Avatar

Gazeteci-Yazar

İYİ Parti lideri Akşener Covid-19 salgınıyla daha etkin mücadele için hemen zorunlu karantina ve halka nakit yardımına başlanmasını istiyor. (Foto: Ece Oğultürk)

İYİ Parti lideri Merak Akşener, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Covid-19 salgını nedeniyle bağış kampanyası açması ve burada 550 milyon lira toplandığının açıklanmasını eleştirerek “Devletin vatandaşına harcayacağı 550 milyon lirası yok mu?” diye sordu. YetkinReport’a yaptığı açıklamalarda, Erdoğan’ın İtalya’ya, İspanya’ya yardım gönderdiğini hatırlatan Akşener, “Ama bu iki ülkenin hükümetleri kendi vatandaşına IBAN gönderip yardım toplamıyor. Yeni Cami’de dilenip, Sultanahmet’te sadaka dağıtamazsınız” diye konuştu.
Erdoğan ve AK Parti hükümetinin İstanbul ve Ankara belediyelerinin açtığı ve kendisinin de emekli maaşını bağışladığı kampanyaları durdurmasını da kınayan Akşener “İstanbul ve Ankara AK Partide olsaydı, kendisi bu kampanyasını belediyeler üzerinden yapıp bir de ballandıra ballandıra anlatıyor olurdu” iddiasında bulundu. Erdoğan’ın “yenemediği öfkesinin faturasını vatandaş ödüyor” diye konuşan Akşener, salgınla mücadele için derhal zorunlu karantina ve halka doğrudan nakit yardım istedi.
Akşener’in YetkinReport’un sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Sağlık Bakanı iyi niyetli ama…

Sayın Akşener, size gelen bilgiler, Covid-19 virüsünün Türkiye’deki seyrinin nasıl olduğunu gösteriyor? Sayın Cumhurbaşkanının ve Sağlık Bakanlığının salgının yayılması konusundaki açıklamaları yeterli oluyor mu?
Sayın Sağlık Bakanı’nı ve çalışmalarının iyi niyetli buluyorum. Türkiye’de Covid-19 salgının kontrol altına almak adına adımların birçok alanda atılmaya çalışıldığını gözlemliyorum. Bu adımların kimisi doğru zamanda ve doğru şekilde atılırken, özellikle ekonomi, tarım ve sosyal yardımlar alanındaki adımlarda aksaklık ve plansızlıklar söz konusu.
Bunların haricinde, bir de zorunlu karantina veya sokağa çıkma yasağı konusunda hükümetin takındığı kararsız tutum var….
Bu noktada gözlemlediğim bir durumun altını çizmek isterim: Kriz zamanlarında doğru çözümleri üretip, bunları hızlı ve keskin bir biçimde uygulamak, hükümet içinde bir uyum ve koordinasyonun olmasını gerektirir.
İçinde bulunduğumuz süreçte ise bu koordine çalışmanın liderliğini üstlenmesi gereken, sorumluluk alanı ve bakanlık nezdinde bulunan ekspertiz itibariyle, Sağlık Bakanlığı olması gerekirken, bizzat Sayın Erdoğan’ın liderlik etmeye çalıştığı, Sağlık Bakanlığı’nın ise birçok paydaş bakanlıktan biri olarak konumlandırıldığı bir süreç işletiliyor.

Salgınla mücadelede siyaset olmamalı

Bu süreç tasarımı, özünde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kendi bünyesinde barındırdığı temel yapısal problem olan, tüm kararlardaki son sözü Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğuna bırakma anlayışını yansıtması açısından önemli bir nokta.
Çünkü Covid-19 salgını gibi çok boyutlu bir büyük krizde, Sayın Erdoğan’ın hangi bireysel uzmanlık, ne gibi bir istişare mekanizması desteğiyle ile bu kararları verdiği oldukça şüpheli.
Nitekim, salgın kapsamında kurulan bilim kuruluna mensup bilim insanlarının ve bizzat Sağlık Bakanı Sayın Koca’nın “kendi ohalini ilan etmek” olarak tanımladığı önerme, kendi içinde bir karantina gereksinimini barındırıyorken, hükümetin devlet olarak bu doğrultuda adım atmak yerine sorumluluğu direkt olarak vatandaşın kendisine bırakması, bu “siyasi son söz” yaklaşımının bir yansıması olarak karşımıza çıktı.
Bu manada salgınla mücadele sürecinin acilen siyasi kaygılardan arındırılarak, bilimsel yaklaşımın ve toplum odaklı bir bakış açısının benimsenerek yürütülmesi gerekiyor.

