

Osman Gazi yüzer üretim platformuyla Filyos üzerinden Türkiye’nin enerji havuzuna daha çok Karadeniz doğal gazı gelecek. Bu enerjiyle sınırlı kalmayacak stratejik bir fırsat; bir Filyos master planına ihtiyaç var. (Foto: Enerji Bakanlığı)
Filyos, Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde. Türkiye’nin en önemli doğal gaz işleme tesislerinden biri orada. Filyos’ta dört gün kaldım. Türkiye’nin ilk doğal gaz üretim gemisi Osman Gazi’yi, doğal gaz tesislerini, limanı ve çevresini yerinde gördüm.
İnsan ister istemez etkileniyor; karşımızdaki yalnızca devasa bir platform değil. Türkiye’nin denizlerde enerji serüveninde aramadan üretime, oradan ileri deniz mühendisliğine geçişinin en somut göstergelerinden biri.
Ama Filyos’tan ayrılırken aklımda yalnızca doğal gaz yoktu.
Liman, demiryolu, Filyos Vadisi, Tios Antik Kenti, ormanlar, sulak alanlar, bölgenin gençleri, Karadeniz’in karşı kıyısındaki Romanya’nın Köstence Limanı ve giderek önem kazanan güvenlik meselesi de vardı.
Çünkü buraya yalnızca “Kaç metreküp gaz çıkaracağız?” diye bakmak artık eksik kalır. Filyos, Türkiye’nin gelecek 30–50 yılını ilgilendirecek enerji, teknoloji, lojistik, sanayi, insan, tarih ve doğa projesi olarak düşünülmeli.
Osman Gazi neden önemli?
Önce kavramı doğru koyalım: Osman Gazi bir sondaj gemisi değil. Sakarya Gaz Sahası’nın ikinci geliştirme fazında görev yapacak yüzer üretim platformu. Kuyulardan gelen gaz burada işlenecek, ardından denizaltı sistemi üzerinden karaya gönderilecek.
Sakarya Sahası Filyos’un yaklaşık 170 kilometre açığında, Karadeniz’in 2200 metre derinliğinde.
Günde 20 milyon metreküp, Osman Gazi’nin tek başına üreteceği miktar değil. İkinci faz tamamlandığında Sakarya Gaz Sahası’nın toplam üretim kapasitesinin bu seviyeye ulaşması hedefleniyor.
Üçüncü fazda, 2028’de ikinci yüzer üretim platformunun devreye girmesiyle hedef 40–45 milyon metreküp/gün bandı.
Bu ne demek?
Günde 20 milyon metreküp, yılda yaklaşık 7,3 milyar metreküp, 45 milyon metreküp ise yaklaşık 16,4 milyar metreküp eder. Türkiye’nin bugünkü tüketimiyle karşılaştırıldığında, teorik olarak ihtiyacın yüzde 12’sinden yüzde 27–28’ine kadar çıkabilecek bir üretimden söz ediyoruz.
Doğal gaz ithalatı devam edecek mi?
Bu rakamlar Türkiye’nin doğal gaz ithal etmeye devam edeceğini gösteriyor, ama artık biraz daha az ithal edecek. Rusya, Azerbaycan ve İran’la boru gazı sözleşmelerini, ABD, Katar, Cezayir ve diğer LNG tedarikçileriyle anlaşmaları müzakere ederken, elinizde ciddi miktarda kendi üretiminizin bulunması masadaki ağırlığınızı değiştirir.
Enerji güvenliği zaten her şeyi kendiniz üretmek değildir; hiçbir ülkeye, kaynağa veya güzergâha aşırı bağımlı kalmamaktır.
Sakarya keşfi Ağustos 2020’de yapıldı. İlk gaz Nisan 2023’te karaya ulaştı.
Yaklaşık 170 kilometre açıkta, 2.200 metre civarında su derinliğindeki büyük bir sahanın yaklaşık 32 ayda üretime geçirilmesi önemli bir başarıdır.
“Dünyada benzeri yok” demeye gerek yok. Mısır’ın Zohr sahasında da keşiften üretime iki buçuk yıldan kısa sürede geçildi.
Doğru cümle şu: Türkiye hızlı geliştirilen büyük derin deniz doğal gaz projeleri arasına girmeyi başardı.
Maliyet sorusunu da soralım
TPAO’nun, TP-OTC’nin, Türk mühendislerinin ve teknisyenlerinin hakkını teslim etmek gerekiyor. Aynı zamanda SLB, Subsea7 ve Saipem gibi uluslararası şirketlerin teknoloji ve mühendislik katkısını da görmeliyiz.
