Tam da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin kapanış akşamında Avrupa Birliği’nin üst düzey yöneticileriyle çalışma yemeğinde bir araya gelirken, Brüksel’den gelen bir haber Ankara’nın canını sıktı. Avrupa Parlamentosu, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ağır ihlallerde bulunduğunu ileri süren ve Türk askerinin adadan çekilmesini talep eden kararı büyük çoğunlukla kabul etti.
Kıbrıs meselesi, uzun bir durgunluk döneminin ardından yeniden yoğun bir diplomatik hareketliliğin içine girmiş durumda. Ancak bu hareketlilik, henüz bir çözüm sürecine işaret etmiyor. Daha çok, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Temmuz sonrasında başlatmayı planladığı yeni girişim öncesinde tarafların pozisyonlarını yeniden tanımladığı bir hazırlık evresi yaşanıyor. Bu evrenin en dikkat çekici özelliği ise
Son hafta içindeki gelişmeler ABD görünümlü İsrail-İran savaşı fonunda Türkiye’nin ABD-AB-NATO üçgeninde tutmaya çalıştığı hassas “aktif tarafsızlık” dengesini bozmak için ciddi bir çaba olduğunu gösteriyor. Artık kartlar açık oynanıyor, gizlenmeye gerek de duyulmuyor, çünkü artık tarafların kazanıp kaybedecekleri fazlalaşıyor. Özellikle AB bünyesinde Türkiye’yi oyun dışında tutmak için çabaların arttığı bir dönemdeyiz. Bu denklemde Türkiye’nin uluslararası
Millî Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) 13 ülkede 70 binden fazla birliği bulunuyor. Bu TSK’nın TBMM’de kabul edilen bütçeye göre 550 bin olan aktif birliklerinin yaklaşık 8’de biri, ya da yüzde 13’ünün Türkiye sınırları dışında görev yaptığı anlamına geliyor. Türkiye’nin yurt dışındaki askeri birliklerinden 11’i bulundukları ülkede ikili ve/veya çok taraflı anlaşmalara
Tarihte bazı dönemler vardır; enerji artık sadece ekonomik bir meta olmaktan çıkar, jeopolitik düzenin belirleyici sütunlarından birine dönüşür. Tam da böyle bir dönemin içinden geçiyoruz. Hazar havzasından Doğu Akdeniz’e, Karadeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan yeni enerji haritası artık parçalı değil; giderek birbirine bağlanan, iç içe geçen bir sisteme dönüşüyor. Dünyanın bu bölgesinde Türkiye merkezli yeni bir
Kıbrıs yeniden ısınıyor. Ama bu kez mesele sadece diplomatik gerilim değil; zamanla yarışan, çok boyutlu ve giderek sertleşen bir jeopolitik hesaplaşma. Dünya yeniden bloklaşıyor. Enerji hatları yeniden çiziliyor. İttifaklar gevşiyor, yenileri kuruluyor. Savaşlar artık sadece cephede değil; limanlarda, enerji terminallerinde, veri merkezlerinde ve deniz yetki alanlarında veriliyor. İşte bu büyük dönüşümün tam ortasında Kıbrıs, yeniden









