Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan uzun hafta sonu tatili için gittiği memleketi Güneysu’da “Önümüzdeki seçimi atlatalım” deyince, konu sıkıntısındaki yorumcu arkadaşlardan seçim tarihi tahminleri başladı. Bu sözler, hemen öncesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın ekonomi kurmaylarıyla birlikte açıkladığı 2026-2029 Orta Vadeli Program (OVP) ile birleştirilince “2027’de seçim var” tahlilleri, bunu izledi. Erdoğan’ın seçim stratejisinin de seçim tarihi alternatiflerinin
Gazeteci Nagehan Alçı’nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmeden aktardığına göre, Abdullah Öcalan için İmralı’da yeni bir yaşam ve çalışma alanı hazırlanmış. Ama Öcalan buraya geçmeyi kabul etmiyor. Alçı’nın “Neden?” sorusuna Bahçeli’nin verdiği yanıt ise son derece çarpıcı: “Çünkü statü istiyor.” Eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar da bunun ardından Öcalan’ın statü konusunda
Türkiye, PKK ile kırk yılı aşan çatışmayı sona erdirme konusunda belki de uzun zamandır olmadığı kadar önemli bir siyasi eşiğe geldi. Kağıt üzerinde bakıldığında Türkiye’nin önünde güçlü bir barış fırsatı var. Ancak MetroPOLL’ün Ağustos 2026 Türkiye’nin Nabzı araştırması siyasi liderler düzeyinde varılan uzlaşmanın henüz tabana yayılmaktan uzak olduğunu, halkın yaklaşık yüzde 70 kadarının PKK’nın silah
Barış süreçleri yalnız müzakere masasında değil, siyasetin günlük akışı içinde de kazanılır veya kaybedilir. Bunun için bazen tek bir görüntü, aylarca yapılan görüşmelerden daha etkili olabilir. 2009’da Habur’dan Türkiye’ye giren 34 PKK mensubunun karşılanması bunun en çarpıcı örneğiydi. Hükümetin “demokratik açılım” olarak başlattığı süreç, bir anda toplumun bir kesiminde “PKK zafer kazanmış gibi karşılandı” algısıyla
Tamam, “Türkiye demeyelim”, konuyu sadece PKK’nın silah bırakmasına sıkıştırmayalım. Tamam, “Çözüm süreci” de demeyelim; akla daha önceki başarısızlıkları, her başarısızlığın ardından daha fazla kan dökülmesini getirmeyelim. Tamam, “Milli Dayanışma ve Bütünleşme” hiçbir cazibesi olmayan, bürokratik bir sıfatı kimse kullanmaz zaten. Tamam, Kürt sorununa siyasi çözüm süreci de demeyelim, konu orayı da aşıyor, Anayasa’nın 2’nci maddesinde
DEM Parti PKK lideri Abdullah Öcalan’la 27 Mart’ta yaptıkları görüşmede söylediklerini -belli ki üç gün süren onay çalışmaları ardından- 31 Mart’ta açıkladı. Öcalan’ın “Cumhuriyetle bir sorunlarının olmadığı”, ama “demokratik hale getirmek” için silahların bırakılması gerektiği, çünkü artık “silahlı mücadele döneminin sona erdiği” beyanları fazla yankılanmadı. Çünkü AK Parti “Önce PKK silah bıraksın” derken, PKK “Önce
İktidardaki AK Parti, Meclis’te kendisinden sonra ikinci ve üçüncü büyük gruba sahip muhalefet partileri CHP ve DEM’i, siyasetleri açısından değerli birer kişiyi hapisten çıkarma gündemine sıkıştırıp kendi gündemine odaklanma çabasında. İç siyasette olan biteni bir cümlede özetlemeye kalkarsanız işin özeti budur. Bir cümlede ifade edilemeyecek konu yoktur. Zordur ama beyninizi bir cümlede ifade etmeye zorladığınızda
PKK, Türkiye’deki “tüm güçlerini” geri çekmeye başladığını açıkladı. Açıklama 26 Ekim’de PKK’nın üst kadrosundan, KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok tarafından Kuzey Irak’ta yapıldı. Ok, silahlı militanların Irak’a çekilme işleminin sürmekte olduğunu, çekilenlerden bir kısmının da açıklama sırasında hazır bulunan toplam 25 üst düzey PKK militanları arasında bulunduğunu söyledi. Açıklamaya iktidardan ilk tepkiyi veren AK
İktidarın “Terörsüz Türkiye” süreci için kurulan Meclis Komisyonu 28 Ağustos’ta önceki TBMM başkanlarını dinledi. Tam Cemil Çiçek konuşuyorken Meclis’in üzerinden savaş uçakları alçaktan uçmaya başladı. Önce herkes “Ne oluyor?” diye birbirine baktı. Burası Türkiye. Sonra 30 Ağustos Zafer Bayramı törenleri için Türk Yıldızlarının prova uçuşları olduğu anlaşıldı. Aynı sıralarda DEM Parti TBMM Başkan Vekili Pervin









