Nuriye Ortaylı

Doktor, halk sağlığı uzmanı

İstanbul Tabip Odası’nın hazırladığı afiş. 2 Aralık Çarşamba günü 24 saat içinde 5 hekim hayatını kaybetti. Sağlık çalışanı kayıpları hızla artıyor. Türkiye’de birçok ülkenin aksine Covid-19 meslek hastalığı olarak kabul edilmiyor. 

Yoğun Bakım Derneği: “Uçurumun Kenarındayız”

Sağlık Bakanı 25 Kasım akşamı, nihayet vaka sayılarını açıkladığı toplantıda, alınan yeni tedbirlerin etkisini iki hafta bekleyip göreceklerini söylemişti. O zaman da bekleyip görülecek şeyin kabus senaryosu olduğunu söylemiştik. Ve bir an önce hayati sektörler dışındaki tüm faaliyetlerin durdurulmasını ve çalışanların, küçük esnafın desteklenmesini önermiştik.

Yerine Nisan-Mayıs aylarında deneyip bir işe yaramadığını gördüğümüz hafta sonu sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Bakanın söylediği “iki haftalık bekleyip görme” süresini de doldurduk. Bakan 7 Aralık akşamı, matematik problemi tarzı açıklamalarına bir yenisini daha ekleyip, vaka sayılarındaki artış hızında yavaşlama olduğunu söyledi. Yani? Türkçesi, vaka sayıları da, ölüm sayıları da – Bakanlığını resmî sayılarından bahsediyoruz – artmaya devam ediyor. 7 Kasım günü aynı saatlerde,  Türk Yoğun Bakım Derneği de “Yoğun Bakımlarda Uçurum Kenarındayız” başlıklı bir basın açıklaması yaptı.

Yoğun Bakım Uzmanlarının kurduğu ve esas olarak yoğun bakım standartlarının oluşturulması, meslek içi eğitim, bilimsel araştırmalar olan bir mesleki dernek, üyelerinin ruh halini yansıtan dramatik bir başlıkla yoğun bakımların durumunu doğrudan kamuya duyurmaya çalışıyordu. Yoğun bakımlardaki doluluk oranlarının %70-75’leri aştığını, yeni yoğun bakımlarının açılmasıyla çalışanların etkin ve yararlı hizmet sunamayacak hale geldiğini, içinde bulunulan durumun sürdürülebilir olmadığını söylüyorlardı. Yeni yoğun bakım ünitelerinin açılmasının sorunu çözemediğini, bütün sağlık hizmetlerinde olduğu gibi bakımın esas unsurunun yataklar ve aletler değil, yetişmiş insan gücü olduğunu belirtiyor ve şu uyarıda bulunuyorlardı. “Yoğun bakım hizmeti sunumundaki tıbbi kalitenin düşmesi, ölüm oranlarının yükselmesine neden olacaktır”. 

Aşı bugünkü halimize çare mi

İçinde bulunduğumuz vahim duruma çareler aramak yerine, son haftayı, yine bir kötü iletişim örneği olarak, birçok soru işareti yaratması kaçınılmaz aşı beyanatları üzerine tartışarak geçirdik. Aşı tabi ki çok önemli. Pandemiyi yenmemiz için çok önemli.

Ama Dünya Sağlık Örgütü’nün de dediği gibi aşı pandemiyle mücadelemizdeki araçlardan yalnızca biri, sihirli değnek değil. Üç aşının (Pfizer-BioNTech, Moderna ve Oxford-Astra Zeneca) hastalığı önlemede etkili olduklarını duyduk, Bakanlığın almayı planladığı Sinovac’ın da etkili olmasını umuyoruz. Ama bu aşıların hiç birinin etki süresinin ne olacağını henüz bilmiyoruz. Bu aşıların aşılanan kişilerde yalnızca hastalığı değil, virüs alıp, virüs bulaştırmayı da önleyebilmesini umut ediyoruz. Ama henüz elimizde bu konuda kanıt yok. Etkinlik çalışmaları yeni bitmiş, ya da bitmemiş, üretim ve dağıtım safhaları, bütün güçlükleriyle, henüz önümüzde olan aşılarla, kitle bağışıklığını sağlamanın alt sınırı olan yüzde yetmiş bağışıklığa ulaşmak için önümüzde nasıl bir yol olduğunu henüz net bir şekilde göremiyoruz. Kısacası, aşı bugünkü halimize, dolu yoğun bakımlara, her gün kaybettiğimiz ve önümüzdeki haftalarda da kaybetmeye devam edeceğimiz canlara bir çare değil. 

Virüs yaygın, vakaların ve ölümlerin açıklanması lazım

Yazılım uzmanı Güçlü Yaman’ın e-devlet, belediye ve mezarlık kayıtlarını inceleyerek hazırladığı 2020 yılı için, il bazında, nüfusa göre ölüm fazlası sayıları.

Havalar soğuk, Mart, Nisan’a kadar kapalı mekanlara mahkumuz. Virüs ülkenin her iline, her ilçesine yayılmış durumda. Doğu Anadolu’da çalışan bir hekim arkadaşım uzak dağ köylerinden bile Covid hastalarının geldiğini söylüyor. 

Türkiye yüzde elli beşini oluşturan 27 il için mezarlık ve e-devlet kayıtlarından, geçen beş yılın ölüm ortalamalarıyla, bu yıl görülen ölümleri karşılaştırarak bu yıl görülen “fazla ölümleri” saptayan yazılım uzmanı Güçlü Yaman, nüfus başına en yüksek “fazla ölümün” daha küçük kentlerde olduğunu bulmuş. Uşak ve Sivas’ın başını çektiği nüfus başına “fazla ölüm” listesinde İzmir 12, İstanbul 15, Ankara 17. sırada. Bu da “gözden ırak” ve yoğun bakım kapasiteleri daha düşük bu illerde salgının daha çok can yaktığını düşündürtüyor. Ve bir kez daha vaka sayılarını da ölümleri de il il açıklayın dedirtiyor. 

Etkin tedbirler almadan geçirdiğimiz zamanlar, önlenebilir ölümlerin gerçekleşmesi, derlenip toparlanmak ve yaraları sarmak için gereken zamanın uzaması demek. Artık çığlıklara bir kulak verilmesi lazım: uçurumun kenarındayız. 

close

Yeni yazılardan haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.