Prof. Dr. George Mason Üniversitesi, Barış ve Çatışma Çözümleri Carter Okulu Dekanı
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Terörsüz Türkiye sürecinin çerçeve yasası kabul edildi. Fakat oylamanın öncesinde ve sonrasında ortaya çıkan tartışmaya bakınca insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu süreci kim başlattı? Terörsüz Türkiye, Özgür Özel’in projesi değil. Yeni Parti’nin seçim vaadi hiç değil. Süreci siyasi olarak başlatan MHP lideri Devlet Bahçeli, arkasına yürütmenin gücünü koyan Cumhurbaşkanı
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ilk bakışta oldukça iddialı. Üç ülkeden birine yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasını öngörüyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu hükmü teknik açıdan NATO’nun 5. Maddesine benzetmesi de doğal olarak “yeni bir askeri ittifak mı doğuyor?” sorusunu gündeme getirdi. Üstelik anlaşmanın başka ülkelere
Barış süreçleri üzerine yapılan tartışmalarda sıkça karşılaştığımız bir hata vardır: Hazırlanan metinlerde yalnızca eksikleri aramak. Oysa iyi tasarlanmış yönleri teslim etmek de sağlıklı bir değerlendirme yapmanın ön şartıdır. Eleştirel olmak, yapılan her şeyi değersiz görmek anlamına gelmez. TBMM’ye sunulan Terörsüz Türkiye kanun teklifi bu açıdan önemli bir örnek oluşturuyor. Yaklaşık kırk yıldır Türkiye’nin en ağır güvenlik
Türkiye yine haklı olarak gururlu. Filenin Sultanları, Brezilya’yı finalde mağlup ederek 2026 Voleybol Milletler Ligi şampiyonu oldu. Bu başarı birkaç iyi maçın değil; yıllardır sabırla kurulan bir sistemin, doğru yatırımların, fedakâr sporcuların ve Daniele Santarelli liderliğindeki teknik ekibin ortak emeğinin ürünü. Dünya voleybolunun zirvesine ikinci kez çıkmak tesadüf değildir. Bugün ülkenin dört bir yanında ortak
Türkiye’nin yeniden ivme kazanan çözüm sürecinde hazırlanan çerçeve yasa yalnızca PKK’nın silah bırakmasını ve örgütün tasfiyesini düzenlemeyecek. Aynı zamanda sürecin en zor, en tartışmalı ve belki de en belirleyici sorularından birine cevap vermek zorunda kalacak: Abdullah Öcalan’ın geleceği ne olacak? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yasal düzenleme, silahsızlanmanın hukuki zemini, örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılması
“Pedallamaya devam. Ben yelken, kürek sporcusuyum. Bisiklet sporcusuyum. Üzerimdeki kıyafet spor kıyafetidir. Sporu spor kıyafetiyle yapıyorum. Karar büyüklerimizin takdiridir.” Görevden alınan Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli’nin bu sözleri, son yıllarda Türkiye’de kamu yönetimi üzerine yapılabilecek en önemli tartışmalardan birinin kapısını aralıyor. Çünkü mesele aslında bir valinin bisiklet sürmesi ya da spor kıyafeti giymesi değil. Mesele,
CHP’de yaşanan son kriz üzerine yapılan tartışmaların büyük bölümü hukuk, kurultay süreçleri ve liderlik hesapları etrafında dönüyor. Ancak bazen siyaset bilimi bize günlük siyasi tartışmaların göremediği şeyleri gösterir. Bugün CHP’de yaşananları anlamaya çalışırken aklıma Amerikalı siyaset bilimci David Easton’ın yarım asır önce geliştirdiği önemli bir kavram geliyor: “spesifik destek” ve “yaygın destek” (specific support ve
G7 Liderler Zirvesi Fransa’nın Evian kentinde sona erdi. Zirvenin ardından yayımlanan bildirilerde Ukrayna, Rusya, enerji güvenliği, yapay zekâ, küresel ekonomi ve demokratik dayanıklılık gibi başlıklar öne çıktı. Ancak zirvenin belki de en dikkat çekici yönü kimlerin davet edildiğiydi. Konuk ülkeler arasında Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Kenya ve Mısır vardı. Türkiye ise yoktu. İlk bakışta bu









