Türkiye son yıllarda savunma sanayisinde atılım yaptı. Ancak gelişmenin tek ölçüsü ihracat olmamalı; rakamlar stratejinin yerini almamalı. Yukarıda piste çekilirken görülen BAYKAR üretimi Akıncı hâlen 16 ülkeye ihraç ediliyor. (Foto: BAYKAR)
Türkiye savunma sanayisinde önemli bir eşiği geçti. 2025’te savunma ve havacılık ihracatımız, hizmetler dâhil, 10 milyar doları aştı. Artık yalnızca silah satın alan değil, tasarlayan, üreten ve dünyanın farklı bölgelerine satan bir ülkeyiz. Ancak başarıyı ihracat rakamlarına indirgersek, stratejik önceliğimizi kaybederiz.
Savunma sanayinin varlık nedeni önce Türkiye’nin güvenliğidir. Kara, deniz, hava, uzay ve siber alanlarda savunma, caydırıcılık ve gerektiğinde meşru askerî harekât kabiliyetimizi dışa bağımlı olmadan sürdürebilmeliyiz.
İhracat bunun üzerine inşa edilmelidir. Gelir sağlayacak, üretim ölçeğini büyütecek, teknolojik yenilikleri hızlandıracak ve uluslararası savunma ortaklıklarını güçlendirecektir.
Silahlanma dünyanın gündeminde. 7-8 Temmuz’da yapılan NATO Ankara Zirvesi’nin ana konularından birisi de savunma/silahlanma bütçesinin artırılmasıydı.
SIPRI verilerine göre Türkiye, 2021–2025 döneminde büyük silah sistemleri ihracatında yüzde 1,8 payla dünyada 11’inci sırada. Önceki beş yıllık döneme göre yüzde 122 büyüme kaydedildi.
ABD’nin yüzde 42, Fransa’nın yüzde 9,8 payı karşısında hâlâ ciddi mesafe var.
BAYKAR’ın popüler uluslararası başarısı önemli. Ancak TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, TEI, HAVELSAN, STM, ARCA ve diğer üreticilerle birlikte bütün ekosistemi değerlendirmeliyiz. Örneğin, 2025’te en çok askeri sanayi ihracatını mühimmat üreticisi ARCA yapmış, onu BAYKAR, TUSAŞ, TEI, ROKETSAN ve ASELSAN izliyor. Şirketlerin ihracat gelirleriyle toplam savunma cirolarını da karıştırmamalıyız.
Geleceğin üstünlüğünü yalnızca dronlar değil, motorlar, elektronik harp, bütünleşik hava savunması, yapay zekâ, uydu sistemleri ve güvenli yazılımlar belirleyecek.
Her alanda lider olamayız. Kritik teknolojileri seçmeli, üretim kapasitesini ve kriz döneminde hızla yenileme yeteneğini geliştirmeliyiz.
Savunma sanayisinde yeni büyüme modeli, yalnızca ürün satmak değil, seçilmiş ülkelerle ortak üretim ve teknoloji geliştirmek olmalı.
BAYKAR’ın Endonezya’daki ortak üretim girişimi, İtalya’da Leonardo ile LBA Systems ortaklığı ve Piaggio Aerospace yatırımı bu dönüşümün örnekleri. ABD’deki Sky Dagger bağlantılı girişimler de Amerikan pazarına erişim ve işbirliği bakımından izlenmeye değer.
Benzer modeller Körfez’de Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri; Afrika’da seçilmiş ortaklarla, Orta Doğu ve Avrasya’da güvenilir ülkelerle geliştirilebilir.
Ancak ortak üretim, teknolojiyi koşulsuz devretmek değildir.
Yıllarca başkalarının paylaşmadığı motor, sensör, yazılım ve kritik sistemleri geliştirmek için büyük bedeller ödedik. Şimdi kendi fikrî mülkiyetimizi korumadan paylaşmak stratejik hata olur.
