Ortadoğu-Bölgedeki Siyasi ve Ekonomik Gelişmeler, Türkiye Dışişleri-ABD, Rusya, AB ve İslam Dünyası, Terör: Türkiye ve çevresindeki güvenlik, terör ve terörle mücadele faaliyeti

Suriye harekâtındaki ilk günün tahlili

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay başkanı Orgeneral Yaşar Güler (solda) ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar ile Barış Pınarı harekat merkezinde. (Foto: MSB)

Kod adı Barış Pınarı olan askeri harekâtın 9 Ekim saat 16.00’da başladığını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Twitter hesabından duyurdu.
Barış Pınarı, 2016 Cerablus (Fırat kalkanı) ve 2018 Afrin (Zeytin Dalı) operasyonlarından sonra son üç yılda Suriye topraklarındaki üçüncü büyük askeri operasyon oldu.
Önce Diyarbakır’dan kalkan F-16 uçaklarının Akçakale’nin karşısındaki Tel Abyad ve Ceylanpınar’ın karşısındaki Resulayn civarındaki hedefleri vurmasıyla başladığı açıklandı. Aynı sıralarda 45 km menzilli Fırtına obüsleri de aynı hedeflere top atışına başladı. Kara birliklerinin Suriye topraklarına 22.30’da girmeye başladığı da Milli Savunma Bakanlığı tarafından duyuruldu. Bakanlık operasyonda sivillerin ve sivil hedeflerin değil, terörist ve teröristlere ait mevzi, sığınak, depo, siper ve araçların vurulmakta olduğunu ilan etti.
Harekâtın amacı, Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan (toplam 910 kilometrelik Suriye sınırının) 480 kilometre kadar bölümünde ve 30 km derinlikte bir alandan PKK’nın Suriye kolu sayılan PYD ve onun milis gücü olan YPG’yi çıkarmak olarak açıklandı. Ve burada oluşturulacak Güvenli Bölgeye, Türkiye’deki 3,5 milyon Suriyeli mülteciden 2 milyonunun geri dönmesini sağlamak.
Bunlar zaten haberlerden edinilen bilgiler, şimdi ilk günün tahliline bakalım.

Askeri tahlil

Öncelikle bu harekâtta sürpriz unsurunun olmadığını söylemeliyiz; Ankara aylardır hem söylemde, hem de sınır bölgelerine yaptığı askeri yığınakla “geliyorum” diyordu.
Akçakale/Tel Abyad ve Ceylanpınar/Resulayn arasında kalan 120 km’lik şeridin Barış Pınarı harekâtının köprübaşı olarak planlandığı anlaşılıyor. Bu bölgede daha çok Arap nüfusun bulunması, karşılaşılacak YPG direnişinin nispeten daha az olmasını sağlayacağı düşünülmüş gibi duruyor. Bu bölge Türk ordusu ve ÖSO’nun yeniden örgütlenmiş şekli olan Suriye Milli Ordusunun (SMO) kontrolü almaya başlanırsa, Batıya doğru Kobani (Ayn el-Arab) ve Güneye, M4 karayolunun kilit noktalarını kontrol altına almaya doğru açılım mümkün olur. M4 karayolunun kontrolü ile Suriye’deki PKK varlığıyla Irak, yani Sincar üzerinden Kandil ile ikmal bağlantısının kesilmesi amaçlanıyor. Türk Hava Kuvvetleri aylardır süren Pençe harekâtıyla Irak’ın Türkiye ve Suriye sınır bölgelerindeki PKK mevzilerini bombalıyor. Pençe harekâtının, 9 Ekim’de başlayan Barış harekâtına hazırlık niteliği de ortaya çıkıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın çıkışlarından sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinin, PKK tarafından serbest bırakılmaya başladığı haberleri alınan IŞİD tutuklularına yönelik operasyonlar yürütmesi de söz konusu olabilir.
Harekâtın Fırat’ın batısındaki PKK kontrolünde olan Tel Rıfat ve Münbiç’e de yönelmesi mümkün.
Harekâtın süresi açıklanmadı. Ancak Trump’ın Erdoğan’a Washington’da buluşma tarihi olarak verdiği 13 Kasım bir eşik olarak da görülebilir.
On binlerce PKK/YPG militanının son beş yıldır kara gücü olarak işbirliği yaptığı ABD’den aldığı eğitim ve silah yardımı göz önüne alındığında, mücadelenin zorlu geçeceği de anlaşılabilir.

