Categories: Siyaset

MİT Başkanı Kalın’ın Afganistan-Pakistan trafiği ne anlatıyor?

MİT Başkanı Kalın’ın Afganistan ve Pakistan temasları Katar ile eşgüdüm içinde bölgesel gerilimin düşürülmesini hedefliyor. Kalın Afganistan’da hem başkent Kabil’de hem de Taliban’ın merkezi Kandahar’da temaslarda bulunduktan sonra üst düzey görüşmeler için İslamabad’a geçti. (Foto: @Afghanistazmbp)

Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın 15 ve 16 Eylül’de Afganistan’da gerçekleştirdiği temaslar ve hemen ardından 17 Eylül’de Pakistan’a geçmesi Türkiye’nin son yıllarda dış politikasında giderek daha belirgin hale gelen yeni bir rolü yeniden gündeme getirdi. Ankara artık yalnızca kriz ortaya çıktığında tarafları aynı masaya getirmeye çalışan bir arabulucu değil. Orta Doğu, Körfez, Güney Asya ve Orta Asya’daki farklı güvenlik düzenekleri arasında bağlantı kurmaya çalışan bir aktör olarak hareket ediyor.
Ancak burada Türkiye’nin bölgesel rolünü değerlendirirken diplomatik hareketlilik ile siyasi güç arasında önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Ankara’nın erişimi genişliyor, konuşabildiği aktörlerin sayısı artıyor ve farklı güvenlik alanları arasındaki geçişkenliği giderek güçleniyor. Buna karşılık, bu erişimin yaptırım ve dayatma kapasitesine aynı ölçüde dönüştüğünü söylemek henüz mümkün değil. Kalın’ın son Afganistan ve Pakistan trafiği Türkiye’nin hem yeni gücünü hem de bu gücün sınırlarını görmek açısından iyi bir örnek oluşturuyor.

Afganistan-Pakistan hattında Türkiye ve Katar

Kalın’ın Afganistan temaslarının ardından Pakistan’a geçmesi tesadüfi bir ziyaret sıralaması değildi. Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişkiler son dönemde yeniden neredeyse savaş çıkıyordu. İslamabad yönetimi Pakistan Talibanı olarak bilinen TTP’nin saldırılarını Afganistan topraklarından yürüttüğünü söylerken, Taliban yönetimi bu suçlamaları kabul etmiyor ve Pakistan’ın sınır ötesi operasyonlarını egemenlik ihlali olarak değerlendiriyor. Türkiye bu kriz içerisinde iki tarafla da doğrudan konuşabilen az sayıdaki aktörden biri. Fakat Ankara burada tek başına hareket etmiyor.
Katar da giderek daha görünür biçimde bu diplomatik mimarinin içinde bulunuyor. Zira Katar’ın finansal gücü bu ilişkilerde çok önemli. Kalın’ın Afganistan temasları sırasında Katar Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Hamad bin Khamis Al Kubaisi’nin de temaslarda bulunması bunun göstergelerinden biriydi. Böylece ortaya Türkiye’nin siyasi ve güvenlik erişimi ile Katar’ın Taliban üzerindeki etkisini birleştiren daha geniş bir arabuluculuk mekanizması çıkıyor. Türkiye ve Katar, Pakistan ve Afganistan’ı masaya getirebilse bile, tarafların güvenlik önceliklerini değiştirecek araçlara sahip değil; aslında kimse değil.

Türkiye-Pakistan ilişkisi artık daha derin

Türkiye’nin Pakistan krizinde sahip olduğu hareket alanını anlamak için iki ülke arasındaki ilişkinin son yıllarda ne kadar kurumsallaştığına da bakmak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 12 ve 13 Şubat 2025’te Pakistan’a yaptığı ziyaret sırasında iki ülke Stratejik Ortaklığın Derinleştirilmesi, Çeşitlendirilmesi ve Kurumsallaştırılması başlıklı ortak bildiriyi kabul ederken savunma, enerji, ticaret, teknoloji ve başka alanları kapsayan 24 yeni işbirliği anlaşması imzaladı. Türkiye’nin İslamabad Büyükelçiliğinin güncel verilerine göre Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi çerçevesinde iki ülke arasında imzalanan belge sayısı 100’e ulaşmış durumda. Dolayısıyla Kalın’ın İslamabad’da Başbakan Şahbaz Şerif, Mareşal Asım Münir ve ISI Başkanı Asım Malik ile görüşebilmesi yalnızca kişisel veya konjonktürel diplomatik erişimin sonucu değil. Arkasında giderek genişleyen kurumsal ve askerî bir ilişki ağı bulunuyor.