Dünyanın en iyileriyle çalışalım, bilgiyi içeri alalım, insanımızı yetiştirelim ve zamanla bu kabiliyeti başka ülkelere ihraç edelim.
Ama şimdi başka bir soruyu sormanın zamanı: Bir metreküp Karadeniz gazı bize gerçekte kaça geliyor?
Kuyular, platformlar, denizaltı sistemleri, boru hatları, finansman, sigorta, bakım, işletme ve güvenlik dahil tam yaşam döngüsü maliyetini bilmeliyiz.
Şeffaflık başarının değerini azaltmaz; artırır.
Filyos gazdan ibaret değil
Filyos Limanı doğal gaz keşfinden önce tasarlandı. Yıllık yaklaşık 25 milyon ton kapasitesiyle büyük bir ticaret ve lojistik limanı olarak düşünüldü.
TPAO ihtiyacı olan alanı kullansın. Filyos sondaj gemilerine, Osman Gazi’ye ve gelecekteki platformlara hizmet veren kalıcı bir Karadeniz offshore teknoloji üssüne dönüşsün.
Ama limanın ticari kimliği kaybolmasın. Karadeniz’in karşı kıyısında Köstence var. Köstence, Tuna–Karadeniz Kanalı, demiryolu ve karayoluyla Avrupa’nın içlerine bağlanıyor.
Neden bir Filyos–Köstence–Tuna koridorunun fizibilitesini yapmayalım?
Anadolu’dan demiryoluyla Filyos’a gelen mallar Köstence üzerinden Tuna Havzası’na ve Orta Avrupa’ya taşınabilir mi? Avrupa’dan gelen yükler Filyos üzerinden Anadolu’ya, Kafkasya’ya ve Orta Koridor’a bağlanabilir mi?
Uygulanabilir mi? Bilmiyorum, ama çalışmaya değer.
Gaz geliyor da gençler kalıyor mu?
Filyos’un bir başka meselesi de insan. Zonguldak’ın ekonomik ve toplumsal dokusu kuşaklar boyunca taşkömürü ve TTK etrafında şekillendi. Bu yapı değişiyor. Geleneksel madencilik artık tek başına bölgenin gençlerine gelecek sunamaz.
O nedenle kendimize şu soruyu soralım: Gaz geliyor, liman geliyor, teknoloji geliyor; peki gençler kalacak mı?
Yüksek katma değerli işleri dışarıdan gelen uzmanlar yapar; yerel nüfusa yalnız düşük nitelikli işler kalırsa, Filyos büyür ama Zonguldak kalkınamaz.
Bölge üniversiteleri, TPAO, TP-OTC, TTK ve özel sektör birlikte offshore mühendisliği, denizaltı sistemleri, robotik, lojistik, bakım, çevre teknolojileri ve siber güvenlik alanlarında gençleri yetiştirmeli.
Başarıyı yalnız kaç milyar metreküp gaz çıkardığımızla değil, kaç gencin göç etmek yerine burada geleceğini kurduğuyla da ölçelim.
Karadeniz artık eski Karadeniz değil
Bir de jeopolitik gerçeklik var.
Hürmüz’den Babülmendep’e yaşanan her kriz petrol ve doğal gaz, özellikle LNG taşımacılığını, navlunları ve sigorta maliyetlerini etkiliyor.
Rusya-Ukrayna savaşı daha çarpıcı bir gerçeği gösterdi: enerji altyapısı artık savaşın arka planındaki ekonomik unsur değil, doğrudan hedef.
Enerji tesisleri, rafineriler, limanlar ve depolama altyapısı karşılıklı saldırılara uğruyor.
Karadeniz’de de mayınlardan insansız deniz ve hava araçlarına, ticari gemilerin güvenliğinden sigorta maliyetlerine kadar farklı bir güvenlik ortamı ortaya çıktı.
Dolayısıyla Filyos’a otuz yıl öncesinin enerji güvenliği anlayışıyla bakamayız.
Bir platform, liman, gaz işleme tesisi veya denizaltı boru hattı artık yalnız ekonomik varlık değildir: kritik millî altyapıdır.
Fiziksel güvenliği, sualtı güvenliği, drone tehdidi, siber savunması, yedek sistemleri ve kesinti halinde hızlı onarım kapasitesi birlikte düşünülmeli.
Filyos’u askerîleştirmekten söz etmiyorum. Ekonomik değeri büyüdükçe onu koruyacak akıllı, çok katmanlı ve mümkün olduğunca görünmez bir güvenlik mimarisi kurmaktan söz ediyorum.
