Erol Taymaz

Prof. Dr. Erol Taymaz, ODTÜ İktisat Bölümü Öğretim Üyesidir. etaymaz@metu.edu.tr

Türkiye ekonomisinde 2000’lerden itibaren büyüme ve cari açık arasında çok yakın bir ilişki var ve bu ilişki  2007-2008 dünya krizinden sonra daha da güçlendi.

Kaynak Laneti

Karadeniz’de bulunan 320 milyar m3 doğalgazın çıkarma maliyeti ve yıllık potansiyel üretim miktarı henüz netleşmedi. Fakat bu keşfin Türkiye ekonomisine küçümsenmeyecek bir kaynak yaratacağı anlaşılıyor. Doğalgazın bulunması ile birlikte olası ekonomik etkileri üzerine çeşitli çalışmalar ve yorumlar yayımlandı. Bu çalışmalar arasında kanımca en önemlilerinden biri King’s College London öğretim üyesi Gülçin Özkan’ın T24’de yayımlanan “Doğal kaynak zengini ülkelerin çoğu neden fakir?” başlıklı yazısı.¹ Özkan yazısında, iktisatçıların “kaynak laneti” olarak tanımladığı olguya dikkati çekiyor. Zengin doğal kaynaklar “iyi kurumlar” olmadığı zaman ekonomik kalkınma ve büyümeyi sağlamıyor. Aksine, özellikle imalat sanayiinin gelişimini engelleyerek uzun dönemde ekonomik durgunluğa ve gerilemeye neden oluyor. Özkan’ın da vurguladığı “Doğal kaynak keşifleri ne kadar büyük olursa olsunlar, iyi kurumlara alternatif oluşturmuyorlar, daha da önemlisi, bunlar olmadan nimet yerine lanete dönüşüyorlar.” “Kaynak laneti” kavramı bu sorunu tanımlıyor.²

“Kaynak laneti” kurumsal yapı ile, kurumsal yapı da uygulanan ekonomi politikaları ile ilişkili. Türkiye’deki büyüme politikalarının öncelikleri neler, bu öncelikler doğalgaz, cari açık ve büyüme arasındaki ilişkileri nasıl etkileyebilir? Bu yazıda kısaca bu sorunun cevabını vermeye çalışacağız.

Ekonomik büyümede cari açık sorunu

Önce büyüme ve cari açık arasındaki ilişkiye bakalım. “Cari denge” mal ve hizmet ticareti ile birincil ve ikincil gelir hesaplarını kapsıyor. Ticaret açığı (ihracat ile ithalat arasındaki fark) cari açığın hemen hemen tamamını oluşturduğu için bu yazıda kullanılan şekillerde ve açıklamalarda sadece ticaret açığı verilerini kullandık.³ Cari açığın önemi ekonominin büyüklüğüne bağlı, bu nedenle genelde gayri safi yurt içi hasılaya (GSYİH) oranı bir gösterge olarak kullanılıyor.

Türkiye ekonomisini izleyen herkesin iyi bildiği gibi 2000’lerden itibaren büyüme ve cari açık arasında çok yakın bir ilişki var ve bu ilişki  2007-2008 dünya krizinden sonra daha da güçlendi. Şekil 1’de yıllık GSYİH artış oranı ile cari açık oranı verileri yer alıyor.⁴ Bu şekilde, iki değişken arasındaki ilişkinin daha iyi görülmesi için ihracat-ithalat farkını değil, ithalat-ihracat farkını kullandık. Şekilde çok açık görüldüğü gibi ekonomik büyüme hızının arttığı dönemde cari açık da artıyor, ekonomi durgunluğa veya krize girdiğinde ithalat hızla düşüyor, bu da cari açığın azalmasını sağlıyor. Cari açık-büyüme ilişkisi Türkiye ekonomisinin son 20 yıldaki temel özelliklerinden biri.

Türkiye ekonomisinin bir başka özelliği cari açığın kronik olması. Şekilde yer verilen dönem boyunca (1998-2020) ekonomi hemen her yıl cari açık vermiş. Bir başka deyişle Türkiye son 20 yıldır dış dünyaya sattığından fazlasını alıyor, ürettiğinden fazlasını tüketiyor. Bunun nedeni Türkiye’in enerji ithalatçısı olması değil (sonuçta enerji de bir ürün), tercih ettiği büyüme politikası. Örneğin Almanya, Çin ve Kore gibi ülkeler de Türkiye gibi net enerji ithalatçısı, fakat cari açık vermiyorlar.

Cari açık, az üretim, çok tüketim, dış borç

Büyüme politikası konusuna gelmeden, nasıl az üretip, çok tüketebildiğimize bakalım. Türkiye’nin gelirden fazla harcama yapılabilmesini sağlayan en önemli kaynak dış borç. (Yabancı sermaye yatırımları ve ülkedeki varlıkların satılması da diğer kaynaklar.) Türkiye’nin cari açığı ile borçlanması arasındaki ilişki Şekil 2’de.⁵ Görüldüğü gibi cari açık arttıkça Türkiye’nin dış borcu da artıyor. Türkiye büyük ölçüde yurt dışından borç alarak cari açığını finanse edebiliyor.

Özetlersek, Türkiye’de büyüme-cari açık-dış borç arasında yakın bir ilişki var ve bu ilişki değişik biçimlerde ifade edilebilse de sonuç aynı: Türkiye büyümek için cari açığa ihtiyaç duyuyor ve cari açığı borçlanarak finanse edebiliyor. Tersten söylersek, Türkiye borç alabildiği zaman cari açık ile daha hızlı büyüyebiliyor. Bu nedenle Türkiye’nin büyüme performansı borç bulabilmesine, yani uluslararası likidite ve risk koşullarına bağlı. Bu bağımlılık büyüme performansının kırılgan olmasına da yol açıyor.