Hangi teknolojinin ortak geliştirileceği, hangisinin lisanslanacağı, hangisinin kesinlikle millî kontrolde kalacağı önceden belirlenmeli.
29-30 Ekim’de Ankara’da yapılan Türk Devletleri Teşkilatı’nın sonuç bildirisinde, savunma sanayisinde bilgi ve teknoloji paylaşımını artırmak ve nitelikli personel yetiştirmek amacıyla Türkiye’de bir TDT Savunma Sanayii Koleji kurulması imkânının araştırılması kararlaştırıldı.
Bunu yalnızca eğitim kurumu olarak düşünmemeliyiz.
Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve diğer ortaklarla mühendislik, test, bakım, eğitim ve seçilmiş üretim alanlarında tamamlayıcı bir sanayi ağı kurulabilir.
İlk aşamada ortak yetkinlik envanteri, bakım-onarım iş bölümü ve iki uygulanabilir Ar-Ge projesi yeterli olacaktır.
Ama burada da teknoloji paylaşımı karşılıklılık, güvenlik ve fikrî mülkiyet ilkelerine dayanmalıdır.
Pakistan-Hindistan gerilimi önemli bir ders verdi: Bir ülkeye sattığımız sistemler, başka ülkelerle ilişkilerimizi etkileyebilir.
Pakistan’la stratejik ortaklığımızı güçlendirirken Hindistan’la diplomatik ve ekonomik çıkarlarımızı da gözetmeliyiz.
Savunma ihracatı sıradan ticaret değildir. Devlet; alıcı ülkeyi, son kullanıcıyı, yeniden ihracatı ve bölgesel sonuçları denetlemelidir.
SSB, Dışişleri, Millî Savunma ve şirketler ortak ülke stratejileri geliştirmeli. Ticari kazanç millî güvenliğin önüne geçmemeli.
Birincisi: Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarını esas alan, kritik teknolojilerde bağımlılığı azaltan ve kriz döneminde üretimi sürdüren millî kapasite.
İkincisi: Avrupa, ABD, Türk dünyası, Körfez, Afrika ve Asya’da seçici ortak üretim; fakat fikrî mülkiyet, kritik teknoloji ve ihracat kontrolünde tavizsiz yaklaşım.
Üçüncüsü: İhracatı finansman, eğitim, bakım, modernizasyon ve diplomasiyle bütünleştiren; başarısını sözleşme tutarı kadar kârlılık ve stratejik kazanımla ölçen sistem.
2035 için 30–50 milyar dolarlık yıllık ihracat hedefi tartışılabilir, ama rakamlar stratejinin yerine geçmemeli.
Türkiye’nin hedefi herkese silah satan ülke değil; kendi güvenliğini sağlayan, teknolojisine hükmeden, ortaklarını dikkatle seçen ve gerektiğinde satıştan vazgeçebilen stratejik güç olmak.
Çünkü silah üretmek kapasite, ihraç etmek ticaret, teknolojiyi korumak bağımsızlık, bütün bunları doğru yönetmek ise devlet aklıdır.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletler Teşkilatı (TDT) Zirvesi’ne katılmayacağı açıklamasının etkisi daha soğumadan…
Netanyahu seçimlerde oy kaybına uğrasa da ilk sırada çıktı. Koalisyon kurması zor ama yeni seçime…
AK Parti milletvekili Asuman Erdoğan'ın eşinin başında olduğu Pasifik Holding yöneticilerinin mal varlığına konulan tedbir…
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın danışmanı Saral'ı istifa ettirmesiyle de yatışmamış görünüyor. Bahçeli devreye girdi.
Libya'nın Türkiye ile deniz yetki alanlarını imzalamasının ardından Türkiye, Libya, Mısır ve İtalya ile uzlaşma…
Brezilya ve Sırbistan seçmeni hafta sonu yapılan seçimlerde "artık yeter" dedi. Şimdi gözler 27 Ekim'de…