Tios’u ve Filyos Çayı’nı unutmayalım
Bütün bunları yaparken iki bin yıllık geçmişi ve doğayı ezip geçmeyelim.
Bugünkü Filyos’un yanı başındaki Tios, antik çağda deniz ve nehir ticaretiyle yaşayan bir Karadeniz liman kentiydi.
Bir bakıma iki bin yıl önce yapılan şeyi bugün yeniden düşünüyoruz: denizi Anadolu’nun içlerine bağlamak.
Filyos Çayı, sulak alanlar, kıyı ekosistemi, ormanlar ve Tios’un arkeolojik mirası master planın sonradan eklenen çevre başlığı değil, kırmızı çizgileri olmalı.
Her ağır sanayi tesisini kıyıya yığmak zorunda değiliz.
Peki şimdi ne yapalım?
Bütün bunların güzel bir vizyon metni olarak kalmasını istemiyorsak, somut bir yol haritasına ihtiyacımız var.
Ben olsam işe bir Filyos Master Planı ile başlardım.
Filyos master planı önerisi
1- Doğal gaz, liman, demiryolu, sanayi, yerleşim, çevre, turizm, arkeoloji ve güvenlik birbirinden bağımsız planlanmak yerine 2050 ufkuyla tek harita üzerinde görelim.
2- Filyos Limanı’nın offshore enerji üssü ve ticaret limanı ikili özelliğini koruyalım. Birinin diğerini boğmasına izin vermeyelim.
3- Filyos–Köstence–Tuna koridorunun fizibilitesini hemen başlatalım. Türkiye ve Romanya’nın ilgili kurumları, demiryolları, liman işletmeleri ve özel sektör aynı masaya otursun.
4- Demiryolunu Filyos’un omurgasına dönüştürelim. Limanın gerçek gücü rıhtım uzunluğundan çok Anadolu’daki üretim merkezlerine ne kadar hızlı ve ucuz bağlanabildiğiyle ölçülecek.
5- Filyos Offshore Teknoloji ve Eğitim Merkezi’ni kuralım. Bölgenin gençlerini denizaltı mühendisliği, robotik, kaynak teknolojileri, bakım, lojistik ve siber güvenlik alanlarında yetiştirelim.
6- Altıncısı, gençlerin bölgede kalmasını ölçülebilir bir kalkınma hedefi yapalım.
7- Platformdan boru hattına, limandan dijital kontrol sistemlerine kadar uzanan entegre kritik altyapı güvenliği oluşturalım.
8- Tios, Filyos Çayı, sulak alanlar ve kıyı ekosistemini baştan korunacak alanlar olarak tanımlayalım. Çevreyi sanayi yatırımlarından sonra değil, önce konuşalım.
9- Karadeniz gazının gerçek ekonomisini mümkün olduğunca şeffaf biçimde ortaya koyalım: yatırım, finansman, işletme, bakım, güvenlik ve birim üretim maliyeti.
Gaz biter, doğa ve insan kalır
Ve nihayet bütün bunları takip edecek küçük ama etkili bir Filyos koordinasyon mekanizması oluşturalım. Yeni bir bürokrasi ordusu değil; ilgili bakanlıkları, TPAO’yu, demiryollarını, limanı, yerel yönetimleri, üniversiteleri ve özel sektörü aynı masaya getirecek sonuç odaklı bir yapı kuralım.
Çünkü bir gerçeği de unutmayalım:
Doğal gaz bir gün azalacak. Kuyuların üretimi de bir gün düşecek. Ama doğru kurduğumuz liman kalacak. Yetiştirdiğimiz insan kalacak.
Kazandığımız mühendislik ve teknoloji kabiliyeti kalacak.
Kurabildiğimiz ticaret koridorları kalacak.
Koruyabildiğimiz Tios, Filyos Çayı, kıyı ve ormanlar da kalacak.
Filyos’ta dört gün geçirdikten sonra Osman Gazi’ye baktığımda, benim gördüğüm bu nedenle yalnızca büyük bir enerji projesi değildi.
Karadeniz’de Türkiye’nin gelecek elli yılını şekillendirebilecek bir enerji, teknoloji, ticaret ve kalkınma düğümü gördüm.
Şimdi mesele yalnız Karadeniz’den gaz çıkarmak değil.
Asıl mesele, gazın açtığı fırsat penceresini kullanarak gelecek elli yılın Filyos’unu bugünden kurmak.