Hükümetin teptiği fırsat

Bilim insanları yayılmanın yavaşlatılması için, sosyal teması azaltacak şekilde sokağa çıkma kısıtlamasının artırılmasını talep ediyor. Siz bu talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bilim insanlarının açıklamaları önemsiyorum.
İyi Parti olarak da salgın ülkemize girdiği zaman, danıştığımız bilim insanlarının tavsiyeleri doğrultusunda, acilen 3 haftalık bir zorunlu karantina ilan edilmesinin gerektiğini savunduk.
Ancak gelinen noktada; salgının büyük bir toplumsal ve ekonomik krize dönüşmeden, yönetilebilir boyutta tutulabilmesi için kesin, cesur ve en önemlisi proaktif [önalıcı] adımlar atmak yerine; hükümetin, gelişmelere göre pozisyon alarak, reaktif [tepkisel] bir kriz yönetim stratejisi yürüttüğünü görüyoruz, ve bunu hiç de sağlıklı bulmuyoruz.
Elbette salgın sürecinde gelişen dinamiklere göre hızlı reaksiyon almak önemli olmakla birlikte, baştan sağlıklı bir kriz yönetim stratejisi belirlemezseniz, her gün yeni bir kriz yönetmek zorunda kalırsınız.
Bu süreçte, salgının ülkemizde dünyaya göre daha geç görülmesinden doğan büyük yönetimsel fırsatı, hükümetin yeteri kadar planlama ve hazırlık yapmayarak teptiğini düşünüyorum.

Kredi yardımı, borçlandırmak demek

Sizce AK Parti hükümeti sokağa çıkma kısıtlamasından neden kaçınıyor? Sizce nedenleri siyasi mi, ekonomik mi, yoksa başka nedenler mi var?
Bu son dönemde çok karşılaştığım bir soru.
Benim değerlendirmem, bu kaçışın birincil sebebinin ekonomik olduğu yönünde. Çünkü zorunlu karantinayı veya sokağa çıkma yasağını hükümet ilan ettiği takdirde, bu durumun insanlarımıza getireceği ekonomik yükü karşılamak, oluşacak zorlukları da yine ekonomik olarak hafifletmek zorunda. Bu bir hukuki zorunluluk.
Ama görüyoruz ki hükümet, itinayla krizin ekonomik yükünden kaçınmaya çalışıyor.
Dünyadaki ülkeler milli gelirlerinin %5 ila %10’u oranına denk gelen ekonomik destek paketleri açıklarken, iktidarın açıkladığı paketin ülkemiz milli gelirinin yaklaşık %2’si oranında olması bu yönde bir işaret.
Açıklanan ekonomik paketteki parasal yardımların büyük ölçüde krediler, yani esnafı, çalışanları, hane halkını borçlandırarak yapılmaya çalışılmasının da nedenini de yine bu yönde değerlendirmek gerekir.
Devlete duyulan güven azalıyor
Diğer taraftan, bu işte bir gariplik var: Türkiye büyük bir ülke. Ülkemizin bu krizi vatandaşlarımızı zora sokmayacak bir biçimde yönetebilmesi için gerekli kaynakları var. En azından kâğıt üzerinde var.
İşsizlik fonu, varlık fonu, geçtiğimiz dönemde alınan ek vergiler ve uygulamalar ile yaratılan kaynaklar var.
Daha önce S400’lere 4 milyar dolar, Suriyelilere 40 milyar dolardan fazla harcadık. Sayın Erdoğan “gerekirse Suriyeli sığınmacılara bir 10 yıl daha bakarız” demişti.
Hal böyleyken ve hükümet de gereken ekonomik adımları atmadığına göre, bu kaynaklar ya çarçur edilmiş, ya da bir başka problem nedeniyle vatandaşlarımıza harcanmak istenmiyor.
Bu da maalesef insanlarımızın devletlerine olan inanç ve güvenlerini sarsıyor.
Bu durumun derhal önüne geçilmesi gerekli.

Yeni Cami’de dilenip, Sultanahmet’te sadaka

Dünya ülkeleri salgından olumsuz etkilenen vatandaşlarına maddi yardımda bulunurken Türk hükümetinin vatandaşlarından para toplama kararı hükümet tarafından “milli birlik ve beraberliği güçlendirmek” olarak açıklandı. Katılıyor musunuz? Neden?
Sayın Erdoğan’ın açıkladığı bağış kampanyası ve bu kapsamda toplanan 550 milyon liralık para hükümetin ekonomik olarak sıkışmış olduğunun bir başka göstergesi.
Yani devletin vatandaşı için harcayacak 550 milyon lirası yok mu da, bu parayı vatandaşın kendisinden toplamaya çalışıyoruz? Bu sorunun cevabı yok.
Sayın Erdoğan İtalya’ya İspanya’ya yardım uçağı, yardım gemisi gönderdiğimizi söylüyor ama bu iki ülkenin hükümetlerinden hiçbiri kendi vatandaşlarına IBAN gönderip yardım toplamıyor.
Yeni Cami’de dilenip, Sultanahmet’te sadaka dağıtamazsınız.
Elbette biz bize yeteriz, ancak önce devletin gücünün insanımıza yardım etmeye yetmesi gerekir. Eğer bu manada bir zorluk varsa, hükümet temsilcilerinin de dürüstçe vatandaşa durumu anlatıp sorumluluğu üstlenmeleri gerekir.

Öfkesinin faturasını vatandaş ödüyor

Sizin emekli maaşlarınızı Ankara ve İstanbul belediye kampanyalarına bağışladığınızı açıklamanızın ardından bu hesaplar donduruldu. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bağışların iddia edildiği gibi belli vakıflar aracılığıyla dağıtılacak olması sizce doğru mudur?
Ben yardım kampanyalarının belediyeler üzerinden yürütülmesini daha doğru buluyorum.
Çünkü yerel yönetimlerin ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızı tespit edebilecek ve onlara direkt olarak dokunabilecek imkanları ve insan kaynağı var.
Ancak yerel yönetimlerin maddi kaynak sıkıntıları olduğundan ve hükümet özellikle kendi partisinden olmayan belediyelere birçok zorluk çıkarttığından, en büyük iki şehrimizin belediye başkanları birer toplumsal dayanışma kampanyası başlattılar.
Ben de bu kampanyalara 3’er emekli maaşımla katkı sağladım.
Ne var ki Sayın Erdoğan, her zamanki düşmanlaştırıcı tavrıyla, böyle güzel inisiyatifleri desteklemek, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri ile iş birliği yapmak yerine, onlara alternatif kampanya başlatmayı ve İstanbul ile Ankara’nın kampanya hesaplarını dondurmayı tercih etti.
Vatandaşın hayrına iş yapanları sevmez Sayın Erdoğan… Çünkü oluşacak bir potansiyel siyasi rantı kaptırmayı istemez.
Oysa ben eminim ki, İstanbul ve Ankara şu an Ak Parti’de olsaydı, bizzat kendisi bu kampanyasını yerel yönetimler üzerinden yapıp, bir de ballandıra ballandıra anlatıyor olurdu.
Kendisinin bu tip davranışlarına artık şaşırmıyorum, ama yenemediği öfkesinin faturasını bu vatandaş ödüyor, ona üzülüyorum.

“Paraları yedik, kusura bakmayın” gibi…

Haftalardır İşsizlik Sigortası Fonu, İhtiyat Akçesi, S-400’e ve Suriyeli mültecilere yapılan yardımları soruyorsunuz? Bu sorularınıza bir açıklama geldi mi hükümet tarafından?
Kriz yönetmek elbette zor bir süreç, hem partim hem de ben, bu manada aslında hükümete önerilerimizle yardımcı oluyoruz. Bazı önerilerimize kısmen de olsa kulak verdiler, birçoğu için ise maalesef henüz atılmış bir adım yok.
Bu konu özelinde de, ben hükümete bu kriz döneminde yapılması gerekenleri ve bunlar için gereken kaynağı nereden bulacaklarını söylüyorum.
Şimdiye kadar “öyle bir kaynağımız yok” veya “paraları yedik kusura bakmayın” gibi bir açıklama gelmedi.
Dolayısıyla o paralar duruyorsa benim hükümetten beklentim, bakanlık üzerinden bağış kampanyası başlatıp kaynak yaratmayı ummak yerine, bir an önce zorluk çeken vatandaşının yanında olmalarıdır.
Vatandaş devleti zor gününde yanında görmek ister, devletin verdiği güveni hissetmek ister, kriz içinde yalnız olmadığını görmek ister. Devleti yönetenlerin en önemli görevlerinden biri budur. Devlet ciddiyeti bunu gerektirir.

Zorunlu karantina, doğrudan nakit yardımı

Sizce yapılması gerekenler nelerdir?
1-Hemen, şimdi, bir zorunlu karantina ilan edilmesi ve buna paralel olarak da ekonomik destek paketinin, salgından birincil derecede etkilenip zora düşen, başta işsiz, yevmiyeli çalışan ve küçük işletme sahibi vatandaşlarımız olmak üzere, direkt nakit yardımı da içerecek şekilde, milli gelirimizin en az %7’si seviyesine genişletilmesi.
2-Karantina süresi içinde yoğun bir tarama kampanyası yapılıp, Covid-19 vakalarının daha geniş ölçekte belirlenerek haritalandırılması ve böylece zorunlu karantina sonrasındaki yayılımın çok düşük seviyelere indirgenerek kontrol altında tutulması.
3-Bir an önce ölüm oranının düşürmeye dönük tedavi metotları ve aşı geliştirmeye dönük bir bilimsel seferberlik başlatılması.
4-Evde kalmayı kolaylaştırıcı ve teşvik edici adımların arttırılarak, vatandaşımızın gösterdiği büyük özveri ve dayanışmayı desteklemek. Yani devlet olarak vatandaşın yanında olmak.