

Dünyanın ve ülkelerin kaderi, gerçekten kimsenin görmediği bir odada oturan birkaç kişinin mi elinde? Uluslararası finans çevreleri, istihbarat servisleri, dini tarikatlar, gizli örgütler, küresel elitler, teknoloji devleri, hatta halk arasında “ak sakallılar” diye tarif edilen gizemli yapıların? (Görsel: MagnoliaBox)
Geçtiğimiz hafta CHP’deki gelişmeleri “devlet aklına” bağlayan tartışma, Türkiye’de hep gündemde olan “üst akıl” tezlerini yeniden canlandırmış görünüyor. Bunlar elbette vardır. Tarih bize büyük güçlerin yalnızca diplomasiyle değil, ekonomiyle, istihbaratla, medya ile ve gerektiğinde örtülü operasyonlarla hareket ettiğini gösteriyor.
Bazı devletler rakip devletlerin siyasetini etkilemeye çalışır. İstihbarat örgütleri operasyon yürütür. Finans çevreleri sermaye hareketleriyle baskı oluşturabilir. Teknoloji şirketleri milyarlarca insanın verisini kontrol eder. Sosyal medya platformları algıları şekillendirir.
Dünyayı etkilemek isteyen güç odakları
Şili’de Salvador Allende’nin devrilmesi, Soğuk Savaş boyunca desteklenen veya tasfiye edilen yönetimler, bazı ülkelerde yaşanan ekonomik krizlerin siyasi sonuçları, bunun örnekleri arasında sayılabilir.
Bizim coğrafyamızda yıllardır dolaşan bir söz vardır: “İktidara yürümek istiyorsan önce Washington’dan icazet alırsın.” Benzer değerlendirmeleri Moskova’da da dinledim. Bazı Rus stratejistler, çevre ülkelerde kendilerine açıkça karşı duran yönetimleri istemediklerini saklamıyorlardı.
Aynı mantıkla bakarsak, Türkiye’nin de İran, Irak, Suriye, Yunanistan, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Libya, Lübnan, Balkanlar ve Orta Asya’da tamamen hasmane yönetimlerin işbaşına gelmesini istememesi son derece doğaldır. Her devlet kendi güvenlik çevresini mümkün olduğunca istikrarlı ve dostane görmek ister.
Dolayısıyla büyük güçlerin senaryolar hazırladığı inkâr edilemez.
Ancak dünyadaki her gelişmeyi görünmeyen güçlerle açıklamaya çalışmak da analitik tembelliktir.
Üst Akıl mı, Ortak Akıl mı?
Ben de bir zamanlar yukarıda olağanüstü bir “üst akıl” olduğunu sanıyordum. Diplomat olarak görev yaptığım yıllarda hazırladığımız analizler, politika notları ve konuşma metinleri olurdu. Doğrusu bunların yukarıda sayısız süzgeçten geçeceğini düşünürdüm. Sanki devletin zirvesinde kim olduğunu bilmediğimiz olağanüstü bir kurul vardı; bütün bilgileri topluyordu, farklı senaryoları değerlendiriyordu ve kusursuz kararlar veriyordu.
Fakat zaman içinde ilginç bir gerçekle karşılaştım. Hazırladığımız birçok analiz ve politika önerisi, önemli bir değişikliğe uğramadan karar süreçlerinden geçiyordu ve uygulanıyordu.
O zaman kendi kendime şu soruyu sordum: Acaba yukarıda sandığımız kadar gizemli bir üst akıl yok muydu? Yoksa devlet dediğimiz yapı, aslında iyi yetişmiş insanların ve güçlü kurumların ortak aklıyla mı çalışıyordu? Bugün ikinci ihtimalin gerçeğe çok daha yakın olduğuna inanıyorum.
Derin devlet ile devlet aklını karıştırmamak
“Derin devlet”, “yüksek akıl”, “üst akıl”, “gizli güçler” ve “devlet aklı” çoğu zaman aynı anlamda kullanılıyor. Oysa bunlar farklı kavramlardır. Derin devlet, hukukun dışına çıkan kapalı güç ağlarını ifade edebilir. Üst akıl ise çoğu zaman insanların karmaşık olayları açıklamak için başvurduğu soyut bir kavramdır.
Asıl önemli olansa devlet aklıdır. Çünkü devlet aklı;
* Kurumsal hafızadır,
* Liyakattir,
* Bilimsel analizdir,
* İstihbarat ile diplomasinin uyum içinde çalışabilmesidir,
* Ekonomi, enerji, teknoloji ve güvenliği aynı stratejik resim içinde değerlendirebilmektir,
* Günlük siyasi kazanç yerine uzun vadeli ulusal menfaati önceleyebilmektir.
Gerçek devlet aklı karanlık odalarda değil, güçlü kurumlarda yaşar. Büyük devletler komplo üretmez; seçenek üretir. Amerika alternatif senaryolar hazırlar. Çin uzun vadeli planlar yapar. Rusya jeopolitik hesaplar geliştirir. İngiltere kurumsal hafızasını kullanır. Avrupa Birliği onlarca farklı ihtimal üzerine çalışır. İsrail en kötü senaryoya göre hazırlık yapar.
