Avatar

Gazeteci-Yazar

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilan ettiği koronayla savaş önlemleri sıkıyönetimi içermiyor ama artık ona bir adım mesafede. Kaçınmanın yolu, önlemlere uymak. (Foto: Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 27 Mart akşamı açıkladığı yeni korona salgınıyla mücadele önlemleri, Türkiye’nin tam tecrite alınması ve sıkıyönetim ilanı sayılmasa da ona bir adım mesafede duruyor. Cumhurbaşkanının, Koronavirüs Bilim Kurulu tavsiyeleri üzerine kararlaştırdığını açıkladığı sekiz maddelik önlemle paketine “Şayet bu tedbirlerin daha ileri noktalara ulaşması” istenmiyorsa gönüllü olarak uyulmasını ve zorunlu alışveriş olmadıkça evden çıkılmamasını istedi.
Erdoğan yeni önlemler paketini şöyle sıraladı:
1- Şehirlerarası seyahatler bundan böyle valilik iznine bağlanmıştır.
2- Kamuda olduğu gibi özel sektörde de minimum personelle esnek çalışma sistemine geçilecektir.
3- Toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzeni uygulanacaktır.
4- Piknik alanları, ormanlar, ören yerleri gibi alanlar hafta sonları kapalı olacak, hafta içi de buralarda hiçbir şekilde toplu olarak bir arada bulunamayacaktır.
5- Askerlerimiz 14 gün karantina kuralına uygun şekilde kontrollü olarak celp ve terhis uygulamasına tabi tutulacaktır.
6- Yurt dışı uçuşlar tamamen sona erdirilmiştir.
7- Tüm illerimizde valilerimizin başkanlığında pandemi kurulu oluşturularak alınan tedbirlerin takibi yapılacak, gerektiğinde o şehre mahsus ilave tedbirler de yine burada kararlaştırılacaktır.
8- Bu tedbirler 30 büyükşehrimizin tamamında titizlikle uygulanacaktır. Bu 30 büyükşehrimizin valisi bu kararlılığı uygulamada alttaki kurullarıyla birlikte gösterecektir.

Yerel ölçekte, kademeli sıkıyönetim mi?

Erdoğan’ın “asıl önemli olan yer” diye vurguladığı 8‘inci madde gerçekten de önlemler paketinin en can alıcı maddesi. Çünkü özel işyerlerinin çalışma düzeninden tutun da, sokağa çıkma yasağına varana dek alanlarda yetkilerini kullanması için büyükşehir valilerine inisiyatif verildiği anlaşılıyor. Valiler zaten bu yetkilere sahip, ancak bu vurguyla örneğin İstanbul Valisinin başvurduğu önlemlerle, örneğin Antalya, Trabzon, ya da Diyarbakır valilerinin uygulamalarının aynı olması gereği ortadan kalkıyor. Bu bir nevi ilan edilmemiş ve yerel ihtiyaçlara göre kademelenen sıkıyönetim anlamına geliyor. O nedenle sıkıyönetime bir adım mesafe yorumu anlam kazanıyor.
Valilerin, belediye girişimlerini de kendi yetkisine bağlayabileceği bu uygulamanın da 7’inci maddedeki “Pandemi Kurulları” aracılığıyla yürüteceği anlaşılıyor.
Erdoğan doğrusu hem tıp dünyasından hem muhalefet partilerinden gelen sokağa çıkma yasağı, hatta sıkıyönetim taleplerine direnmeye devam ediyor. Bunun, ekonomiyi durmaya yakın noktaya getirme ihtimalinden ülke yönetiminde asker ve polisin öne çıkmasına dek uzanan boyutlarını hesaba katıyor olabilir. Ancak salgının yayılma hızı artıyor. İlk hastanın 11 Mart’ta açıklandığını hesaba katarsak, virüsle o tarihlerde temas edenlerin kuluçka süreleri doldu ve dolmaya devam ediyor; bundan sonra artışın hız kazanması endişesi mevcut.

“Rehavete kapılamayız”

Nitekim Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın 27 Mart’ta ilan ettiği günlük rakamlar önceki günlere göre hem vefat, hem hasta sayısında sürekli artış olduğunu gösteriyor. 27 Mart’ta 17 kişi vefat etmiş, toplam sayı 92’ye yükselmiş açıklamaya göre.
Erdoğan’ın “Rehavete kapılamayız, tehdit çok ciddi” sözleri ilk günlerde toplumda yaygın olan “Bize bir şey olmaz” anlayışının tam zıddı.
Erdoğan’ın yeni önlemleri duyurduğu 27 Mart günü, 18 Mart’ta ilan ettiği ekonomi-ağırlıklı paket de yürürlüğe girdi. Girdi ama, pakete eleştiriler bitmek bilmiyor. Özellikle de dar gelirlilere doğrudan destek verilmediği eleştirileri ve 100 milyar Liralık paketin ekonomiyi canlandırmayı banka kredilerine emanet ettiği eleştirileri önde.
Erdoğan şimdiye dek sokağa çıkma yasağı ve sıkıyönetim çağrılarına “Herkes kendi olağanüstü halini ilan etsin” diyerek direndi. Ancak toplumun bir kısmında inatla süren şuursuzluk devam ederse, bu hal Erdoğan’ı “daha ileri noktalara” itebilir. Bazı muhalefet isimlerine sıkıyönetim ilanı talebi çekici gelse de, sıkıyönetim, ya da olağanüstü hal ilan etmekten daha zorunun, sonra onu kaldırmak olduğu unutulmamalı.
Paketin açıklanması ardından sosyal medyada bir “Paket boş çıktı” dalgası yükseldi ama ben o kanıda değilim. O ileri noktalara gitmeden, el birliğiyle hastalığın yayılmasını yavaşlatmak gerekiyor.
O nedenle en doğrusu Sağlık Bakanlığının önerdiği önlemlere almak, olabildiğince evde kalmak, zorunluluk olmadıkça sosyal mesafeyi korumak. Elimizden gelen buysa, bunu yapalım hiç değilse.