Millî Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) 13 ülkede 70 binden fazla birliği bulunuyor. Bu TSK’nın TBMM’de kabul edilen bütçeye göre 550 bin olan aktif birliklerinin yaklaşık 8’de biri, ya da yüzde 13’ünün Türkiye sınırları dışında görev yaptığı anlamına geliyor. Türkiye’nin yurt dışındaki askeri birliklerinden 11’i bulundukları ülkede ikili ve/veya çok taraflı anlaşmalara
Tarihte bazı dönemler vardır; enerji artık sadece ekonomik bir meta olmaktan çıkar, jeopolitik düzenin belirleyici sütunlarından birine dönüşür. Tam da böyle bir dönemin içinden geçiyoruz. Hazar havzasından Doğu Akdeniz’e, Karadeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan yeni enerji haritası artık parçalı değil; giderek birbirine bağlanan, iç içe geçen bir sisteme dönüşüyor. Dünyanın bu bölgesinde Türkiye merkezli yeni bir
Kıbrıs yeniden ısınıyor. Ama bu kez mesele sadece diplomatik gerilim değil; zamanla yarışan, çok boyutlu ve giderek sertleşen bir jeopolitik hesaplaşma. Dünya yeniden bloklaşıyor. Enerji hatları yeniden çiziliyor. İttifaklar gevşiyor, yenileri kuruluyor. Savaşlar artık sadece cephede değil; limanlarda, enerji terminallerinde, veri merkezlerinde ve deniz yetki alanlarında veriliyor. İşte bu büyük dönüşümün tam ortasında Kıbrıs, yeniden
Destansı Öfke, ABD’nin İsrail’le başlattığı İran savaşındaki askeri operasyona verdiği isim. Devletler, giriştikleri askeri harekatlara sembolik anlam taşıyan, iç kamuoyuna ve uluslararası topluma verdiği mesajlarla psikolojik etki yaratan ve operasyonun amacını yansıtan kısa ve özlü isimler verirler. Bu çerçevede Türkiye askeri harekatlarını isimlendirirken genellikle barış vurgusunu ön plana çıkarmayı tercih etmiştir. 1974 yılında Türk Silahlı
Yunanistan Başbakanı Kriyakos Miçotakis’in 11 Şubat Ankara ziyareti, daha çok yapılmış olması nedeniyle önem taşıyan bir ziyaretti. Nitekim hem Miçotakis hem de onunla birlikte dokuz bakanını Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısında ağırlayan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan önemli olanın “diyalog kanalarının açık tutulması olduğunu” söyledi. Miçotakis diyalogu güçlendirmek için Atatürk-Venizelos mirasını örnek verdi. Bu örneğe Cumhurbaşkanlığı sitesinde
El Kaide’nin 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrası “Hepimiz Amerikalıyız” sloganı öne çıktı. Uluslararası ortam 2000’li yıllara önemli bir kırılma ile girdi. Afganistan ve Irak operasyonları sonrasında “Hepimiz Amerikalı mıyız?” sorusunun zihinlerde yer alması ise şaşırtıcı olmadı. Robert Kagan’ın 2002 yılında bir makalesinde ABD ve AB bağlamında kullandığı “Mars ve Venüs” benzetmesi ile ABD Savunma
Ankara, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın Türkiye’ye karşı ittifak kurma girişimini ciddiye almadı; tehdit dahi saymadı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 24 Aralık’ta üç ülke liderinin 22 Aralık’ta Kudüs’te yaptıkları açıklamaları “teneke tıngırtısı” ve Türkiye’nin gelmeyeceği bir “kışkırtma” olarak nitelemişti. Ertesi gün de Milli Savunma Bakanlığı bu üçlü ittifak girişiminin Türkiye’ye “askeri tehdit olmasının söz konusu olmadığını
Dün, 22 Aralık’ta Ankara’nın Şam’a adeta SDG çıkartması yaptığı gün İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs hükümetleriyle birlikte Türkiye karşıtı ittifak kurdu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın, yeni Türk Büyükelçisi Nuh Yılmaz’la birlikte Şam’da Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüşürken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis
Yeni bir yıla yaklaşırken tek tek yaşadığımız gelişmelerin ötesinde asıl rahatsızlık, ağaçların arasında yolumuzu bulmaya çalışırken, içinde bulunduğumuz ormanı bütünüyle gözden kaçırma riskidir. Günlük krizler, tepkisel açıklamalar ve giderek sertleşen dil arasında, Türkiye’nin gerçekte nereye doğru sürüklendiğini sakin bir mesafeden değerlendirmek her geçen gün zorlaşıyor. Oysa tarih bize şunu öğretir: Tam da böyle dönemlerde, analiz
Kıbrıs, umut vaat edip hayal kırıklığıyla sonuçlanan diplomatik anlara yabancı değil. Ada, çözüm beklentisiyle başlayan ama çoğu zaman hayal kırıklığıyla biten sayısız süreci geride bıraktı. Buna rağmen, 11 Aralık’ta Lefkoşa’da gerçekleşen üçlü görüşme, uzun süredir kayıp olan bir şeyi yeniden hatırlattı: Kıbrıs sorunu hâlâ konuşulabilir ve hâlâ uluslararası diplomasi gündeminin parçası olabilir. BM Şemsiyesi Altında