Diplomatik tahlil

Erdoğan’ın bu harekâta diplomatik yalnızlığı göze alarak başladığı zaten aylardır yaptığı konuşmalardan belliydi.
Başta Suriye’den Almanya’ya, Suudi Arabistan’dan İsveç’e dek bazı ülkeler harekâtı kınadı. BM Güvenlik Konseyi 10 Ekim’de acil toplantıya çağrıldı; Arap Birliği de öyle. AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker harekâtın derhal durdurulmasını talep etti. Barış Pınarı’nın başladığının duyurulması ardından Trump, ABD’nin desteği bulunmadığını bir kez daha söyledi, 6 Ekim’deki telefon görüşmelerinde bunun “iyi bir fikir olmadığını” Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da söylemiş olduğunu ekledi. Kongre’de Türkiye’ye yönelik yaptırımlar konusunda somut adım atıldı, teklif verildi.
Öte yandan daha 6 Ekim’de ABD’nin bu işe karışmayacağını söyleyerek gizli destek veren de Trump’ın kendisiydi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ankara’nın adımını yanlış bulduğunu söyledi ama Moskova Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlıyor, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarına saygı sınırları içinde davranılmasını istiyordu. Benzeri yaklaşım NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’ten de geldi.
Hükümet diplomatik yalnızlığın farkında olsa da, Dışişleri işin peşini bırakmış değil. Harekât hakkında Şam yönetiminin diplomatik notayla bilgilendirildiğini söyleyen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun telefon görüşmesi yaptığı muhatapları arasında ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da vardı. BM Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinin Ankara Büyükelçilerinde Dışişlerinde bilgi verildi.
Yine de askeri planda, sahada yaşanabilecek zorlukların diplomatik planda da baş ağrıtacağı görülebiliyor.

Siyasi tahlil

İçerideki zorluk daha düşük düzeyde…
Meclis’te hükümete yurtdışına asker gönderme izni veren tezkerenin uzatılmasına HDP dışında bütün partiler oy verdi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, terörle mücadeleyi meşru müdafaa sayarak “içi yansa da” onay verdiğini söylerken, harekâtın Beşar Esad yönetimiyle irtibat içinde yürütülmesi gereğini tekrarladı.
Erdoğan, HDP dışında Meclis’teki siyasi parti liderlerini arayarak bilgi verdi.
Harekâtta büyük aksilikler ve ağır kayıplar olmadıkça Erdoğan’ın iç siyasette (HDP itirazları dışında) büyük sorun yaşamayacağı söylenebilir.

Sembolizm tahlili

Barış Pınarı, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Suriye’yi savaşla tehdit etmesi ardından Abdullah Öcalan’ın 1982’den beri karargâh kurduğu Suriye’den sınır dışı edildiğinin öğrenildiği 9 Ekim 1998’in 21’inci yıldönümünde başlatıldı. Öcalan, 1999 Şubat’ında Yunanistan’ın Kenya Büyükelçiliğinden çıkartıldıktan sonra Amerikan ve Türk istihbarat örgütleri CIA ve MİT’in ortak operasyonuyla yakalanıp Türkiye’ye getirilip İmralı’ya konmuştu.
Barış Pınarı kod adındaki “Pınar” deyiminde de bir lingustik, dilbilimsel gönderme var. ABD ile aranın açılmasına neden olan gelişme, 2014 Ekim ayında dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında, YPG’nin kontrolüne giren Kobani’nin IŞİD tarafından kuşatılması sırasında yaşanan tartışma ve Obama’nın NATO’daki ortaklarından Erdoğan’ın itirazına rağmen tercihini YPG/PKK ile işbirliğinden yana kullanmasıydı. Kobani’nin resmi adı Ayn el-Arab, yani Arap Pınarıydı.

Timsah gözyaşları: Kürtler için mi, PKK için mi?

ABD basını Suriye kararı ardından Trump’ı “Kürtleri ortada bırakmakla suçlamaya başladı. Bu çerçevede Avrupa’dan da sesler yükseldi. Bu tepkiler, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan değişik siyasi görüşlerden milyonlarca Kürt ile PKK arasında bir ayrım yapmayan indirgemeci bakışın ürünüydü.
Ancak bu vesileyle, belki de ilk defa ve yine ABD’den başlamak suretiyle PKK’nın Kürtlerin tamamı demek olmadığı tartışması da başladı.
Öte yandan, “Kürtleri yok etmeye çalışması” halinde Türk ekonomisini “mahvetmekle” tehdit etmeye kalkan Trump, Amerikan askeriyesinin talebiyle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ismi altında çalışan PKK’lıların Türkiye’nin hava akınlarına karşın Suriye hava sahasının ABD tarafından kapatılması taleplerine kılını kıpırdatmadı.
Neticede ABD İkinci Dünya Savaşının sona ermesinden itibaren değişik Kürt silahlı örgütleri defalarca Orta Doğu’daki muarızlarına karşı kullanmış ve sonra ortada bırakmıştı.
Türkiye’nin önünde zorlu bir süreç var; Suriye harekâtının ilk günkü görünümü ise aşağı yukarı böyleydi.

“Suriye harekâtındaki ilk günün tahlili” için bir yorum

Bir Cevap Yazın