

Özel, CHP Genel Merkezi’nde yapılan kapalı toplantıda milletvekillerince TBMM Grup Başkanı seçilerek, milletvekili olmayan ama genel başkanlığa atanan Kılıçdaroğlu’yla 2 Haziran’da karşılaşmaya hazırlanıyor. (Foto: CHP)
İstinaf mahkemesinin “Mutlak Butlan” kararı ile CHP Genel Başkanlığına tedbiren atanan Kemal Kılıçdaroğlu ile milletvekillerinin ağırlıklı oyuyla Grup Başkanı seçilen Özgür Özel arasındaki ilk karşılaşma 2 Haziran Salı günü TBMM CHP Grup toplantısında yaşanacak.
Genel Merkezi terk etmeyen Özel, Kılıçdaroğlu’nun parti avukatları ve YSK temsilcisini görevden almasıyla başlattığı atağa, dün kapalı Meclis Grubu toplantısı ile karşılık verdi.
Grup toplantısına katılan 96 milletvekilinin 95’inin oyu ile Grup Başkanı seçilen Özel, hastalık veya zorunluluk dolayısıyla Ankara dışında olan 15 milletvekilinin de yazılı desteğini aldığını, 110 milletvekilinin yanında olduğunu söyledi.
Bu atağı Özel’in, mahkeme kararı ile uzaklaştırıldığı TBMM Grup toplantılarında yeniden konuşma yapma şansını elde etmesine de neden oldu.
Kılıçdaroğlu Konuşmak İsterse
Bu aşamada en büyük tartışma ise Meclis grup toplantısına katılması halinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşma hakkının olup olmayacağı.
CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, dün Halk TV muhabirinin bu yöndeki sorusuna, “Meclis grubumuzun çalışma yöntemi bellidir. Grup Başkanvekili açar, Grup Başkanı da konuşur” yanıtını verdi.
Kılıçdaroğlu tarafında yer alan milletvekilleri ise bu hakkın bugüne kadar Genel Başkan tarafından kullanıldığını anımsattı.
Cumhurbaşkanı adayı olduğu için milletvekili seçilemeyen Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, 2023 Mayıs ile 2024 Kasım’ına kadar olan dönemini anımsattı.
Bu konuda haklılar, çünkü milletvekili seçilmediği için o dönemde de Grup Başkanlığı görevine Özgür Özel seçildi ve 1,5 yıl yürüttü.
Ancak grup konuşmalarını genel başkan olarak Kılıçdaroğlu yaptı; Özel ise bu süreçte kürsü talebinde bulunmadı.
Erdoğan, Karayalçın, Akşener
Benzer durum bugün AK Parti, geçmişte de İYİ Parti ve SHP liderleri için de geçerliydi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2002 seçimlerinde siyasi yasaklı olduğu için Meclis’e seçilememiş, Grup Başkanı olmadığı halde Genel Başkan olarak toplantıda konuşmuştu. Bugün AK Parti Grup Başkanı olan Abdullah Güler bugüne kadar hiç söz almadı.
SHP döneminde milletvekili olmadığı için Murat Karayalçın da Grup Başkanı olmamasına rağmen konuşma yapmıştı.
Benzer durum İYİ Parti liderliği döneminde Meral Akşener için de geçerliydi.
Grup İç Yönetmeliği Ne Diyor?
Bütün bunlar siyasi gelenek olmakla birlikte, grupta kimin konuşma yapacağına ilişkin asıl hükmü CHP TBMM İç Yönetmeliği veriyor…
Yönetmeliğin 6’ncı maddesi, “Genel Başkan Milletvekili değilse; Grup Genel Kurulu, her yasama yılı başında veya gerektiğinde üyeleri arasından ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Grup Başkanını seçer” hükmünü taşıyor. Tüzük, Grup Başkanının görev süresini bir yıl olarak tayin ederken, “Grup Başkanı Genel Başkana bağlı olarak çalışır” diyor.
Benzer şekilde üç grup başkanvekilinin de grup tarafından üye tam sayısının salt çoğunluğu ile seçileceğine vurgu yapıyor.
