Sağlık Bakanı 25 Kasım akşamı, nihayet vaka sayılarını açıkladığı toplantıda, alınan yeni tedbirlerin etkisini iki hafta bekleyip göreceklerini söylemişti. O zaman da bekleyip görülecek şeyin kabus senaryosu olduğunu söylemiştik. Ve bir an önce hayati sektörler dışındaki tüm faaliyetlerin durdurulmasını ve çalışanların, küçük esnafın desteklenmesini önermiştik.
Yerine Nisan-Mayıs aylarında deneyip bir işe yaramadığını gördüğümüz hafta sonu sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Bakanın söylediği “iki haftalık bekleyip görme” süresini de doldurduk. Bakan 7 Aralık akşamı, matematik problemi tarzı açıklamalarına bir yenisini daha ekleyip, vaka sayılarındaki artış hızında yavaşlama olduğunu söyledi. Yani? Türkçesi, vaka sayıları da, ölüm sayıları da – Bakanlığını resmî sayılarından bahsediyoruz – artmaya devam ediyor. 7 Kasım günü aynı saatlerde, Türk Yoğun Bakım Derneği de “Yoğun Bakımlarda Uçurum Kenarındayız” başlıklı bir basın açıklaması yaptı.
Yoğun Bakım Uzmanlarının kurduğu ve esas olarak yoğun bakım standartlarının oluşturulması, meslek içi eğitim, bilimsel araştırmalar olan bir mesleki dernek, üyelerinin ruh halini yansıtan dramatik bir başlıkla yoğun bakımların durumunu doğrudan kamuya duyurmaya çalışıyordu. Yoğun bakımlardaki doluluk oranlarının %70-75’leri aştığını, yeni yoğun bakımlarının açılmasıyla çalışanların etkin ve yararlı hizmet sunamayacak hale geldiğini, içinde bulunulan durumun sürdürülebilir olmadığını söylüyorlardı. Yeni yoğun bakım ünitelerinin açılmasının sorunu çözemediğini, bütün sağlık hizmetlerinde olduğu gibi bakımın esas unsurunun yataklar ve aletler değil, yetişmiş insan gücü olduğunu belirtiyor ve şu uyarıda bulunuyorlardı. “Yoğun bakım hizmeti sunumundaki tıbbi kalitenin düşmesi, ölüm oranlarının yükselmesine neden olacaktır”.
İçinde bulunduğumuz vahim duruma çareler aramak yerine, son haftayı, yine bir kötü iletişim örneği olarak, birçok soru işareti yaratması kaçınılmaz aşı beyanatları üzerine tartışarak geçirdik. Aşı tabi ki çok önemli. Pandemiyi yenmemiz için çok önemli.
Ama Dünya Sağlık Örgütü’nün de dediği gibi aşı pandemiyle mücadelemizdeki araçlardan yalnızca biri, sihirli değnek değil. Üç aşının (Pfizer-BioNTech, Moderna ve Oxford-Astra Zeneca) hastalığı önlemede etkili olduklarını duyduk, Bakanlığın almayı planladığı Sinovac’ın da etkili olmasını umuyoruz. Ama bu aşıların hiç birinin etki süresinin ne olacağını henüz bilmiyoruz. Bu aşıların aşılanan kişilerde yalnızca hastalığı değil, virüs alıp, virüs bulaştırmayı da önleyebilmesini umut ediyoruz. Ama henüz elimizde bu konuda kanıt yok. Etkinlik çalışmaları yeni bitmiş, ya da bitmemiş, üretim ve dağıtım safhaları, bütün güçlükleriyle, henüz önümüzde olan aşılarla, kitle bağışıklığını sağlamanın alt sınırı olan yüzde yetmiş bağışıklığa ulaşmak için önümüzde nasıl bir yol olduğunu henüz net bir şekilde göremiyoruz. Kısacası, aşı bugünkü halimize, dolu yoğun bakımlara, her gün kaybettiğimiz ve önümüzdeki haftalarda da kaybetmeye devam edeceğimiz canlara bir çare değil.
Havalar soğuk, Mart, Nisan’a kadar kapalı mekanlara mahkumuz. Virüs ülkenin her iline, her ilçesine yayılmış durumda. Doğu Anadolu’da çalışan bir hekim arkadaşım uzak dağ köylerinden bile Covid hastalarının geldiğini söylüyor.
Türkiye yüzde elli beşini oluşturan 27 il için mezarlık ve e-devlet kayıtlarından, geçen beş yılın ölüm ortalamalarıyla, bu yıl görülen ölümleri karşılaştırarak bu yıl görülen “fazla ölümleri” saptayan yazılım uzmanı Güçlü Yaman, nüfus başına en yüksek “fazla ölümün” daha küçük kentlerde olduğunu bulmuş. Uşak ve Sivas’ın başını çektiği nüfus başına “fazla ölüm” listesinde İzmir 12, İstanbul 15, Ankara 17. sırada. Bu da “gözden ırak” ve yoğun bakım kapasiteleri daha düşük bu illerde salgının daha çok can yaktığını düşündürtüyor. Ve bir kez daha vaka sayılarını da ölümleri de il il açıklayın dedirtiyor.
Etkin tedbirler almadan geçirdiğimiz zamanlar, önlenebilir ölümlerin gerçekleşmesi, derlenip toparlanmak ve yaraları sarmak için gereken zamanın uzaması demek. Artık çığlıklara bir kulak verilmesi lazım: uçurumun kenarındayız.
Fon krizi, SPK'dan Borsa İstanbul'a dek mali kurumları sarstı. Bankacı Piraye Antika sistemin denetim yollarını…
Doğuş Grubu'nun Volkswagen ile Türkiye'de üretim hedefiyle imzaladığı niyet mektubu AB ile "Made-in-Europe" tartışmalarında umut…
Türkiye'nin halen AGİT Genel Sekreteri olan Feridun Sinirlioğlu'nu BM genel Sekreteri adayı olarak ilan etmesinin…
Partiye nerede, nasıl ediniliği belli olmayan parayı getirdiği için aday yapılanların muhalif seçmeni utandırmasına, öfkelendirmesine…
Türkiye son yıllarda savunma sanayisinde atılım içinde. Ancak gelişmenin tek ölçüsü ihracat olmamalı, rakamlar stratejinin…
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletler Teşkilatı (TDT) Zirvesi’ne katılmayacağı açıklamasının etkisi daha soğumadan…