Siyaset

Erdoğan’ın sözde insan hakları paketi: Amaç AB ve ABD mi?

Erdoğan ve Bahçeli, İnsan Hakları Eylem Planı lansmanı öncesinde selamlaşırken. Bahçeli, HDP’nin “acilen kapatılmasını” istiyor. (Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı)

Aslına bakarsanız Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından 2 Mart’ta İnsan Hakları Eylem Planı adı altında ilan edilen metin, Yargıda İdari Reform planı adı altında duyurulsa bir anlam taşıyacaktı. Zaten Adalet Bakanı Gül, planın “Benim için en önemlisi hukuk güvenliği” diyerek paketin gerçek hedefini açıkladı; hukuk güvenliğini sağlayıp sağlayamayacağı ayrı tartışma konusu. Ama Erdoğan bu düzenlemeleri “Yargıda İdari Reform Paketi” olarak ilan etseydi, o kadar dikkat çekmeyecekti. Daha az önemli olduğundan değil, özellikle Batılı müttefiklerin gözünde Türkiye’den şu anda beklenen en önemli konunun insan hakları ve demokrasinin kalitesinin düzeltilmesi olduğun için. O nedenle zaten BM’nin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan ilkeler ilk defa Erdoğan tarafından söyleniyormuş gibi “11 ilke” şekline sokuldu ve bu sözde İnsan Hakları Eylem Planı ortaya çıktı. “Sözde” deyişim aslında başka amaçla hazırlanmış ve temel olarak dış politika ihtiyaçlarıyla bu şekle sokulmuş olması yüzünden.

Dini azınlık hakları söylemi

Sözde eylem planının, ABD ve AB yönetimlerinde Erdoğan Türkiye’sindeki insan hakları ve demokrasinin kalitesinin yükseltilmesi beklentilerine hitap etmeyi amaçladığı sorusunu meşru kılan başka göstergeler de var. İnsan ve vatandaşlık haklarından ayrı bir şeymiş gibi azınlıkların dini haklarının özellikle vurgulanması ne anlama geliyor sizce? Cemaat Vakıfları için 9 yıl önce başlanan düzenlemeler “tamamlanacakmış”. Zannedersiniz Erdoğan Atina’da cami açılmasını beklemeden Heybeliada Ruhban Okulu’nu açacak. Herhalde beklenen Rum, Ermeni ve Yahudi cemaatlerinin ABD ve AB’deki lobilere “Durun, haklarımızı genişletecekler” demesi. NATO çıkarları uğruna Joe Biden ya da AB Komisyonu, AB’nin etkili ülkeleri Almanya, Fransa buna inanmış görünür mü? Bu ihtimali de yok saymam, maalesef insan hakları kadar askeri ve çıkarlar amacıyla kullanılan az konu vardır.

Ama gerek Cemaat Vakıfları gerek Yahudi Toplumu adına yapılan açıklamalarda artık sadece alkış gelmemiş; “planın uygulamaya hızla geçmesinin ülkemiz için bir fırsat” olacağı şartı da eklenmiş.

Güven kaybı böyle bir şey.

Sözde ifade özgürlüğü

Artık düşünceyi ifade tutuklama nedeni olmayacakmış. Zaten öyle değil mi, eğer hükümet ve yargı, yürürlükte olan Anayasa’yı tam uygulayacak olsa? Zaten yazarlara, gazetecilere, siyasetçi ve hak savunucularına yazdıkları ve söyledikleri gerekçesiyle açılmıyor ki davalar. Bir yargı hilesiyle terör, casusluk, darbecilik gibi Arap veya Orta Asya ülkelerini andıran gerekçelerle açılıyor.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, sözde insan hakları eylem planına ilk tepkisini “Şimdi Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş serbest bırakılacak mı?” sorusuyla verdi. Durum öyle acıklı ki insan hakları örgütleri, insan hakları hukuku alanında uluslararası otorite sayılan ve -doğal olarak demek lazım- Cumhurbaşkanlığındaki “tanıtım” törenine davet edilmeyen isimler plana tepki gösterirken, Anadolu Ajansı ve hükümet yanlısı medya sadece planı övücü sözler söyleyen hukukçu ve kitle örgütlerinin sözcülerine yer veriyor.

Övenlerin başında Erdoğan’ın ateşli muhalifiyken sadık müttefikine dönüşen Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun gelmesi zaten yeterince fikir veriyor.

Bir yandan parti kapatma çabası

Erdoğan’ın hakları genişleteceği sözünü verdiği gün Cumhur İttifakı’ndaki müttefiki MHP lideri Devlet Bahçeli, HDP’nin acilen kapatılması gerektiğini söylüyordu. Bahçeli’ye, “Kapatılsak da er ya da geç Türkiye’de iktidar ortağı olacağız” yanıtını verdi HDP eş-başkanı Mithat Sancar.

Ancak bu tartışmadan daha dikkat çekici olan AK Parti Grup Başkan Vekili Cahit Özkan’ın söyledikleriydi. Özkan, 9 HDP’li milletvekilinin daha siyasi dokunulmazlıklarının kaldırılmasını savunurken, HDP’nin “siyasi olarak bitirildikten sonra hukuki olarak da” bitirileceğini söylüyordu. Bunun anlamı HDP milletvekillerinin önce dokunulmazlıklara son verilip sonra -ara seçime meydan vermeyecek sınıra dek- Meclis dışına atılması, HDP’nin böylece işlevsizleştirilmesi midir? Ne de olsa HDP, milletvekili sayısı olarak Meclis’te hala MHP’den fazla, bunun da MHP’lileri rahatsız ettiği biliniyor.

Gerek CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu gerek İYİ Parti lideri Meral Akşener, bu defa Cumhur İttifakından gelen “Demek ki siz de terörist yandaşısınız” söylemine pabuç bırakmayacak gibi görünüyor.

Ama siyasette giderek “kavgada yumruk sayılmaz” kıvamına giriyoruz maalesef, günlerin ne getireceği hiç belli olmaz.

Murat Yetkin

Gazeteci-Yazar

Recent Posts

2026 Dünya Futbol Kupasına farklı bir bakış

Dünya Kupaları yalnızca futbolun değil, dünyanın değişen dengelerinin de aynası haline geldi. 2026 Dünya Kupası…

21 saat ago

Modern Seyyahların Piri Bir Çizgi Roman Kahramanı: Corto Maltese

Bizi biz yapan, kişiliğimizi, isteklerimizi, meraklarımızı, hayattaki amaçlarımızı, beklentilerimizi şekillendiren şüphesiz çocukluk yaşantımızdır. İnternet çağı…

1 gün ago

ABD 250 yaşında: hâlâ güçlü ama artık her dediği olmuyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), 4 Temmuz 2026’da yalnızca bağımsızlığının 250. Yılını kutlamakla kalmıyor. Aynı zamanda…

2 gün ago

Latin Amerika Trump’ın izinden sağa kayıyor

Türkiye'den bakınca hâlâ birçok ülkenin ABD Başkanı Donald Trump’ın izinden gittiğini görmek şaşırtıcı oluyor. Trump’ın…

2 gün ago

NATO’da AB ile savunma sanayi ortaklığı ararken otomotiv de tehlikede

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin 7-8 Temmuz NATO Ankara Zirvesi'nden en stratejik beklentilerinden birinin Avrupa’nın savunulması…

3 gün ago

Sivas katliamı: kanlı bir petrol savaşının kilit noktasıydı

2 Temmuz 1993 günü Sivas katliamının 30’uncu yılı. Otuz yıl önce bugün Sivas’a Pir Sultan…

4 gün ago