Grup Başkanı’nın Genel Başkana bağlı olarak çalışacağı belirtilmesine karşın, grubun tüm iş ve işlerliği ile ilgili karar verici olduğu da İç Yönetmeliğin 15’inci maddesinde yer alıyor.
Talep Ederse Konuşur
Grupta konuşma hakkının kimde olduğunu da İç Yönetmelik net koyuyor. TBMM Grup İç Yönetmeliği’nin 19’uncu maddesi aynen şu hükmü taşıyor.
Grup toplantılarında Grup Başkanına doğal olarak konuşma hakkını verirken, Genel Başkan’dan da bu hakkı esirgemiyor:
“Grup üyesi olmayan Genel Başkan, Genel Sekreter ve partili bakanlar, Grup Yönetim Kurulu toplantılarına, söz hakkına sahip olarak katılabilirler; oy kullanamazlar…”
Madde çok açık, Genel Başkan dilerse Gruba katılır ve talep etmesi durumunda da söz alır; Grup Başkanının konuşma hakkı vermeme durumu söz konusu olamaz.
Özel: Ben Konuşurum
Özgür Özel bu konuda yöneltilen bir soruya karşılık verirken, Grup Başkanı olarak konuşma hakkına kendisinin sahip olduğunu belirtti.
“Partinin üyelerinin, delegelerinin, milletvekillerinin bu kadar tepkisi varken, Sayın Kılıçdaroğlu’nun gruba gelip bir de konuşma talebinde bulunabileceğine ben hiç ihtimal vermiyorum,” dedi.
TBMM Grubu ile bakanların ve liderlerin çatışmasına CHP’de geçmişte de çok tanıklık edildi.
Baykal döneminde arzu etmediği isim olarak Kemal Kılıçdaroğlu her türlü engellemeye rağmen Grup Başkanvekili seçilirken, benzer bir başka süreç de Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı döneminde de yaşandı.
Butlanı ZımnenKabul Etti
Dolayısıyla CHP grubunun salt çoğunluğundan daha fazla bir oyla seçilen Özel, hukuka uygun olmasa da mahkeme kararı ile Genel Merkez’de kaybettiği gücü TBMM’de fazlasıyla elde etti.
Ancak Kılıçdaroğlu ile telefon konuşmasında ve daha sonra medyada Kurultay’ın (yasal olarak Kılıçdaroğlu’nun karar vereceği) en kısa sürede toplanmasını talep ederek direniş ilan ettiği bu talep kararını zımnen de olsa kabullenmiş oldu. Aynı şekilde Kılıçdaroğlu’nun tedbiren de olsa genel başkan olarak atanmasını da yine zımnen de olsa kabullendi.
Özel, bu konuda dün “Bu kabul etmemiz mümkün değil, mücadelemiz sürecek. Kurban Bayramı geçer, hatta başka bayrama kadar da direnişimiz devam eder” derken, aslında mahkeme kararının TBMM’ye ulaşması durumunda yaşanacak sıkıntıya da dikkat çekmeden geçmedi.
TBMM Grup Başkanı seçimini de bu zorunluluktan yaptığını kayda geçirdi.
Kurultaya kim götürür?
CHP’de üzerinde tartışılan bir diğer konu ise Özgür Özel’in “En erken zamanda”, Kılıçdaroğlu’nun ise “En uygun zamanda” dediği Olağanüstü Büyük Kurultay’ın ne zaman yapılacağı?
Özel’in de kerhen içselleştirmesiyle partinin yönetimi de 2024 öncesindeki parti meclisi ve diğer yönetim organlarına geçti.
Bu Kurultay’ın ne zaman yapılacağına ilişkin karar açısından da önem arz ediyor.
Çünkü olağanüstü kurultayın yapılabilmesi için Tüzüğün 43’üncü maddesi gereği Genel Başkanın kararı, delegelerin beşte birinin noter imzalı talebi veya Parti Meclisi’nin kararı olması gerekiyor.
Özel dün bu yöndeki soruya, “Tüzük, Kurultaya 40 gün içinde gitme imkânı veriyor. Bu kadar kısa sürede gidilmeli,” dedi.
Kılıçdaroğlu’nun bu konuda karar alınması için PM’yi göreve çağırmasının en uygun yol olduğunun da altını çizdi.
