Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

Parçalanmış Dünyada Arabuluculuk ve Barış Tasarımı

Yazar: Alpaslan Özerdem / 10 Nisan 2026, Cuma / Oda: Siyaset

İran Savaşında 15 günlük ateşkesin sağlanması sürecinde hem Washington hem de Tahran ile kurduğu doğrudan temasların belirleyici olduğu anlaşılan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir (sağda), 2025 Eylül ayında Washington’da Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Trump ile görülüyor. (Foto: Beyaz Saray)

İran savaşında son iki haftalık ateşkesin gelişi, tam anlamıyla “on birinci saat”te oldu. Bölge, daha geniş ve uzun süreli bir çatışmanın eşiğindeyken gelen bu duraklama bir nefes alma imkânı sundu.

Ancak asıl soru şu: Bu noktaya nasıl geldik? Belki daha da önemlisi: Bu ateşkes, bugünün dünyasında arabuluculuğun nasıl işlediğine dair bize ne söylüyor?

Çünkü bu ateşkes, klasik bir diplomatik başarı hikâyesi değil. Tam tersine, parçalanmış bir uluslararası sistemde barışın nasıl “yönetildiğini” gösteren bir örnek.

Pakistan’ın Beklenmedik Çıkışı

Bu süreçte Pakistan beklenmedik şekilde ön plana çıktı. Daha da dikkat çekici olan şu: Pakistan, bu sürece kadar küresel ölçekte güçlü bir arabuluculuk kapasitesiyle anılan bir aktör değildi.

Pakistan’ın öne çıkmasını sağlayan unsur, bir tür “kabul edilebilir orta alan”da konumlanabilmesiydi: ne tehdit oluşturacak kadar güçlü, ne reddedilecek kadar taraflı, ne de süreci siyasallaştıracak kadar görünür. Bu da onu hem kullanılabilir bir kanal hem de gerektiğinde yerini başka aktörlere bırakabilecek kadar “vazgeçilmez olmayan” bir arabulucu haline getirdi ki kimi zaman en etkili arabuluculuk tam da bu özellikten doğar.

Ancak bu süreç, yalnızca doğru konumlanmanın ötesine geçti. Pakistan kısa sürede süreci yöneten bir koordinasyon merkezine dönüştü. İran tarafının, ateşkesin ilk saatlerinde olası bir ihlale karşılık vermeye hazırlandığını, ancak Pakistan’ın devreye girerek bu adımı durdurduğunu ifade etmesi bunun somut bir göstergesi oldu.

Aynı şekilde temasların yalnızca diplomatik kanallarla değil, askeri ve istihbari hatlar üzerinden yürütüldüğü; özellikle Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in hem Washington hem de Tahran ile kurduğu doğrudan temasların belirleyici olduğu anlaşılıyor.

Bu, yeni dönemin arabuluculuğuna dair önemli bir işaret: Rol artık geçmişten değil, kriz anındaki işlevden doğuyor.

Çok Katmanlı ve Aktörlü Diplomasi

Ancak tabloyu yalnızca Pakistan üzerinden okumak eksik olur. Türkiye, Umman ve Mısır’ın gerilimi düşürmeye yönelik diplomatik çabaları ve Pakistan’a verdikleri destek, çok katmanlı bir sürecin parçasıydı. Ankara’nın dengeli tutumu onu bir “dengeleyici aktör” konumuna yerleştirdi.

Nitekim Türkiye’nin son yıllarda üstlendiği roller, orta güçlerin yalnızca kolaylaştırıcı değil, güven inşa eden ve süreci şekillendiren aktörler olabileceğini gösteriyor.

Dikkat çekici olan şu: Ateşkes, tek bir başkentte yazılmış bir anlaşma değil; farklı başkentlerde, farklı hesaplarla şekillenen bir süreç oldu.

Büyük Güçler ve Stratejik Dengeleme

Büyük güçlerin rolü dolaylı ama belirleyiciydi. ABD ve İsrail hızlı bir sonuç hedefledi; ancak İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kaldıraç olarak kullanması ve maliyeti küreselleştirmesi bu hesapları bozdu.

Çin ve Rusya doğrudan arabulucu olmadı; ancak çatışmanın kontrolsüz tırmanmasını sınırlayan bir denge çerçevesi oluşturdu. Avrupa’da Fransa’nın BM Güvenlik Konseyi’nde bu çizgide hareket etmesi ve bazı ülkelerin ABD’ye askeri erişimi kısıtlaması bu dengeyi pekiştirdi.