Üretmeyen sektörlere öncelik veriliyor

Şimdi büyüme politikası konusuna dönebiliriz. Cari açıktan en çok hangi sektör yararlanıyor? Bunun için (cari fiyatlarla) GSYİH içinde sektörlerin payının nasıl değiştiğine bakabiliriz. Şekil 3’de inşaat ve gayri menkul sektörlerinin GSYİH içindeki payının 1998-2020 döneminde nasıl değiştiği görülüyor. İnşaat ve gayri menkul sektörlerinin GSYİH içindeki payı, cari açıktaki artışla birlikte 2001-2008 yıllarında yükseliyor, 2009’dan sonra az-çok sabit kalıyor ve 2018’den sonra hızla düşüyor. İnşaat ve gayri menkul sektörlerinin payına ayrı ayrı bakıldığında genel eğilim pek değişmiyor: tek önemli fark, 2009 krizinde inşaatın payı hızla düşerken gayri menkul krizden pek etkilenmiyor. 

İnşaat ve gayri menkul sektörlerinin GSYİH payı ile cari açık arasındaki ilişki çok net ve güçlü: Cari açık verilen, bir başka deyişle dış borç ile büyümenin sağlandığı dönemde inşaat ve gayri menkul sektörlerinin payı daha yüksek oluyor. Cari açık ve dış borç ile büyüme politikası inşaat ve gayri menkul sektörlerine (daha çok) kazandırıyor.

Sorun kaynak azlığı değil, ekonomik politika

Uzun dönemli büyüme ve üretkenlik açısında önemli bir rol oynayan imalat sanayiinin durumu nasıl? Şekil 4’de imalat sanayiinin GSYİH içindeki payı ve cari açık ilişkisi görülüyor. Bu iki değişken arasında çok çarpıcı ve negatif ilişki var: cari açığın yüksek olduğu dönemlerde imalat sanayiinin payı düşük! Cari açığın hızla arttığı 2000-2011 döneminde imalat sanayiinin GSYİH içindeki payı yaklaşık %20’den %15’e düşüyor, 2016’den sonra tekrar artıyor.

Sonuç olarak, son 20 yıllık dönemde Türkiye’nin dış kaynak (dış borç) bulduğu ve cari açık verdiği dönemler hızla büyüdüğü, bu büyümenin de imalat sanayiini değil, (üretken bir yatırım olmayan) inşaat ve gayri menkul sektörlerini önceliklendirdiği söylenebilir. Hem dış kaynak temelinde büyüme, hem de inşaat ve gayri menkulün öncelikli olması, doğal kaynak zengini veya fakiri olmamızdan kaynaklanan bir durum değil, tamamen ekonomi politika önceliklerinin bir sonucu.

Keşif mi önemli, icat mı?

Doğalgaz kaynaklarının keşfi nasıl bir etkide bulunabilir? Mevcut koşullarda doğalgaz geliri aslında dış kaynak bulunması gibi bir etkide bulunacaktır: daha fazla ithal ürün, imalat sanayiinin gerilemesi, inşaat ve gayri menkul sektörlerinin büyümesi ve sonuçta iktisatta “kaynak laneti” olarak tanımlanan sorunun bu kez Türkiye’de yaşanması. Kaynak lanetine yakalanmamak için ekonomi politikalarının değiştirilmesi, imalat sanayii ve üretken hizmet sektörleri temelinde üretkenliği ve ücretleri artıran bir büyüme politikasının benimsenmesi gerekiyor. Paradoksal olarak, pek çok başarılı ülke örneğinin gösterdiği gibi, böyle bir politika uygulandığında doğal kaynakların önemi azalıyor, keşif yerine icat ön plana çıkıyor.

İcattan bahsetmişken, son söz olarak, dünyada son yıllardaki en önemli teknolojik dönüşümün ve yeniliklerin, iklim krizinden dolayı “yenilenebilir enerjiye” odaklandığını ve fosil yakıtlara olan talebin azalma eğilimde olduğunu vurgulayalım.⁶

  • ¹ Gülçin Özkan, “Doğal kaynak zengini ülkelerin çoğu neden fakir?”, T24, 26 Ağustos 2020
  • ² Burada sadece iktisadi sorunlara değiniyoruz. Libya ve Irak gibi örneklerde her gün gördüğümüz gibi doğal kaynak zenginliği siyasi-askeri sorunlara ve felaketlere de yol açabiliyor.
  • ³ Cari denge verileri kullanıldığında bu yazıda sunulan sonuçların değişmediğini vurgulayalım. 
  • ⁴ Bu şekilde 3-aylık veriler kullanıldı. Büyüme oranı, mevsimsel etkilerden arındırılmak için bir önceki yılın aynı dönemine oranla hesaplandı. Cari açık mevcut dönemdeki (ithalat – ihracat)/GSYİH oranı.
  • ⁵ Bu şekilde, cari açık ilgili 3-aylık dönemde ithalat-ihracat farkı (milyar dolar). Mevsimsel dalgalanmaların etkisini azaltmak için “Dış borç artışı” ilgili dönemle geçen yılın aynı dönemi arasında dış borç artışının 1/4’ü olarak hesaplandı. 
  • ⁶ ODTÜ öğretim üyesi Ebru Voyvoda’ya değerli yorum ve önerileri için teşekkür ederim.