“Mutlak çoğunluk, mutlak güç değildir”

Portekiz Başbakanı Antonio Costa, seçim anketleri sosyalistlerin oy kaybına uğrayacağına işaret ederken erken seçim kararı aldı ve oynadığı bu kumarı kazanarak seçimlerde büyük bir zafer kazandı. (Foto: Web Summit, 2016/ Flickr)

30 Ocak’ta Portekiz halkı sessiz sedasız erken genel seçim için oy kullandı. Ülkeyi altı yıldır azınlık hükümetiyle yöneten iktidardaki Sosyalist parti, bu seçimler neticesinde parlamentoda tek başına hükümet kurabilecek çoğunluğu elde etti. Başbakan Antonio Costa cesur bir hamleyle aldığı erken seçim kararından büyük bir zaferle çıkmış oldu.

Portekiz devlet sistemi

Portekiz, Avrupa’nın batısında yaklaşık 10 milyon nüfuslu küçük bir ülke. Avrupa kıtasında gidilebilecek en batı nokta “Cabo da Roca” (Roca burnu) da Portekiz’in sınırları içerisinde yer alıyor. Portekiz bir Akdeniz ülkesi olarak bilinse de aslında Akdeniz’e kıyısı yok. Buna rağmen Portekizliler sıcak kanlılık, eğlence merakı, rahatına düşkünlük gibi Akdeniz kültürünün tüm özelliklerine sahip.

50 yıla yakın bir süre devam eden Salazar diktatörlüğü döneminden sonra Portekiz, 1974 yılındaki karanfil devriminden bu yana kesintisiz demokrasiyle yönetiliyor. Devrimlere sıfatlar eklenerek “turuncu devrim”, “kadife devrim” gibi tamlamalarla isimlendirilmesi, Portekiz’deki karanfil devrimiyle başladı. Ülkede demokrasinin yolunu açan askeri darbenin karanfil devrimi olarak nitelendirilmesi ise darbeci askerlerin tanklarını, tüfeklerini karanfillerle süslemelerinden ve hiç kan dökülmemesinden kaynaklanıyor.

Cumhurbaşkanı beş yılda bir halk tarafından seçilmesine rağmen yetkileri sınırlı. Tek kamaralı Parlamento 230 milletvekilinden oluşuyor. Halen parlamentoda dokuz siyasi Parti var. Partilerin isimleri, ilginç bir şekilde ideolojileriyle bire bir örtüşmüyor. Sosyalist Parti, aslında sosyal demokrat eğilimli. Sosyal Demokrat Parti ise merkez sağda konumlanmış. Halkçı Parti muhafazakar, diğer Avrupa ülkelerindeki Hristiyan demokrat partilerin tipik bir örneği. Solda komünist parti, sol blok ve yeşiller var. Sağda ise iki yeni parti Chega ile Liberal Girişim yer alıyor.

Portekiz Başbakan’ının büyük kumarı

Geçen yıl ekim ayında, bütçe görüşmeleri sırasında Sosyalist Partiyi dışardan destekleyen komünistler ve sol blok ile aralarında ortaya çıkan görüş ayrılıklarının giderilememesi üzerine, Başbakan Antonio Costa, cesur bir kararla erken seçim kararı aldı. Hatta seçim anketlerinin hemen hepsi sosyalistlerin oy kaybına uğrayacağına işaret ederken, kaybettiği takdirde siyasi hayattan çekileceğini de ilan etti. Costa, oynadığı bu kumarı kazanarak seçimlerde büyük bir zafer kazandı. Üç yıl önce yapılan seçimlere göre partisinin oylarını %36’dan %41’e, milletvekili sayısını da 108’den 117’e çıkardı. Ana muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti, daha önceki oy oranlarını korurken, komünistler ve sol blok %50’yi aşan oranlarda oy kaybettiler. Seçimlerde en büyük sürprizi ise Ventura liderliğindeki aşırı sağcı Chega (Yeter) Partisi yaptı. 2019 yılında kurulan bu parti üç yıl içerisinde oyların %7.6’sini alarak parlamentoya 12 milletvekili sokmayı başardı. Asırlardır sömürgelerinden gelen yabancılarla birlikte yaşayan Portekiz’de aşırı sağcı bir partinin bu kadar kısa sürede kaydettiği gelişme çok şaşırtıcı.

Hint kökenli uzlaştırıcı başbakan

Antonio Luis Santos Da Costa, Mozambik’te yaşayan Hint kökenli bir aileden geliyor. Milletvekili seçilmezden önce iki dönem Lizbon Belediye Başkanlığı yapmış. Müthiş uzlaşmacı bir kişilik sahibi. Dile kolay, pandemi nedeniyle yeniden ekonomik çöküşe giren Portekiz’i altı yıl azınlık hükümetiyle yönetti. İki dönemdir de ana muhalefet partisinden seçilen bir cumhurbaşkanıyla uyum içerisinde çalışıyor. Portekiz Cumhurbaşkanı Marcello de Souza, popülist bir politikacı. Kendisi de eski bir televizyoncu olduğu için tam bir medyakolik. Resmi Cumhurbaşkanlığı ikametgahını kullanmıyor. Özel evinin bulunduğu Lizbon’un turistik semtlerinden Sintra’daki halk plajından kış yaz denize girmesiyle ünlü. Devamlı halkın arasında ve halk tarafından çok seviliyor. Başbakandan devamlı rol çaldığı için birlikte çalışması pek kolay değil.

Mutlak çoğunluk, mutlak güç demek değildir

30 Ocak seçimlerinde sosyalist partinin başarısı kadar, Başbakan Costa’nın seçim gecesi yaptığı konuşmadaki sözleri de gündem yarattı. Antonio Costa, Partisinin tarihinde ikinci kez tek başına iktidar olduğunun belli olmasından sonra verdiği ilk demeçte, ”mutlak çoğunluğun, mutlak güç anlamına gelmediğini, mutlak çoğunluğun ülkeyi tek başına yönetmek demek de olmadığını” belirtti.

Demek ki halkı kutuplaştırmadan da seçim kazanılması mümkün olabiliyormuş. Gerçek demokrasi bu olsa gerek.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...