Mehmet Gün

Avukat, ?STA, Daha ?yi Yarg? Dernekleri Ba?kan?, TÜRKONFED Ba?kan Yard?mc?s?

“Kamu görevlilerinin yaygın olarak yararlandığı fiilî bağışıklık ve dokunulmazlıklar devlet yönetimini kanser gibi sarmış durumda; kimse görmüyor, duymuyor, söylemiyor.”

Enis Berberoğlu, Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın milletvekillikleri, Cumhurbaşkanlığı tezkerelerinin TBMM Genel Kurulunda okunması ile 4 Haziran 2020 tarihinde kendiliğinden düşmüş oldu. Dokunulmazlıklar TBMM kararıyla kaldırmayıp “bir süre” için ilga edip yeniden getiren Geçici 20. maddeyi Anayasa’ya ekleyerek; Milletvekillerine Anayasa mahkemesine başvurma yolunu kapatan 2016 tarihli kanunla kaldırıldı. Bu kanuna evet diyenler, Yargıtay’ı; m.138’in “Yasama ve yürütme organları, […] mahkeme kararlarını[n] yerine getirilmesini geciktiremez.” diyen hükmüne aykırı teamül oluşturmadığı için TBMM başkanını haksız yere eleştiriyorlar.
Esas eleştirilmesi gerekenler görülmüyor; söylenmesi gerekenler söylenmiyor…

Kamu görevlilerinin fiili dokunulmazlığı

Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığının – yani yürütmenin TBMM’ye tezkereleri göndermeye yetkili ve görevli olmadığını, 5275 sayılı kanunun 5. maddesi gereğince kesinleşmiş mahkeme kararını TBMM’ne bildirmeye yetkili merci olan Cumhuriyet Başsavcılığının – yani yargının görev sahasına yürütmenin müdahale etmiş olduğunu gözden kaçırılıyor.
Yürütmenin tezkeresini genel kurulda okutmakla TBMM başkanlığının yürütmeyi yargının yerine koyduğunu, güçler ayrılığını, yargının işlev bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkelerini ihlal ettiği söylenmiyor.
Daha da acısı: en üst hukuk belgesi Anayasa ile tanınan yasama dokunulmazlığı siyasi hesaplarla zayıflatılıp ortadan kaldırılırken; kamu görevlilerinin yaygın olarak yararlandığı fiilî bağışıklık ve dokunulmazlıklar devlet yönetimini kanser gibi sarmış durumda; birkaç istisna dışında kimse görmüyor, söylemiyor ve duymuyor…
Yüksek yargı organları üyeleri ile devlet üst düzey yöneticilerinden oluşan seçkin bir kesimin; mesai arkadaşları veya amirleri izin vermediği takdirde işledikleri kişisel ve görev suçlarından dolayı soruşturulamayan, hesap sorulamayan, cezalandırılamayan ve asla dokunulamayan imtiyazlı bir sınıf, zümre haline gelmiş bulunduğu dillendirilmiyor. Kanun önünde eşitlik ilkesi ciddi bir şekilde aksıyor; Pamukova, Çorlu ve Ankara tren kazalarında, Soma faciasında ilgili kamu kurumlarının üst düzey yöneticileri de mahkemeye çıkmıyor.

Klikler, koalisyonlar, özel bağlantılar

Öte yandan özellikle temyiz mahkemeleri üyelerinin kişisel ve görev suçlarının soruşturulup soruşturulmayacağına mesai arkadaşları kesin olarak karar veriyor; klikler, koalisyonlar, gayrı resmi bağlar ve bağımlılıklar oluşmasına uygun zemin ve ortam oluşuyor.
Oysa yargının bağımsızlığından, hukukun üstünlüğünden ödün vermeksizin yasal dokunulmazlıkları güçlendirmek mümkündür. Bunun için Daha İyi Yargı Derneği’nin önerisini hayata geçirmek, dokunulmazlık tanınanlar hakkında soruşturma ve dava açılmasını bu amaçla kurulacak, uzman ve bağımsızlığından şüphe edilemeyen, bir mahkemenin izin veya onayına bağlamak yeterlidir.
Hukuksuz, fiilî bağışıklıklar, dokunulmazlıklar ve cezasızlık oluşmasını önlemek, kanun önünde eşitlik ve hukukun her daim üstünlüğünü sağlamak için Türkiye’nin Orta Demokrasi Sorunları ve Çözüm Yolu kitabımda önerdiğim gibi soruşturma izin ve şartları ilga edilmeli, kamu görevlilerinin masumiyetlerine idari amirleri değil bağımsız bir yargı organı karar vermelidir.