

Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakın çevresinden Bülent Kuşoğlu’nun Cansu Çamlıbel ile T24’te CHP üzerine konuşurken “devlet aklı” ve “ittihatçılık” bahislerini açması Ankara’da son haftalarda konuşulan bazı senaryoları su yüzüne çıkardı. (Foto: T24)
Cansu Çamlıbel’in T24’te Kemal Kılıçdaroğlu’nun “45 yıllık arkadaşı” ve hâlâ (belli ki artık en dar halkada olmasa da) yakınında olan Bülent Kuşoğlu ile yayınladığı söyleşi, bir süredir Ankara kulislerinde dolaşıma sokulan “devlet aklı” gibi, “İttihatçılık” gibi değerlendirmelerin su yüzüne çıkmasını sağladı. Birazdan örneklerine gireceğim, sağcı-solcu, iktidar-muhalefet demeden bazı çevreler, Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla Genel Başkanlığı işlevine son verilen CHP’nin başına getirilmesini adeta “devletin CHP’ye müdahalesi” ve bir “beka meselesi” olarak gösteriyorlar bir süredir.
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı, Kuşoğlu’nun sözlerine şu sözlerle sert tepki gösterdi: “Derin devlete meşruiyet tanımlayan (…) yaklaşım, tarihi bir talihsizliktir. Bu, Tom Barrack’ın tariflediği Türkiye’dir; monarşi tarifliyor, Cumhuriyet’ten önceki bir ittifakı tarifliyor. CHP’ye yapılanın bir devlet darbesi olduğunu söylüyor ve derin devlete bir kutsiyet ve önem atfediyor. Parlamento çatısı altında bunları konuşmayı zul sayarım.”
Peki, Kuşoğlu T24’e neler söylemişti? Bence önem taşıyan beş başlık vereceğim.
“Devlet aklı” ve “İttihatçılık”
1- “Devlet Aklı“: Kuşoğlu, Türkiye’deki mevcut siyasi tabloyu Osmanlı’nın son dönemindeki ana akımların (İslamcılık, Batıcılık, Milliyetçilik) İttihat ve Terakki eliyle birleştirilmesine benzetiyor. Bir “devlet aklının” arka planda kendine göre bir şeyler kurguladığını/yapmaya çalıştığını belirterek, CHP’nin bu süreçte rejime karşı bir arada ve güçlü bir “son kale” olarak durması gerektiğini vurguluyor.
2- Bürokrasi ve Seçim: Kuşoğlu mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde üst düzey bürokrasinin (40-50 bin kişi) iktidar değişimiyle tamamen değişecek olması nedeniyle, devlet mekanizmasının seçimlerde yüzde 1-2 civarında bir manipülasyon yapabilmesinin çok kolay olacağı iddiasında. Kılıçdaroğlu’nun 2023’te aslında yüzde 50 oy aldığını ama bu yolla yüzde 48’e manipüle edildiğini öne sürüyor.
Nedir bu “devlet aklı”?
İlk iki madde, gözler görülmeyen bir “derin devlet refleksinin” CHP içindeki “butlan krizinde” devrede olduğunu varsayıyor. Hayli iddialı bir değerlendirme olsa da konuşulup tartışıldığını anlıyoruz.
Peki, nedir bu “devlet aklı”?
Cansu Çamlıbel sormuş. Aslında Maliye üst bürokrasisinden ve merkez sağdan gelen, daha önce DYP ve Demokrat Parti yönetimlerinde bulunmuş olan Kuşoğlu da şu yanıtı vermiş:
• “Devlet aklından ben devlette çalışanların, devlet bürokrasinin aklını anlıyorum. Bunlar isimlendirilemez. Güvenlik konularında, maliye ve hazineyi ilgilendiren konularda oturdukları koltuklar dolayısıyla, kendilerine gelen bilgiler, yaptıkları değerlendirmeler dolayısıyla bir etkileşim söz konusu oluyor ve bir akıl ortaya çıkıyor. İşte o, devlet aklı. O devlet aklının arkasında yabancının olmaması lazım, arkasında başka akılların olmaması lazım. Temiz olması lazım o akılın. Kastettiğim o. Yani böyle derin devlet gibi bir şeyi kastetmiyorum.”
Aslında Kuşoğlu, tam olarak Türkiye sayesinde dünya siyaset literatürüne giren “derin devlet” kavramını tanımlıyor. Yıllar önce Fikret Bila ile Süleyman Demirel’i canlı yayında zorlamış ve “Derin devlet askerdir” yanıtını almıştı. Kuşoğlu’nun tanımı daha kapsamlı.
İlginç çakışma ve çağrışımlar
Bu tanımı, yazının ilerleyen bölümlerinde lazım olacak şekilde aklımızda tutarak maddeleri sıralamayı sürdürelim. Bundan sonraki üç madde, daha CHP içi süreçlere dair.
3- Kurultay ve Kılıçdaroğlu–Özel görüşmesi: Kuşoğlu, Kılıçdaroğlu’nun Kurultay’ı toplama zorunluluğu olduğunu, ancak bunun Kılıçdaroğlu ve Özel arasında görüşülmesi gerektiğini söylüyor. “İki liderin mutlaka bir araya gelmesi ve ortak ekipler kurarak çalışması gerektiği” şaşılacak şekilde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “feragat” önerisine benziyor.
4- Cumhurbaşkanlığı adaylığı seçenekleri: Ekrem İmamoğlu hakkındaki yargı süreçlerini (tam Kılıçdaroğlu’nun tutumunu yansıtmayan şekilde) “siyasi bir mesele” olarak değerlendiren Kuşoğlu, “Adayımız Mansur Bey de Özgür Bey de olabilir” derken Kılıçdaroğlu’nun kimseyle paylaşmadığını tahmin ettiğim gerçek düşüncesini yansıtmıyor olabilir.
5- CHP’de yapısal dönüşüm zorunluluğu: Yeni dünya düzeninin siyasetin klasik mantığını da bitirdiğini öne süren Kuşoğlu, “CHP dönüşmeden Türkiye dönüşemez” diyerek partinin Türkiye’yi ve toplumu “güçlendirecek” yapısal bir dönüşüm gerçekleştirmesi gerektiğini söylüyor. Bu hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “iç cepheyi tahkim” hem de Özel’in “değişim” hedeflerini birlikte çağrıştırıyor.
Kılıçdaroğlu’nun FETÖ özrü
Bu mülakat, Kılıçdaroğlu’nun 30 Mayıs’ta CHP Genel Merkezi önündeki konuşmasında, parti üyelerinden “dış odakların” güdümündeki “FETÖ ajanlarının” partiye sızdığını fark edemediği, engelleyemediği için özür dilemesinden hemen sonra yayınlandı.
Özel’in “FETÖ ajanı” olduğuna, 15 Temmuz 2026 darbe gecesi TBMM’deki duruşu nedeniyle, bırakın CHP’lileri, AK Parti ve MHP’lileri dahi inandırmak zordur.
Ama Kılıçdaroğlu’nun özrü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Temmuz sonrasında “Kandırıldım. Rabbim ve milletim affetsin” demesinden ağırdır. Çünkü Erdoğan, Fethullah Gülen’i bir dönem “Kıblemiz bir” diyerek müttefik saymış, devlet kapılarını onlara açmıştır.
Oysa o dönem Kılıçdaroğlu tam da bu nedenle Erdoğan’ı “F tipi yapının” devleti ele geçirmesine neden olmakla suçluyordu, örneğin 17-25 Aralık 2015 olayındaki yasadışı bant kayıtlarını TBMM kürsüsünden yayınlıyordu.
Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki butlan krizindeki payına gerekçe yaptığı “FETÖ özrü”, hayatın olağan akışına aykırıdır ve Kuşoğlu’nun T24 söyleşisi sayesinde arka plandaki başka tartışmaların su yüzüne çıkmasıyla başka bir anlam kazanmaya başladığını söyleyebiliriz.
Şimdi vatanı kim kimden “kurtaracak”?
Gerçi bu “devlet aklı” ve “dış odaklar/dış tehdit” söylemi bir süredir açığa çıkma işaretleri veriyordu.
Örneğin Bahçeli, CHP içinde bir an önce uzlaşmanın sağlanması gereğini, “etrafımızın ateş çemberi olduğu bir ahvalde aynı zamanda da Terörsüz Türkiye iradesinin vücut bulduğu iklimde toplumsal hareketliliğe CHP üzerinden yönelme girişimlerine fırsat vermemenin elzem” olmasına bağlıyor.
AK Parti çizgisindeki gazetecilerden Zafer Şahin’in şu değerlendirmesi adeta “devlet aklı” ve “ittihat” söylemlerinin erken manifestosu gibiydi:
• “CHP’yi sarsan “Mutlak butlan” kararı özünde devletin kendisi için çok önemli olan bir siyasi partiyi koruma refleksi ile harekete geçmesinden ibarettir.
• “Devlet, (…) paranın gücüyle Türk siyasetinin CHP’den başlayarak dizayn edilmesi makro projesine izin vermemiştir.
• “Bu projenin sahipleri(nin) (…) devletin tarih yeniden yazılırken, sınırlar yeniden çizilirken zafiyet göstermeyeceğini bilmeleri gerekirdi.”
Yine birileri bir asır önce Türkiye’yi Birinci Dünya Savaşı’na sürükleyen İttihatçı ruhla CHP liderliği üzerinden bir şeyler kendilerince “vatan kurtarma” kurguları mı yapıyor? Olanlar, söylenenler hayatın olağan akışına aykırıdır. Neler oluyor?


