Prof. Dr. George Mason Üniversitesi, Barış ve Çatışma Çözümleri Carter Okulu Dekanı
Türkiye yine haklı olarak gururlu. Filenin Sultanları, Brezilya’yı finalde mağlup ederek 2026 Voleybol Milletler Ligi şampiyonu oldu. Bu başarı birkaç iyi maçın değil; yıllardır sabırla kurulan bir sistemin, doğru yatırımların, fedakâr sporcuların ve Daniele Santarelli liderliğindeki teknik ekibin ortak emeğinin ürünü. Dünya voleybolunun zirvesine ikinci kez çıkmak tesadüf değildir. Bugün ülkenin dört bir yanında ortak
Türkiye’nin yeniden ivme kazanan çözüm sürecinde hazırlanan çerçeve yasa yalnızca PKK’nın silah bırakmasını ve örgütün tasfiyesini düzenlemeyecek. Aynı zamanda sürecin en zor, en tartışmalı ve belki de en belirleyici sorularından birine cevap vermek zorunda kalacak: Abdullah Öcalan’ın geleceği ne olacak? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yasal düzenleme, silahsızlanmanın hukuki zemini, örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılması
“Pedallamaya devam. Ben yelken, kürek sporcusuyum. Bisiklet sporcusuyum. Üzerimdeki kıyafet spor kıyafetidir. Sporu spor kıyafetiyle yapıyorum. Karar büyüklerimizin takdiridir.” Görevden alınan Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli’nin bu sözleri, son yıllarda Türkiye’de kamu yönetimi üzerine yapılabilecek en önemli tartışmalardan birinin kapısını aralıyor. Çünkü mesele aslında bir valinin bisiklet sürmesi ya da spor kıyafeti giymesi değil. Mesele,
CHP’de yaşanan son kriz üzerine yapılan tartışmaların büyük bölümü hukuk, kurultay süreçleri ve liderlik hesapları etrafında dönüyor. Ancak bazen siyaset bilimi bize günlük siyasi tartışmaların göremediği şeyleri gösterir. Bugün CHP’de yaşananları anlamaya çalışırken aklıma Amerikalı siyaset bilimci David Easton’ın yarım asır önce geliştirdiği önemli bir kavram geliyor: “spesifik destek” ve “yaygın destek” (specific support ve
G7 Liderler Zirvesi Fransa’nın Evian kentinde sona erdi. Zirvenin ardından yayımlanan bildirilerde Ukrayna, Rusya, enerji güvenliği, yapay zekâ, küresel ekonomi ve demokratik dayanıklılık gibi başlıklar öne çıktı. Ancak zirvenin belki de en dikkat çekici yönü kimlerin davet edildiğiydi. Konuk ülkeler arasında Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Kenya ve Mısır vardı. Türkiye ise yoktu. İlk bakışta bu
CHP’deki son gelişmeler yalnızca bir parti içi liderlik mücadelesi olarak okunursa, meselenin özü kaçırılır. Tartışmanın merkezinde artık Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel ya da kurultay sürecine ilişkin hukuki iddialar değil, çok daha temel bir soru bulunuyor: Bir siyasi partide nihai meşruiyetin kaynağı nedir? Mahkeme kararları mı? Yoksa üyelerin, delegelerin, örgütlerin ve seçmenlerin rızası mı? CHP içinde
Cumhuriyet Halk Partisi etrafında yaşanan kriz ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu çevresinde şekillenen yeniden kontrol arayışı, parti içinde ciddi bir kırılmaya yol açtı. Özellikle yerel seçim zaferinin ardından ortaya çıkan toplumsal enerji düşünüldüğünde, bu girişim birçok CHP seçmeninde hayal kırıklığı ve öfke yarattı. Çünkü seçmen, yıllar sonra ilk kez CHP’nin yalnızca “iktidarı eleştiren” bir
Türkiye siyasetinde son iki yılda yaşanan en dikkat çekici dönüşümlerden biri aslında yeterince analiz edilmiyor: Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Devlet Bahçeli, Kürt hareketi, DEM Parti ve nihayetinde Abdullah Öcalan’ı da içeren yeni sürecin en önemli siyasi taşıyıcılarından biri hâline geldi. Bundan birkaç yıl önce böyle bir tabloyu tarif etmek bile siyaseten imkânsız görünürdü. Çünkü