Mekke Paktı ve NATO

Bu ağın son halkası ise Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Anlaşma kapsamında oluşturulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi ilk kez 31 Ağustos 2026’da İstanbul’da dışişleri ve savunma bakanlarıyla genelkurmay başkanlarını bir araya getirdi. Taraflar ortak caydırıcılığın güçlendirilmesi, savunma sanayii işbirliği, ortak teknoloji geliştirilmesi ve üretim kapasitesinin artırılması konusunda mutabık kaldılar. Ayrıca Suudi Arabistan’da Pakistanlı bir genel sekreter tarafından yönetilecek bir sekretarya kurulması kararlaştırıldı. Böylece Türkiye’nin Pakistan ile ilişkisi Afganistan sınırındaki güvenlik krizinden Körfez güvenliğine uzanan daha geniş bir çerçevenin parçası haline geliyor. Katar da bu resmin dışında değil. Türkiye-Katar savunma ilişkileri ortak tatbikatlardan eğitime, lojistikten savunma sanayisine kadar giderek daha kurumsal bir karakter taşıyor.
Bütün bunlar Türkiye’nin giderek bir güvenlik bağlantı gücü haline geldiğini gösteriyor. Ankara NATO ile Körfez’i, Körfez ile Pakistan’ı, Pakistan ile Afganistan’ı ve Orta Asya ile Orta Doğu’daki farklı güvenlik alanlarını birbirine bağlayabiliyor. Katar gibi aktörlerle birlikte arabuluculuk kapasitesini de genişletebiliyor. Fakat bağlantı kurmakla sonuç dayatmak aynı şey değil. Kalın’ın Afganistan ve Pakistan ziyaretleri de tam olarak bunu gösteriyor.

Bağlantı yeteneğinin kapasite sınırları

Türkiye taraflarla konuşabiliyor, diplomatik alan açabiliyor ve krizlerin kontrolden çıkmasını önlemeye çalışabiliyor. Ancak bu temasların tarafların temel güvenlik tercihlerini değiştirmesi çok daha zor.
Üstelik Türkiye’nin bağlamaya çalıştığı güvenlik alanlarının sayısı arttıkça maliyet de büyüyor. İran savaşı ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim bunun açık örneklerinden biridir. Ankara bir taraftan Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarıyla ilgilenirken, diğer taraftan İran ile ilişkilerini korumak, enerji akışındaki kesintilerin kendi ekonomisine etkisini sınırlamak ve Yemen’den Afganistan’a uzanan krizlerde diplomatik alanını muhafaza etmek zorunda. Dolayısıyla bağlantı gücünün de doğal bir kapasite sınırı var. Türkiye aynı anda arabulucu, güvenlik sağlayıcısı, savunma ortağı ve enerji güvenliğinin garantörü olmayı hedefliyor; asıl zor olan da bu. Kalın’ın son temaslarının gösterdiği asıl nokta da burada ortaya çıkıyor.
Türkiye’nin erişimi genişliyor ama askerî, ekonomik ve diplomatik kaynakları sınırsız değil. Bu nedenle mesele her krizin altından tek başına kalkmak değil, hangi alanlarda etkili olunabileceğini ve nerede diğer aktörlerle yük paylaşılması gerektiğini doğru belirlemek.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

Türkiye, AB’nin Kararsızlığıyla Büyüyen Açmazları Nasıl Aşabilir?

Türkiye-AB ilişkilerine engel olan önemli siyasi konular 2016 anlaşmasından geri kalan 6 maddeyle ilgili.

10 saat ago

Devasa Fon Dolandırıcılığının Temelindeki Yapısal Sorunlar

Kamu görevlilerinin görev suçlarında, “amirin yargıya soruşturma izni” vermesi kurumu stratejik görevler için istisna kaldırılmalıdır.…

2 gün ago

AB Türkiye’yi Dışarda Tutarken Kendi Geleceğini mi Sınırlıyor?

AB Türkiye’yi içeri almak istemeyebilir. Türkiye de bütün stratejik geleceğini bu karara bağlamak zorunda değil.

2 gün ago

Sigara yasağı sıkı uygulansın denince hangi lobiler ayağa kalkıyor?

Sağlık Bakanının sigara yasağının daha sıkı uygulanması için sunacağı yasa teklifine Cumhurbaşkanlığı bünyesinden gelen tepki…

2 gün ago

Mekke Paktı’nın kendisi mi basın açıklaması mı Meclis’e getirilecek?

Mekke Paktı, önemli, stratejik bir girişim ve TBMM’nin de Türk halkının da bunu ayrıntılarıyla bilme…

4 gün ago

Yeni Parti’den Ticaret ve Aile bakanlarına fon krizi soruları

Özgür Özel, fon krizi bilgisi dahilindeyse Erdoğan'ın hesap vermesi, değilse yönetme kabiliyetini yitirdiğini kabul etmesi…

5 gün ago