Siyaset

“Ateş düştüğü yeri yakar; ateşin düştüğü yerdeyiz”

Salgın hastalıktan ekonomiye, dış politikadan insan haklarına dek çoğu alanda ateşin düştüğü yerdeyiz. Sorunlar da çözümler de iç içe. (Foto Daniel Tausis / Unsplash)

Başlıktaki müthiş cümle bana ait değil, o nedenle tırnak içine aldım. Salgın hastalıktan ekonomiye, dış politikaya dek 2020 sonundaki Türkiye’nin hemen her halini anlatan bu cümle Yavuz Önen’e ait. Önen, müsaadenizle sevgili Yavuz Abi bu cümleyi 1991’de Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) yayınladığı ilk Türkiye İnsan Hakları Raporunun önsözünde kurmuştu. Geçenlerde Vakfın 30’uncu kuruluş yıldönümünde yayınlanan raporun başlığını da hâlâ aynı: ateşin düştüğü yerdeyiz.
Koronavirüs Covid-19 salgını Türkiye’de ve dünyada hak ve özgürlükler mücadelesini de geriletiyor. O yüzden, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin kabulünün yıldönümü olan 10 Aralık, 2020’de ayrı bir anlam taşıyor. Düşünsenize, bir yandan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın tek adam yönetiminden, demokrasinin yargının kalitesini geriletmesinden şikâyet ederken, diğer yandan salgını önlemek için sokağa çıkma yasağı ilan etmesini istiyoruz. Dünyanın her yerinde bu çelişki yaşanıyor. İnsan hakları, demokrasi ve adalete her zamankinden çok ihtiyacımız var ama bu hakları kullanabilmemiz için hayatta kalmamız lazım; oysa tablo giderek kötüleşiyor, salgın durdurlamıyor.

Öncelik insan hayatı olmadıkça

Üstelik bu durum önlenebilirdi. En başta sıkı tutulsa, önlemler Haziran-Temmuz aylarında turizm ve ticaret lobilerinin bastırmasıyla daha da gevşetilmeseydi hasar bu kadar ağır olmazdı. İnsan hayatına, haklarına verilen önem burada da devreye giriyor. Birileri öncelik ticaret derken hastalık artık evlerimize giriyor, ateş düştüğü yeri yakıyor.
TİVH 1990’da kurulduğunda Türkiye’deki haklar mücadelesi hâlâ 12 Eylül 1980 askeri darbesinin travmasını yaşıyordu. Vakıf insan hakları ihlallerinin kayda geçirilmesi ve işkence kurbanlarının tedavisi amacıyla kuruldu. 30 yıl raporunda TİHV’nin bu süre boyunca 18 bin 575 işkence kurbanına tedavi imkânı sağlandığı yazılıyor; bu kurbanlardan 12 bin 380’inin ilk 10 yılda tedavi edildiğini söylersem o günlerdeki atmosfer daha iyi anlaşılabilir. Bu mücadelede en büyük rolü Türk Tabipler Birliği (TTB) üstlendi. Tıpkı bugün koronavirüs mücadelesinde olduğu gibi sağlık emekçileri sessiz sedasız en ön safta yer aldılar. Vakfın, Önen’den sonraki başkanı Şebnem Korur Fincancı ve şimdiki başkanı Metin Bakkalcı’nın tıp doktoru olmaları tesadüf değil; Fincancı halen TTB’nin başında.

Batı demokrasilerinden uzaklaştıkça

Haklar mücadelesi bugün sadece işkence ve kötü muamele ile mücadeleyle değil çeşitli alanlara yayılıyor. Kadına ve çocuğa karşı şiddet, cinsel suçlar, toplumsal cinsiyet eşitliği, ırkçılık ve inanç ayrımcılığı bunlar arasında. İşin acı yanı, ekonomik sorunlar bu mücadeleyi baskılıyor. İnsanlar can ve geçim derdindeyken hak ve özgürlüklerini ikinci plana atabiliyor.
Ekonomideki gidiş ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AK Parti hükümetinin izlediği dış politikayla doğrudan bağlantılı. Türkiye siyasi yönden Batı demokrasilerinden uzaklaştıkça ekonomisi biraz daha sıkıntıya düşüyor. Ekonomi sıkıntıya düştükçe demokrasi geriliyor, kısır döngüye giriyoruz. Türkiye’de insan hakları ihlallerinin nispeten düştüğü dönemin Avrupa Birliği reformlarının AK Parti ve CHP uzlaşmasıyla mümkün olduğu 2000’lerin başı olması da tesadüf değil. Türkiye 2010’lardan itibaren Batı demokrasilerinden uzaklaşıp Ortadoğu coğrafyasına kaydıkça siyaset de ekonomi de haklar da gerilemeye başladı, gerçek bu.
Türkiye dış politikasında da ekonomisinde de demokratik hak ve özgürlükler alanında da ateşin düştüğü yerde. Bu alanlardaki gelişmenin birbirine bağlı ve bağımlı olduğu apaçık görünüyor. Haklar mücadelesi o nedenle bu bütünün bir parçası olarak görülmeli.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

“Kuriş suç örgütü” soruşturması ve Süleymancıların derin geçmişi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş dahil 30 kişinin “suç örgütü kurup yönetme,…

12 saat ago

Geri Dönüşüm Atığı İthalatının Çevresel Etkilerinden Korunmak Mümkün mü?

Türkiye kıyılarındaki plastik kirliliği artık yalnızca deniz ekosistemlerini değil, gıda zincirini de tehdit eden kalıcı…

16 saat ago

Terörsüz Türkiye Sürecinin Dış Politikaya Olası Yansımaları

Terörsüz Türkiye süreci, 10 Ağustos’ta Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un TBMM Genel…

16 saat ago

Petrolün Yeni Süper Gücü Yeni Stratejisiyle Çin mi Oluyor?

Petrol dünyasında uzun yıllar değişmeyen bir ezber vardı. Kriz çıktığında gözler Riyad’a çevrilirdi. Suudi Arabistan…

2 gün ago

Terörsüz Türkiye’nin Siyasi Faturası Neden Özgür Özel’e Kesiliyor?

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Terörsüz Türkiye sürecinin çerçeve yasası kabul edildi. Fakat oylamanın öncesinde ve…

2 gün ago

Terörsüz Türkiye oylaması Anayasayı Mecliste değiştirme ihtimali doğurdu

Terörsüz Türkiye projesinin yol haritası sayılan çerçeve yasanın TBMM’de 467 oy gibi, açık bir farkla…

2 gün ago