

AK Parti Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz’un da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum’la benzer çizgiye gelmesiyle takvim az çok belli oldu. Erdoğan’ın 2024’te belirlediği “Kazanamıyorsan, kaybettir” stratejisi Terörsüz Türkiye süreciyle paralel ilerliyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan uzun hafta sonu tatili için gittiği memleketi Güneysu’da “Önümüzdeki seçimi atlatalım” deyince, konu sıkıntısındaki yorumcu arkadaşlardan seçim tarihi tahminleri başladı. Bu sözler, hemen öncesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın ekonomi kurmaylarıyla birlikte açıkladığı 2026-2029 Orta Vadeli Program (OVP) ile birleştirilince “2027’de seçim var” tahlilleri, bunu izledi.
Erdoğan’ın seçim stratejisinin de seçim tarihi alternatiflerinin de çoktan belli olduğu kanısındayım.
“Kazanamıyorsan kaybettir”
Bu stratejinin 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde AK Parti’nin aldığı yenilgi sonrasında, o dönem Özgür Özel yönetimindeki CHP ile “normalleşme” döneminde kotarılmaya başladığı bugünden geriye bakınca görülüyor.
Bu stratejiyi “Kazanamıyorsan, kaybetmelerini sağla” diye özetlemek mümkün.
Somuta indirgersek bu süreçte;
- CHP’li belediyeler bir yandan mali diğer yandan adli soruşturmalarla “silkelendi”,
- CHP’nin çok erken hamleyle Cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği Ekrem İmamoğlu hedef alınarak ana muhalefet kendi derdiyle uğraşır konuma itildi, devamında Mutlak butlan kararıyla bölündü
- CHP ve artık Yeni Parti ile DEM Parti arasında bağlar koparılamasa da DEM Parti’nin önünde yeni siyaset ihtimalleri çıktı,
- Muhalefette yayılan siyasi travmayı Erdoğan bir zamanlar etik nedenlerle karşı olduğu siyasi transferlerle AK Parti’nin kapılarını bütün muhalif milletvekilleri ve belediye başkanlarına açarak değerlendirdi, parlamenter dengeleri dağıttı.
Erdoğan’ın muhalefeti belediyeler üzerinden dağıtmaya girişmesiyle, Cumhur İttifakı ortağı MHP lideri Devlet Bahçeli’nin inisiyatifiyle Terörsüz Türkiye sürecinin başlamasının 2024’ün Ekim ayına denk gelmesi rastlantı değildir.
Biraz açalım.
Paralel iki süreç
Bunu söylemekle PKK’nın silahsızlandırılması yoluyla Kürt sorununa Meclis çatısı altında siyasi çözüm arayışını seçim kazanmaya ve yeni anayasa yapmaya yönelik bir siyasi taktik düzeyine indirgiyor değilim. Birbirine paralel ve birbirini besleyen süreçler olduğunu da inkâr etmiyorum.
Güvenlik güçlerinin son on yıldır değiştirdiği stratejiyle askeri anlamda verdiği hasara ek olarak Suriye’de rejim değişikliği ve ABD’nin tutumunun değişmesiyle birlikte PKK açısından yolun sonuna geliniyordu zaten. PKK’nın sosyolojik tabanında dahi önceliğin ekonomik konularda olduğu, çatışma ortamından bıkkınlık, fiili entegrasyon dönemi zaten ilan edilmeden başlamıştı.
İsrail’in ABD üzerinde İran baskısı artıyordu. Türkiye’nin de hızla değişen demografik ve sosyal yapısından yeni enerji, sanayi ve ihracat ihtiyaçlarına dek iç barışı güçlendirmeden, ki bunu Erdoğan 2024 Ahlat konuşmasında “iç cepheyi tahkim” diyerek dile getirmişti, “dış cephede”, bölgesel siyaset ve ekonomide hızla mesafe alma imkânı daralıyordu.
PKK’nın silahlı tehdit olmaktan çıkarılması ve iç barış süreci Türkiye için uzun süredir bir zorunluluktu; bu ayrı.
AK Parti’nin DEM’e ihtiyacı var mı?
Öte yandan, geldiğimiz aşamada muhalefetin 2023 genel seçimlerinde olduğu gibi resmen ya da 2024 yerel seçimlerinde olduğu gibi yerel işbirlikleri yoluyla AK Parti-MHP karşısında ortak aday çıkaracak durumda görünmediği de ortada.
Böylelikle, özellikle de Terörsüz Türkiye sürecine açıktan ya da dolaylı karşı çıkanların işlediği “Cumhur’un gizli ortağı” söylemiyle Erdoğan’ın erken seçim ve/veya yeni Anayasa hedeflerine DEM’in destek vereceği yorumlarına geliyoruz.
Bu soru geçenlerde DEM İmralı heyetinin basın toplantısında da soruldu. Hem Mithat Sancar hem de Gültan Kışanak aynı yanıtı verdiler: AK Parti bunu istese artık başka yollardan da yapabilirdi, artık DEM’e ihtiyacı yoktu. Haklıydılar.
Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için Meclis’in en az 360 oyla erken seçim kararı alması gerekiyor. Yakın zamana dek Meclis’teki sandalye dağılımı üzerinden olasılık hesapları yapıyorduk. Oysa bu statik hesaplar siyasetin akışkan hâle gelmesiyle artık değişti. Çünkü artık; kimi hakkında soruşturma açıklasın diye, kimi siyasi ikbali kimi çıkarı öyle gerektirdiği için Erdoğan’ın yakasına rozaet takması için bekleyen siyasiler var; Erdoğan açığı onlarla kapatabilecek durumda.
Seçenekli seçim takvimi
Öncelikle Erdoğan’ın aday olabilmesi için ya Anayasa değişikliği ya da Meclis’in seçim kararı gerekiyor; ikincisi daha kolay.
İktidar çevrelerinde şimdiye dek dile getirilmiş iki tarih var: kasım 2027 ve nisan 2028.
Terörüz Türkiye süreci takvimine bakarsak, görünüm şöyle:
- Her şey PKK’nın silah bırakmasına bağlı. Hem DEM hem de hükümet çevreleri silah konusunun PKK saflarından gelen yeni taleplere karşın 2-3 ayda tamamlanmasını temenni ediyor.
- Cumhurbaşkanı MGK’nın “İşlem tamam” raporunu onaylarsa Çerçeve Yasa’nın 6 aylık uygulama süreci başlayacak.
- Gelişmeler planlandığı gibi giderse, bu bizi 2027’nin ilk yarısına getirecek.
Erdoğan’ın siyasi hamlelerle ekonomik sıkıntılardan koparttığını umduğu siyasi ortam el verirse, Meclis aritmetiğini de zorlayıp, özellikle AK Parti çevrelerinden çıkan Kasım 2027 formülü mümkün.
Ben daha çok, şimdiye dek dedikleri çoğunlukla çıkan, Cumhurbaşkanı Hukuk Başdanışmanı Mehmet Uçum tarafından dillendirilen Nisan 2028’i olabilecek gibi görüyorum. AK Parti Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz’un da bu çizgiye gelmesi bu ihtimali güçlendiriyor.
Elbette siyasi tarihin evdeki hesapların çarşıda tutmayışının kronolojik sıralaması olduğunu hatırda tutmak gerekiyor.


