Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın 20 Haziran’da İstanbul’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmesi hem iki ülke ilişkilerinde hem de Kafkaslarda yeni bir sayfa açmaya aday. Onun ayrıntıları ve anlamına ayrıca geleceğim. Ama önce Paşinyan’ın Erivan’a döner dönmez Türkiye ziyareti nedeniyle Ermeni Kilisesi tarafından aleyhinde başlatılan, hayli bel altı kampanyaya ve onun da karşılık vermesi üzerine başlayan
Bazı ülkeler masada olur, bazıları menüde, bazıları oyunu kurar, bazılarıysa hiç davet edilmese bile oyunu bozar. Türkiye, artık üçüncü kategoriye giriyor: oyuna alınmasa da sonucu değiştiren, dışlanmak istense de hesaba katılmadan adım atılamayan bir aktör haline geliyor. Bu durum sadece hükümetin resmi diplomatik çabaların sonucu değil. Son yıllarda Türkiye’nin görünmeyen ama sahada etkili gücü olan
Azerbaycan Dışişleri Ceyhun Bakanı Bayramov 13 Mart’ta son Karabağ Savaşının (19-20 Eylül 2023) Azerbaycan’ın zaferi ile sonuçlanmasından bu yana müzakeresi sürdürülen barış anlaşması hükümleri üzerinde Ermenistan’la mutabakata varıldığını açıklamıştır. Antlaşma metni henüz açıklanmamıştır. Ancak bu mutabakat ile, Azerbaycan’ın temel isteklerinin karşılandığı, Karabağ üzerindeki Ermeni iddialarını sonlandırıldığı, Karabağ’ın yeni nüfus kompozisyonunun korunduğu, iki ülke arasındaki sınırların
Türkiye’den bir grup gazeteciyle yaptığımız kısa Ermenistan ziyaretinde (*) bize Başbakan Nikol Paşinyan’la uzunca bir röportaj yapma, ülke yöneticileriyle konuşma fırsatı verdi. Paşinyan’ın siyasetini “Büyük ‘abiniz’ yoksa mahallenizdekilerle barış yapmak en iyisidir” diye özetlemek mümkün. Mahalleyle barış yapmanın ilk adımı Azerbaycan’la iki ülkenin toprak bütünlüğünü, sınırlarını tanıyan bir barış anlaşmasının imzalanması ise, ikincisi de Türkiye
Suriye ordusunun yeniden yapılanmasında Türkiye’nin aktif rol oynayacağı bildiriliyor. Milli Savunma Bakanlığı kaynaklarının Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın 4 Şubat’taki Ankara ziyareti ardından yaptığı açıklamaya göre teklif Suriye’den geldi ve ilk temas bir hafta önce sağlandı. Kaynakların YetkinReport’a verdiği bilgiye göre Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in talimatıyla bakanlığın Savunma ve Güvenlik Genel Müdürü Tümgeneral İlkay Altındağ başkanlığında
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Azerbaycan Hava Yolları’na (AZAL) ait yolcu uçağının Rus hava sahasında düşmesi nedeniyle resmen özür diledi. Bu, Rusya’nın kazadaki sorumluluğunu kabul ettiği ilk resmi açıklama oldu. Kremlin’den yapılan yazılı açıklamada, Putin’in hayatını kaybedenlerin ailelerine derinden ve samimi başsağlığı dilediği, yaralılara da acil şifalar
Bilindiği kadarıyla ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı ilk askeri yaptırım 11 Aralık 1974’te başladı. Görünürdeki gerekçe 20 Temmuz 1974’teki Kıbrıs harekâtıydı. Asıl neden başkaydı. ABD Kongresinin Türkiye’ye askeri silah ve malzeme satışını kesme kararı almasının asıl nedeni, iş başındaki Bülent Ecevit-Necmettin Erbakan (CHP-MSP) koalisyonunun 12 Mart 1971 darbesi ardından askeri yönetimin tercihiyle kurulan Nihat Erim “teknokrat” hükümetinin
Türkiye-İran ilişkilerinden bahsederken, genellikle 1639 Kasrı Şirin Antlaşması’ndan bu yana sınırlarımızın değişmediğini vurgulayarak başlarız söze. Bu, iki ülke arasındaki tarihi derinliğin, siyasi istikrarın ve yüzyıllar boyunca onca iniş çıkışlı ilişki dönemeçlerine rağmen statükoya saygının sembolüdür. Zaman zaman aynı coğrafyada bölgesel rekabete dönüşebilen bu köklü ilişkilerin altında Sünni-Şii ayrımının çok ötesinde birbirinden farklı ve dinamik unsurlar
“İki devlet, bir millet” sözünü ben defa Ebulfez Elçibey’den duydum. Elçibey henüz yasaklıyken, 1992 başlarında Azerbaycan Sovyetlerden bağımsızlığını ilan etmişken, Bakü’de Halk Cephesine ait bir bodrum katında Semih İdiz ve Aziz Utkan ile söyleşiye gitmiştik. Bizim ülkücü-milliyetçi takım bozkurt selamı gibi bu sloganı da Azerbaycan’dan öğrenip ithal etmiştir. Etkili bir slogandır ama “Bir devlet, bir