Bu tablo klasik anlamda arabuluculuk değildir. Ama barışın oluşumunda en az onun kadar etkili bir unsuru gösterir: stratejik dengeleme.

Çin ise doğrudan arabuluculuk yapmadan, İran üzerindeki etkisi ve istikrar vurgusuyla müzakere zeminini güçlendiren bir rol oynadı. Başka bir ifadeyle, günümüz uluslararası sisteminde büyük güçler barışı inşa etmekten çok çatışmanın sınırlarını tanımlayan aktörler haline geliyor.

Yeni Arabuluculuk Mantığı

Belki de bu ateşkesin en çarpıcı yönü, dizayn edilmiş bir sürecin sonucu olmamasıdır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde arabuluculuk süreçleri daha yapılandırılmıştı: net taraflar, belirgin kanallar ve çoğu zaman tek bir ana arabulucu. Bugün ise tablo farklı. Arabuluculuk artık dağınık, çok aktörlü ve rekabet ile işbirliğinin iç içe geçtiği bir süreç haline gelmiş durumda.

Bir yanda Pakistan gibi orta güçler, diğer yanda Türkiye ve Mısır gibi dengeleyiciler, arka planda Çin ve Rusya gibi sistemik aktörler… Hepsi aynı anda, farklı amaçlarla aynı sürecin parçası oluyor.

Bu da bize şunu gösteriyor: Barış artık tek bir masa etrafında kurulmaz. Parçalı bir sistemde, parçalı süreçlerle inşa ediliyor.

Parçalanmış Dünyada Barış Tasarımı

Arabuluculuk daha kapsayıcı ama aynı zamanda daha karmaşık. Evet, çok aktör daha fazla kırılma noktası demek. Ancak aynı durum tek bir arabulucuya bağımlılığın yarattığı kırılganlığı da azaltır.

Artık tüm yumurtalar tek bir sepete konmuyor. Bir arabulucu tıkandığında diğeri devreye girebiliyor; süreç kopmak yerine yön değiştirerek devam ediyor. Bu da çok aktörlü yapının yalnızca kırılganlık değil, esneklik ve dayanıklılık ürettiğini gösteriyor.

Dolayısıyla barışın sürdürülebilirliği artık sadece anlaşmanın içeriğine değil, onu taşıyan bu çok katmanlı ilişkiler ağına bağlı. Belki de en önemlisi: barış artık yalnızca diplomatik bir sonuç değil, bir “sistem tasarımı” meselesidir.

İran savaşındaki ateşkes bir son değil. Bir test. Eğer bu süreçten ders çıkarılır ve bölgesel ilişkiler daha fazla karşılıklı bağımlılık üzerine inşa edilirse, bu ateşkes bir dönüm noktasına dönüşebilir. Sonuçta mesele şu: Barış artık sadece savaşın bitmesi değildir. Barış, parçalanmış bir dünyada parçaları bir arada tutabilme becerisidir.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: ABD-İsrail, arabuluculuk, ateşkes, İran Savaşı, Pakistan

OKUMAYA DEVAM EDİN

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldı, kadınlar tepkili
TSK’dan Suriye’ye hava harekatı: 30 hedef vuruldu
Kıbrıs’ta çözümün engeli Birleşmiş Milletler mi?
  • Sivas katliamı: kanlı bir petrol savaşının kilit noktasıydı2 Temmuz 2026
  • Silivri’de 9 Temmuz gerilimi: İmamoğlu salondan çıkarıldı2 Temmuz 2026
  • Erdoğan NATO üzerinden AB’de Türkiye’ye yeni bir yer arıyor1 Temmuz 2026
  • Türkiye Avrupa Birliği Genişlemesiyle Hâlâ İlgileniyor mu?1 Temmuz 2026
  • Yeni partinin kuruluşu Kıbrıs veya Lozan’ın yıldönümünde30 Haziran 2026
  • Nükleer silahı olmayan ülkeler mi hedef alınıyor?30 Haziran 2026
  • Yargı paketleri amacına hizmet etmiyor30 Haziran 2026
  • Hak ve özgürlükler mücadelesi ABD ve AB’ye güvenilerek yürütülemez29 Haziran 2026
  • NATO Ankara Zirvesi: Askeri harcamalar, Ukrayna ve Türkiye’nin rolü29 Haziran 2026
  • Deryalar, Kaptanlar ve 64 Gün 19 Saatte Bir Devr-i Alem27 Haziran 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP