Sadece Boğaziçi de değil; inat mı, taviz mi?

Gazeteci-Yazar

Üniversitenin direnişi sonrasında görevden alınan Bulu’nun yerine atanan İnci’nin aslında Erdoğan’ın ilk tercihi olduğu ama AK Parti içinden bazı lobilerin Bulu için devreye girmiş olduğu anlaşılıyor. Perde arkası gelişmeler ciddi bir kadrolaşma hazırlığına işaret ediyor. (Foto: Twitter/CanCandan)

Boğaziçi camiasının Melih Bulu’nun istifasıyla sonuçlanan direnişi hatırlatıp kendi içlerinden bir rektör talep etmesine rağmen, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Prof. Dr. Mehmet Naci İnci’yi Boğaziçi Üniversitesine Rektör atadı. Böylece yeni eğitim yılı başlamadan gerilimi başladı. Eğitim çevrelerinde konuşulanlara göre peşinen gösterilen tepkilere rağmen Erdoğan’ın İnci’yi ataması kimilerine göre” kimse bana ne yapacağımı söyleyemez” tütünden bir inat.
Bu çevrelere göre Erdoğan’ın adayı baştan beri İnci idi. Sonra AK Parti içinde -sadece milletvekilleri değil- bazı lobiler harekete geçti ve Bulu’yu atadı. Ancak ne Bulu ne de YÖK Başkanı Yekta Saraç süreci Erdoğan’ın istediği gibi idare edebildi, ikisi de görevden alındı.
Başka çevrelere göreyse inat değil taviz; 2019 yerel seçimlerinde sarsılan AK Parti tabanını bir arada tutma çabası için verilen iç tavizlerin bir parçası. Tıpkı 2020 yazında bir şekilde geçiştirilen kadına şiddete karşı İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi taleplerinin, 2021’de Erdoğan’ın Milli Görüş’teki abilerinden Oğuzhan Asiltürk’ün bastırmasıyla yerine getirilmesi türünden bir uzlaşma sinyali.

Arka sokaklarda neler oluyor?

Bu çevreler, Erdoğan tarafından Boğaziçi’ne kurulan Hukuk ve İletişim fakültelerine olan atamalara bakılması gerektiğini söylüyorlar. Üniversitenin İngilizce eğitim ölçütleri de fiilen değiştirilerek AK Parti (hatta MHP dahil, Cumhur İttifakı) kadrolaşmasının bu iki fakülteden başlatılacağını öne sürüyorlar. Elimde henüz daha somut bilgi olmadığı için hangi AK Partili ismin yakınının, nereye, nasıl atanacağı belli olan isimleri veremiyorum ama siz M.P.O. harflerini bir kenara yazın lütfen.
Yalnızca öğretim yapısında değil idare yapıda da kadrolaşma söz konusu. Bulu tartışmaları devam ederken 1 Haziran 2021’de Nedim Malkoç Üniversite Genel Sekreterliğine atandı. Geçmişte Osmanlı Ocaklarında yöneticilik görevi de bulunan Malkoç, daha önce Cumhurbaşkanı Baş Danışmanlığı da yapan Kamu Baş Denetçisi (Ombudsman) Şeref Malkoç’un yeğeni. Geçmişte Millî Görüşün çekirdek kadrosundan, Necmettin Erbakan’a en yakın isimlerden olarak bilinen Şeref Malkoç Yüksek Seçim Kurulunda AK Parti temsilciliği da yapmıştı.
Erdoğan’ın İnci’yi atamasına inat değil, bünye içi taviz olarak bakanlar haklı çıkarsa, başka örneklerde de “eski dostları” 2023 seçimlerine giderken yeniden saflarına katmak için u-dönüşü hazırlıklarını bulmak mümkün olacak.
Örneğin, 2014 yılında önceki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek döneminde, onursal Başkanlığını eşi Nevin Gökçek’in yaptığı SOS Vakfına kiralanmış bir deponun durumu var. Kira süresi 2021’de dolunca, artık Mansur Yavaş yönetimine geçen ABB tahliye istemiş. Ancak hemen ardından, Ankara 2. İdare mahkemesinden yürütmenin durdurulması kararı çıkmış. Ama o karar çıkana dek Çankaya Kaymakamlığının tahliyeyi “ertelediği” anlaşılmış. CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşçıer, Kaymakamın bu erteleme kararını daha mahkeme kararı çıkmadan kimin talebiyle aldığını sordu. Taşçıer “Ankara’yı parsel parsel satanlar şimdi Ankaralının malıma çöküyor” iddiasında. Bu Ankara rantını Fethullah Gülen cemaatine “parsel parsel satma” suçlaması, şimdilerde gözden düşmüş görünen Bülent Arınç’a aitti ve Gökçek’in görevden ayrılmasına neden olmuştu. Erdoğan seçim yaklaştıkça Gökçek’e de Arınç’a da yeniden kucak açarsa şaşmamak lazım. İhtiyaç başka şey.

Kırılan kol yen içinde, tozlar halının altına

Bir başka örnek dün 22 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesinin manşetindeydi. Gazeteci Hazal Ocak, Sayıştay raporundaki tıbbi malzeme ithalatından elde edilen -haksız demek de yetersiz- fahiş kazancı haberleştirmişti. 2 bin 443 liraya ithal edilen kalp pili, 14 bin 391 liraya fatura edilmiş hastanelere. Örneğin gümrükten 7 bin 67 liraya çekilen ameliyat tavan lambası 50 bin 180 liraya fatura edilmişti. Daha önce kanser ilaçlarında da benzeri tablo ortaya çıkmıştı. Sorumlu Sağlık Bakanlığı mıydı? Ticaret Bakanlığı mıydı? Hangi şirketler, kime yakın şirketlerdi?
Bu şirketlerden, siyasette tek oya ve her bir kuruşa ihtiyaç duyulan önümüzdeki dönemde hesap sorulması konusunda benim umudum yok. Erdoğan bir önceki Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan’ı ayyuka çıkan yolsuzluk iddialarıyla görevden aldı. Soruşturma açıldı mı? Hayır. Kol kırılıyor, yen içinde tutuluyor, kirler halının altına süpürülüyor.
Keza, Trabzon havalimanının çatlak oluşan pistinin bakımı için daha 2020’de Makyol inşaat şirketine 58 milyon liranın, ihalesiz verildiğini T24 muhabiri Eray Görgülü ortaya çıkardı. Makyol’un son 10 yılda AK parti hükümetlerinden 24 defa vergi muafiyeti aldığını da yazdı. Başında Saffet Çebi ve Trabzonlu Çebi ailesi var. Makyol da Cengiz, Limak, Kalyon, Kolin ve MNG gibi AK Parti döneminde en çok tercih edilen şirketlerden. Sizce hesap sorulacak mı? Yoksa yandaşta inat mı ağır basacak? Hazır bugünlerde de Taliban yönetimindeki Afganistan’da inşaat işlerine girmek iştahı kabarmışken.

Günü kurtarıp yarını bekleme siyaseti

Erdoğan, şu sıra kendisine siyaseten yarar sağlayacak tek bir imkânı bile riske atacak lükse sahip görünmüyor.
Boğaziçi Üniversitesi mi? Bulu gitti, İnci geldi, İnci gider başkası gelir; Merkez Bankası, TÜİK örnekleri ortada. Yolsuzluk iddiaları mı? Sessiz kalınır, geçiştirilmeye çalışılır, kitleye bunların dış mihraklarla muhalefetin iş birliği olduğu söylenerek üste çıkılır daha olmadı.
“Nereye kadar?” diye sormayın. Siyaset günü kurtarma çabasına dek daralmış durumda. “Yarın olsun bakarız” anlayışı hüküm sürüyor.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...