Yetkin Report - Murat Yetkin

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

MİT Başkanı Kalın’ın Afganistan-Pakistan trafiği ne anlatıyor?

Yazar: Ahmet Erdi Öztürk / 23 Eylül 2026, Çarşamba / Oda: Siyaset

MİT Başkanı Kalın’ın Afganistan ve Pakistan temasları Katar ile eşgüdüm içinde bölgesel gerilimin düşürülmesini hedefliyor. Kalın Afganistan’da hem başkent Kabil’de hem de Taliban’ın merkezi Kandahar’da temaslarda bulunduktan sonra üst düzey görüşmeler için İslamabad’a geçti. (Foto: @Afghanistazmbp)

Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın 15 ve 16 Eylül’de Afganistan’da gerçekleştirdiği temaslar ve hemen ardından 17 Eylül’de Pakistan’a geçmesi Türkiye’nin son yıllarda dış politikasında giderek daha belirgin hale gelen yeni bir rolü yeniden gündeme getirdi. Ankara artık yalnızca kriz ortaya çıktığında tarafları aynı masaya getirmeye çalışan bir arabulucu değil. Orta Doğu, Körfez, Güney Asya ve Orta Asya’daki farklı güvenlik düzenekleri arasında bağlantı kurmaya çalışan bir aktör olarak hareket ediyor.
Ancak burada Türkiye’nin bölgesel rolünü değerlendirirken diplomatik hareketlilik ile siyasi güç arasında önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Ankara’nın erişimi genişliyor, konuşabildiği aktörlerin sayısı artıyor ve farklı güvenlik alanları arasındaki geçişkenliği giderek güçleniyor. Buna karşılık, bu erişimin yaptırım ve dayatma kapasitesine aynı ölçüde dönüştüğünü söylemek henüz mümkün değil. Kalın’ın son Afganistan ve Pakistan trafiği Türkiye’nin hem yeni gücünü hem de bu gücün sınırlarını görmek açısından iyi bir örnek oluşturuyor.

Afganistan-Pakistan hattında Türkiye ve Katar

Kalın’ın Afganistan temaslarının ardından Pakistan’a geçmesi tesadüfi bir ziyaret sıralaması değildi. Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişkiler son dönemde yeniden neredeyse savaş çıkıyordu. İslamabad yönetimi Pakistan Talibanı olarak bilinen TTP’nin saldırılarını Afganistan topraklarından yürüttüğünü söylerken, Taliban yönetimi bu suçlamaları kabul etmiyor ve Pakistan’ın sınır ötesi operasyonlarını egemenlik ihlali olarak değerlendiriyor. Türkiye bu kriz içerisinde iki tarafla da doğrudan konuşabilen az sayıdaki aktörden biri. Fakat Ankara burada tek başına hareket etmiyor.
Katar da giderek daha görünür biçimde bu diplomatik mimarinin içinde bulunuyor. Zira Katar’ın finansal gücü bu ilişkilerde çok önemli. Kalın’ın Afganistan temasları sırasında Katar Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Hamad bin Khamis Al Kubaisi’nin de temaslarda bulunması bunun göstergelerinden biriydi. Böylece ortaya Türkiye’nin siyasi ve güvenlik erişimi ile Katar’ın Taliban üzerindeki etkisini birleştiren daha geniş bir arabuluculuk mekanizması çıkıyor. Türkiye ve Katar, Pakistan ve Afganistan’ı masaya getirebilse bile, tarafların güvenlik önceliklerini değiştirecek araçlara sahip değil; aslında kimse değil.

Türkiye-Pakistan ilişkisi artık daha derin

Türkiye’nin Pakistan krizinde sahip olduğu hareket alanını anlamak için iki ülke arasındaki ilişkinin son yıllarda ne kadar kurumsallaştığına da bakmak gerekiyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 12 ve 13 Şubat 2025’te Pakistan’a yaptığı ziyaret sırasında iki ülke Stratejik Ortaklığın Derinleştirilmesi, Çeşitlendirilmesi ve Kurumsallaştırılması başlıklı ortak bildiriyi kabul ederken savunma, enerji, ticaret, teknoloji ve başka alanları kapsayan 24 yeni işbirliği anlaşması imzaladı. Türkiye’nin İslamabad Büyükelçiliğinin güncel verilerine göre Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi çerçevesinde iki ülke arasında imzalanan belge sayısı 100’e ulaşmış durumda. Dolayısıyla Kalın’ın İslamabad’da Başbakan Şahbaz Şerif, Mareşal Asım Münir ve ISI Başkanı Asım Malik ile görüşebilmesi yalnızca kişisel veya konjonktürel diplomatik erişimin sonucu değil. Arkasında giderek genişleyen kurumsal ve askerî bir ilişki ağı bulunuyor.