Hiçbir ciddi devlet geleceğini tesadüflere bırakmaz. Risk analizleri hazırlanır. Alternatif liderlik ve kriz senaryoları çalışılır. Enerji arzından yapay zekâya kadar onlarca alanda uzun vadeli stratejiler geliştirilir. Ancak bu planların başarıya ulaşıp ulaşmaması karşı tarafın kurumsal gücüyle sınırlıdır. İç yapısı sağlam olan bir ülkeye dışarıdan yön vermek sanıldığı kadar kolay değildir.
Yeni çağın görünmeyen güçleri
Eskiden casuslar vardı. Bugün algoritmalar var. Eskiden propaganda radyoları vardı. Bugün sosyal medya platformları var. Eskiden ticaret şirketleri vardı. Bugün veri imparatorlukları var.
Enerji şirketleri, yatırım fonları, teknoloji devleri, siber güvenlik şirketleri, düşünce kuruluşları, üniversiteler, yapay zekâ laboratuvarları… Hepsi artık jeopolitiğin yeni aktörleri hâline geldi. Dolayısıyla devlet aklı yalnızca dışişleri veya istihbarat teşkilatının işi değildir.
Bilim, ekonomi, teknoloji, özel sektör ve akademi de bu ortak aklın ayrılmaz parçalarıdır.
Türkiye için asıl mesele
Türkiye’nin ihtiyacı efsanevi “ak sakallılar” değildir. İhtiyacımız olan;
* Güçlü ve hesap verebilir kurumlar,
* Liyakate dayalı insan kaynağı,
* Dünyayı okuyabilen diplomatlar,
* Stratejik düşünebilen bürokratlar,
* Bağımsız düşünce kuruluşları,
* Güçlü üniversiteler,
* Veri ve yapay zekâ kapasitesi,
* Ulusal menfaati günlük siyasetin üzerine koyabilen bir yönetim kültürüdür.
Çünkü devlet aklı kişilere bağlı olmamalıdır. Kişiler değişir. Hükümetler değişir. Liderler değişir. Ama devletin uzun vadeli çıkarları değişmez.
Dört stratejik tavsiye
1. Devlet aklını kurumsallaştırın, kişiselleştirmeyin. Devletin hafızası seçim dönemleriyle sıfırlanmamalıdır. Stratejik kurumlar liyakat esasına göre çalışmalı, bilgi ve tecrübe nesilden nesile aktarılmalıdır.
2. Milli Strateji ve Öngörü Merkezi kurulmalıdır. Jeopolitik, ekonomi, enerji, yapay zekâ, iklim, demografi ve siber güvenlik alanlarında 10, 20 ve 50 yıllık senaryolar üreten disiplinlerarası bir yapı oluşturulmalıdır. Günlük kriz yönetimi uzun vadeli stratejinin yerine geçemez.
3. En büyük millî güvenlik yatırımı insan sermayesine yapılmalıdır. Bugünün dünyasında ülkeleri yalnızca ordular değil, bilim insanları, diplomatlar, mühendisler, veri analistleri ve girişimciler güçlü kılar. En parlak beyinleri yetiştirmek ve kamu hizmetine kazandırmak stratejik bir öncelik olmalıdır.
4. Komplo teorilerine değil, stratejik hazırlığa odaklanılmalıdır. Dış müdahale girişimleri her zaman olacaktır. Ancak güçlü ekonomi, hukukun üstünlüğü, teknolojik bağımsızlık, enerji güvenliği ve toplumsal bütünlük sağlanabildiğinde hiçbir dış plan tek başına belirleyici olamaz. En iyi savunma, içeride sağlam bir devlet kapasitesi oluşturmaktır.
Gerçek “üst akıl”
Belki gerçekten dünyayı kendi çıkarlarına göre şekillendirmek isteyen güç odakları vardır. Belki zaman zaman bunda başarılı da olurlar. Ancak tarih bize daha önemli bir gerçeği gösteriyor: Bir ülkeyi dışarıdaki “üst akıl” kadar, hatta ondan daha fazla içerideki stratejik körlük, liyakatsizlik ve kurumsal zafiyet zayıflatır. 21. Yüzyılda en güçlü ülke, en fazla gizli plan yapan ülke olmayacaktır.
En güçlü ülke, en iyi insan kaynağını yetiştiren, en sağlam kurumları kuran, farklı görüşleri ortak bir stratejide buluşturabilen, en doğru veriyi üreten, değişimi herkesten önce okuyabilen ve bildiğini cesaretle uygulayabilen ülke olacaktır.
İşte benim anladığım anlamda gerçek üst akıl budur: Gizem değil, stratejik kapasite; komplo değil, kurumsal liyakat; korku değil, uzun vadeli devlet vizyonu.


