitik ve jeoekonomik ihtimaller, Eylül sonundaki BM Genel Kurulu’ndan itibaren flulaşmaya başladı.
Jeopolitikadan başlayalım: Kıbrıs
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 66’ncı yıl dönümü 1 Ekim’de Rum kesiminde şimdiye dek eşi görülmemiş bir gösteriyle kutlandı.
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in önünden bayrakları ve askerleriyle resmi geçit yaparak destek veren ülkeler şunlardı:
• Yunanistan: Kıbrıs’ta konuşlu 950 ELDYK alayı, zırhlı araçlar ve Baf’taki konuşlu (ve Türkiye’nin ABD’den almak için yıllardır uğraştığı) F-16 Viper savaş uçakları ve Nikiforos Fokas firkateyni.
• ABD: Açıkta demirli USS Roosevelt savaş gemisinden 17 kişilik tören mangası.
• Fransa: 22 kişilik Fransız Deniz Piyadeleri tören birliği. Ayrıca Avrupa Konsorsiyumu çerçevesinde Almanya ile ortak üretim H145M askeri helikopterleri.
• İngiltere: 22 kişilik tören birliği ve 21 kişilik askeri bando.
• Mısır: 19 kişilik Muhafız Kıtası tören birliği ve 1 adet CN-295 CASA askeri nakliye uçağı.
Bir de sembolik birlik ve bayraklarını olmasa da silahlarını resmi geçit töreninde sergilenen ülkeler var ki bunlar arasında, ilk kez kamuya açık bir etkinlikte sergilenen İsrail’in BARAK MX hava savunma füzeleri öne çıkıyordu.
Mesajın Türkiye’ye olduğu açık.
Avrupa Birliği dayatması
AB ülkeleri Türkiye’nin en önemli nitelikli ihracat pazarıdır. Önce Rusya’nın Ukrayna savaşı ardından ABD’de Donald Trump iktidarı AB’yi üç eyleme zorluyor:
• Savunma harcamalarının artırılması gereğine ayak uydurma,
• ABD-İsrail’in İran savaşıyla tetiklenen yeni enerji krizi,
• Kapanan Rusya ve tehlikeye düşen Çin pazarına karşı sanayide korumacılık,
Diğer ikisi de elbette, ama üçüncüsü Türkiye’yi zorluyor; özellikle de otomotiv sanayisini.
Türk sanayicileri ve ihracatçıları bir yandan çıkış yolu arıyorlar.
13 Ekim’de Brüksel’de, “AB-Türkiye Ekonomik Ortaklığının Potansiyelini Ortaya Çıkarmak” başlığıyla düzenlenecek toplantı bu çerçevede. İlki geçen yıl “Made in Europe” logosunu, Türkiye’nin de içerilebileceği “Made with Europe” yaptırma amacını taşıyordu. Şimdi amaç Türkiye’nin AB sanayi ve ticaret yapısında daha fazla mevzi kaybetmemesi.
İşte yeni zorluk da burada. AB Komisyonu üye olmayan ülkeler için “kademeli entegrasyon” planı hazırlığında. Bu planda ticari entegrasyon için dış politikada AB ile uyum şartının aranacağı bildiriliyor.
Bu Ukrayna görünümlü Kıbrıs şartıdır
Jeopolitik sıkıntıyı jeoekonomiye bağlayan sıkıntı budur.
Bütün yumurtalar ABD sepetinde mi?
Mevcut iç görünüm şöyle:
– Bir yandan Ukrayna ve İran savaşlarının getirdiği enerji fiyatlarının da bir ölçüde etkisiyle devam eden, kronik hale gelen, hayat pahalılığı ve gerçek işsizliğin kitleleri bunalttığı ekonomik kriz, diğer yanda seçmenin moraline etkisi ekonomiye verebileceği zararın ötesine geçen borsa/fon krizi,
– Fon krizinde adı geçen AK Partili siyasetçilere, örneğin Fatma Betül Sayan Kaya hakkında suç duyurusunda dahi bulunulmazken, muhalif belediye başkanlarının ev baskınlarıyla gözaltına alınmasıyla büyüyen adaletsizlik duygusu, yargı kararlarının avantajıyla muhalefeti dağıtarak seçim kazanma stratejisi izleyen AK Parti’yi zorluyor.
Dış görünümde ise Rusya ile NATO Zirvesi’nden bu yana soğuyan ilişkiler, AB ile ufukta görünen jeopolitika kaynaklı jeoekonomik sorun ve artık bir dediği diğerini tutmayan Trump’ın “Erdoğan’ı üzmem” demesine bel bağlanacak duruma gelecek kadar, tıpkı Soğuk Savaş dönemindeki bütün yumurtaları ABD’ sepetine koyma görünümü var. Oysa ABD ile ilişkilerde bütün parlak sözlere rağmen ne F-35 konusunda ne de başka bir konuda somut gelişme açıklandı.
İç ve dış politikalar arasındaki köprü
İç görünümle dış görünümü bağlayan kritik halka Terörsüz Türkiye sürecidir. Orada da iktidar saflarından gelen “her şey yolunda” beyanlarına rağmen kamuoyuna yansıyan bir ilerleme görünmüyor. Oysa bu sürecin silah bırakmalarla geri dönülmez noktaya gelmesi, sadece iç politikanın artık farklı bir boyuta ve artık demokratikleşme adımları atma önünde (ümit etmek isterim ki) bahane kalmayacak noktaya gelmesi yanında dış politika faydaları da olacak.
Terörsüz Türkiye sürecinin geri dönüşü olmayan noktaya gelmesi dış politikada İsrail gibi, İran gibi, Yunanistan gibi bazı komşuların ve bölge dışı aktörlerin de iştahını kesip Türkiye’nin politikalarını değiştirmeye zorlayabilir. Buna ABD, AB, Rusya dahil.
Jeopolitikayı jeoekonomiye bağlayan stratejik halka da budur.