Benzer Örnekler
Özel’in de vurguladığı gibi, bu konuda en kolay yol da PM’nin olağanüstü kurultay kararı alması. Çünkü delegeler imza toplamış olsa dahi Genel Merkez yönetimi yokuşa sürüp mahkeme eliyle bu süreci işletmek isteyebiliyor.
Bunun en iyi örneklerini Numan Kurtulmuş’un Genel Başkanlığı döneminde Saadet Partisi’nde ve Meral Akşener’in imza toplamasına rağmen, MHP yönetiminin direnişi ve İYİ Partiyi kurma sürecinde yaşandı.
Delegelerin yeterli imzaları olmasına karşın Kurtulmuş Büyük Kongreye gitmek istemedi, bunun üzerine Sulh Hukuk Mahkemesi SP’ye kongreye götürmek üzere “Çağrı Heyeti” atadı.
Akşener’in girişimi de mahkeme engeline takıldı.
İnönü-Ecevit de Yaşadı
CHP’de aynı olmasa da benzeri bir durum Ecevit’in İsmet İnönü’ye karşı aday olarak çıktığı 1972 Kurultayı’nda da yaşandı.
İnönü, PM üyelerinin kendisine karşı tutum içinde olduğunu görünce istifa etti, Ecevit’in ilk seçildiği Büyük Kurultaya çağrı heyeti götürdü.
Benzer bir gerilimin burada da yaşanma olasılığı var…
Bundan dolayı PM en doğru yol olarak görülüyor; ancak Kılıçdaroğlu’nun Tüzük’ten gelen haklarını kullanarak bunu engelleme hakkı da bulunuyor.
Yeniden görev üstlenecek PM’ye bakıldığında, aslında Özel’e yakın isimler üçte ikisini oluşturuyor.
Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun birlikte çalışacağı PM’de eli rahat değil.
Zamana Oynamak
Ancak Tüzük gereği PM’de Genel Başkan katılmadığı durumda toplanamıyor, toplandığında da aldığı kararları Genel Başkan imzalamazsa yürürlüğe koyamıyor.
Var sayılım ki PM karar alabildi veya mahkeme çağrı heyeti ile delegelerin yeterli oyuyla olağanüstü kurultayı toplamak zorunlu hale geldi.
Yine CHP Tüzüğü gereği, Genel Başkan eğer Olağanüstü Kurultay’ın açılışını yapmazsa toplanması olanaklı değil.
Tüzük, kurultayların açılışının Genel Başkan tarafından yapılmasını zorunlu kılıyor.
CHP’de ciddi bir hukuk ve delege savaşından daha çok, zamanla ilgili çekişmenin yaşanacağı sürece girildiği açık görülüyor.
Aslında bu durum iktidarın uzun süredir başarmaya çalıştığı CHP içinde klikleşme ve ayrışma yaratma politikasını yargı eliyle de olsa hayata geçirdiğini gösteriyor.
Erdoğan İstediğine Ulaştı
Belediye başkanlarının görevden alınması sonrası iktidar kanadı, CHP kanadının konsolidasyonunda büyük kırılma ve parti içinde de büyük çatışma yaşanacağını öngörmüştü.
Ancak Özel’in Saraçhane ile başlayan mitingleri ve yoğun çabası iktidarın bu yöndeki uğraşının önüne geçti. Parti içi bölünmeyi engellemenin ötesinde, tabanı konsolide etti.
Butlan kararı, CHP’de bir bölünme var havası verse de, Özel Saraçhane’nin ardından ikinci kez bu konuda başarılı oldu; hatta destek alanını da genişletti.
Milletvekillerinde de dün görüldüğü gibi partinin ağırlıklı bölümü kendisine tam destek verirken, muhalefeti de kendi yanında buluşturdu; Cumhur İttifakı’nın bileşenlerinden bazıları da dahil birçok kesimin desteğini yanına aldı.
Aslında uzun süredir AK Parti içinde teknokrat mekanikliğinin ötesinde siyasetin sosyolojisi ile düşünen partinin vicdanına uygun davranışta bulunmak gerektiğini belirtip, mutlak butlanın yanlış olacağını söyleyenleri de haklı çıkardı.