Mekke Paktı ve NATO

Bu ağın son halkası ise Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Anlaşma kapsamında oluşturulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi ilk kez 31 Ağustos 2026’da İstanbul’da dışişleri ve savunma bakanlarıyla genelkurmay başkanlarını bir araya getirdi. Taraflar ortak caydırıcılığın güçlendirilmesi, savunma sanayii işbirliği, ortak teknoloji geliştirilmesi ve üretim kapasitesinin artırılması konusunda mutabık kaldılar. Ayrıca Suudi Arabistan’da Pakistanlı bir genel sekreter tarafından yönetilecek bir sekretarya kurulması kararlaştırıldı. Böylece Türkiye’nin Pakistan ile ilişkisi Afganistan sınırındaki güvenlik krizinden Körfez güvenliğine uzanan daha geniş bir çerçevenin parçası haline geliyor. Katar da bu resmin dışında değil. Türkiye-Katar savunma ilişkileri ortak tatbikatlardan eğitime, lojistikten savunma sanayisine kadar giderek daha kurumsal bir karakter taşıyor.
Bütün bunlar Türkiye’nin giderek bir güvenlik bağlantı gücü haline geldiğini gösteriyor. Ankara NATO ile Körfez’i, Körfez ile Pakistan’ı, Pakistan ile Afganistan’ı ve Orta Asya ile Orta Doğu’daki farklı güvenlik alanlarını birbirine bağlayabiliyor. Katar gibi aktörlerle birlikte arabuluculuk kapasitesini de genişletebiliyor. Fakat bağlantı kurmakla sonuç dayatmak aynı şey değil. Kalın’ın Afganistan ve Pakistan ziyaretleri de tam olarak bunu gösteriyor.

Bağlantı yeteneğinin kapasite sınırları

Türkiye taraflarla konuşabiliyor, diplomatik alan açabiliyor ve krizlerin kontrolden çıkmasını önlemeye çalışabiliyor. Ancak bu temasların tarafların temel güvenlik tercihlerini değiştirmesi çok daha zor.
Üstelik Türkiye’nin bağlamaya çalıştığı güvenlik alanlarının sayısı arttıkça maliyet de büyüyor. İran savaşı ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim bunun açık örneklerinden biridir. Ankara bir taraftan Körfez ülkelerinin güvenlik kaygılarıyla ilgilenirken, diğer taraftan İran ile ilişkilerini korumak, enerji akışındaki kesintilerin kendi ekonomisine etkisini sınırlamak ve Yemen’den Afganistan’a uzanan krizlerde diplomatik alanını muhafaza etmek zorunda. Dolayısıyla bağlantı gücünün de doğal bir kapasite sınırı var. Türkiye aynı anda arabulucu, güvenlik sağlayıcısı, savunma ortağı ve enerji güvenliğinin garantörü olmayı hedefliyor; asıl zor olan da bu. Kalın’ın son temaslarının gösterdiği asıl nokta da burada ortaya çıkıyor.
Türkiye’nin erişimi genişliyor ama askerî, ekonomik ve diplomatik kaynakları sınırsız değil. Bu nedenle mesele her krizin altından tek başına kalkmak değil, hangi alanlarda etkili olunabileceğini ve nerede diğer aktörlerle yük paylaşılması gerektiğini doğru belirlemek.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: Afganistan, İbrahim Kalın, Mekke Anlaşması, mit, Pakistan

OKUMAYA DEVAM EDİN

CHP’de sinirler bozuk: Sav’ın muhtırası, Akşener’in teklifi
ABD İsrail savunması için İran’a karşı Orta Doğu’ya B-52’leri gönderdi
Devletin içinde neler oluyor, PKK’nın içinde neler oluyor?
  • MİT Başkanı Kalın’ın Afganistan-Pakistan trafiği ne anlatıyor?23 Eylül 2026
  • Borsa skandalı: o yatla yurt dışına kayıt dışı para da çıkarıldı mı?22 Eylül 2026
  • Kim bu 12 kişi? Borsa zararını halk değil, vurguncular ödemeli21 Eylül 2026
  • Terörsüz Türkiye Sürecinin Eksik Ayağı: Demokratikleşme21 Eylül 2026
  • Berlin Eyalet Meclisi seçimini Sol Parti Elif Eralp ile kazandı20 Eylül 2026
  • Mehmet Uçum: Anayasa değişikliği seçimden sonra20 Eylül 2026
  • Ege Isınıyor: Türkiye’nin Ekonomik Durumunu Atalet Sayma Hatası19 Eylül 2026
  • Erdoğan-Trump görüşmesi öncesi İran’a ekonomik yaptırımlar19 Eylül 2026
  • Avrupa’nın Rusya korkusuyla değişen güvenlik dengeleri, ABD ve Türkiye19 Eylül 2026
  • Aydoğan Özcan: kamu sağlığının ucuz ve erişilebilir olmasına çalışıyorum18 Eylül 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP