Prof. Dr. George Mason Üniversitesi, Barış ve Çatışma Çözümleri Carter Okulu Dekanı
Savaşın en yoğun anlarında, füzelerin aralıksız atıldığı, gerilimin her an tırmandığı bir ortamda, savaşın sonrasını düşünmek kimi zaman erken, hatta naif görünebilir. O anın aciliyeti içinde dikkatler doğal olarak bugüne ve sahadaki gelişmelere yönelir. Ancak tüm savaşlar bir noktada sona erer. Çoğu zaman belirleyici olan da, savaşın kendisinden çok, sonrasında neyin inşa edildiğidir. Bu
Türkiye’de yeniden canlanan çözüm süreci, ilk bakışta umut verici bir tablo sunuyordu. PKK’nın silah bırakma yönündeki mesajları, siyasi reform tartışmalarının yeniden gündeme gelmesi ve parlamentodaki hazırlıklar, uzun süredir devam eden bir çatışmanın sona ermesi için gerçek bir fırsat penceresi açmıştı. Ancak bugün gelinen noktada süreç belirgin biçimde yavaşlamış durumda. Bu yavaşlamayı sadece iç dinamiklerle açıklamak
Son günlerde sosyal medyayı takip edenler ilginç bir manzarayla karşılaşıyor. Türkiye’den İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’e yönelik övgüler, teşekkür mesajları ve dayanışma paylaşımları adeta bir dalga gibi büyüyor. Gazze konusunda İspanya’nın aldığı tutum ve İran savaşının gölgesinde Avrupa’dan gelen en açık siyasi seslerden biri olması, Türkiye’de dikkat çekici bir sempati oluşturmuş durumda. Elbette sosyal medyanın heyecanları
İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan askeri tırmanma, İran’ın İsrail’e misillemeleri ve bölgedeki Amerikan üslerine yönelik saldırılarıyla birlikte hızla genişleyen bir güvenlik krizine dönüşmüş durumda. Çatışmanın coğrafyası genişledikçe, Orta Doğu’nun yeni ve daha tehlikeli bir bölgesel savaşın eşiğine sürüklendiği yönündeki kaygılar da artıyor. Bu noktada tartışma çoğu zaman askeri dengelere odaklanıyor. Oysa daha temel
2026 Münih Güvenlik Konferansı daha başlamadan yayımlanan Münih Güvenlik Raporu dikkat çekici bir kavramla açıldı: “wrecking-ball politics”; bina yıkımlarında kullanılan “yıkım güllesi” anlamına geliyor. Rapor, mevcut uluslararası düzen kurumlarının büyük güç rekabeti ve yıkıcı jeopolitik hamleler nedeniyle aşındığını vurguluyordu. Mesaj açıktı: Mevcut mimari zorlanıyor. Konferans salonlarında ise sahne tanıdıktı. ABD-Çin rekabeti, Rusya-Ukrayna savaşı, NATO’nun geleceği,
DEM Parti heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Külliye’de yaptığı görüşme, bir süredir beklenen ama çerçevesi belirsiz temaslardan biriydi. Ancak bu kez görüşme, yalnızca bir diyalog fotoğrafı olarak kalmadı. Aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Terörsüz Türkiye” inisiyatifini bir başarı olarak tanımlaması ve Meclis’te kurulan komisyonun raporunun tamamlanmak üzere olduğunu açıklaması, sürecin yeni bir evreye girdiğine işaret
Ortadoğu’da gerilim yeniden yükselirken, Washington’da İran’a yönelik sınırlı bir askeri müdahale ihtimali giderek daha açık biçimde konuşuluyor. Bu tartışma, nükleer tesislere yönelik “nokta atışı” saldırılardan bölgesel vekalet ağlarının hedef alınmasına kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Türkiye’nin bu tabloda yeniden olası bir arabulucu olarak anılması ise şaşırtıcı değil. Ancak asıl soru şurada düğümleniyor: Türkiye, ABD









