Categories: Siyaset

Putin ve Eril Siyaset

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Ukrayna’ya savaş açarak son yirmi yılın dünya siyasetine damga vuran “delikanlı siyaset” alanında bir ağır maliyetli performans sergiledi. (Foto: Lazopoulos George/Platon, 2014, Flickr)

Rusya devlet başkanı Vladimir Putin Ukrayna’ya savaş açmak suretiyle, bir süredir savurmakta olduğu kabadayıca tehditlerin boş olmadığını gösterdi. Böylelikle, son yirmi yılın dünya siyasetine damga vuran ve eril siyasetin bir türü olan “kabadayı” ya da “delikanlı” siyaset (strongman politics) alanında çok ağır maliyetli bir performans sergiledi.

Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açmasının elbette birden çok sebebi ve anlamı var. Bunlardan en net olanı Putin’in ve onu destekleyen kitlenin Ukrayna’nın AB ve NATO gibi Batılı uluslararası organizasyonlara yaklaşmasını kışkırtıcı ve tahammül edilemez bulmasıdır.

Batıya Ukrayna üzerinden kafa tutma

Bu konuyla ilgili olarak üzerinde düşünmekte fayda olan bazı sorular var.

Birincisi, AB veya NATO, ya da genel olarak Batı merkezli uluslararası aktörler ve organizasyonlar, Rusya siyasetinde neyi temsil etmektedir? Bu bağlamda, Putin’in Ukrayna’ya savaş açmak suretiyle sergilediği “eril performans” Rus seçmene nasıl bir mesaj göndermeyi amaçlamaktadır? Putin’in tümüyle seçmenden bağımsız veya seçmene rağmen bu savaşa girdiğini düşünmüyorsak, Ukrayna’ya açılan savaşın talep boyutunu nasıl anlamalıyız?

Son olarak, Batı demokrasilerine kafa tutan “asi ve kabadayı” Rusya’nın Türkiye içinden de pek çok siyasi kesimde gizli ya da açık bir hayranlık uyandırmasını nasıl yorumlamalıyız?

Doğu da Batı da “erkekler kulübü” gibi

İlkinden başlayalım. Putin’in Ukrayna’ya saldırısı zaten pek de saklanmadığı üzere aslında Batı’ya yönelik bir tepkidir. Bu tepkiyi Putin’in de beslendiği eril popülist siyaset içinde anlayıp değerlendirmekte fayda var. Bugün popülizmin ve “kabadayı” siyasetçilerin iktidara geldiği pek çok toplumda ve özellikle onlara destek veren kesimlerin gözünde, Batılı aktörler ve organizasyonlar, elitizmin, yani, ayrıcalıklı, seçkin ve dışlayıcı güçlerin sembolüdür.

Bu neden böyledir? Geleneksel, pederşahi, monarşik rejimleri ortadan kaldırıp yerine temsili demokrasiyi kuran Batı, tam tersine, siyasi eşitlerin temsilcisi değil midir? Cevap hem evet hem hayır.

Feminist eleştirilerin seneler boyu altını çizdiği üzere Batı demokrasileri, liberal ve çoğulcu söylemlerine rağmen gerçekte pek de öyle değildirler. Sundukları imajin aksine, temsil görevlerini hakkıyla gerçekleştirmezler. İşin aslı, çoğu durumda seçkin erkekler kulübü gibi hareket ederler. Kadınlar, azınlıklar, yoksul halklar siyasette eşit temsil imkânı bulmaz.

Eril siyasetin derinlerinde

Freud meşhur eseri Totem ve Tabu’da bir ilksel mit tasvir eder.1 Buna göre, toplumun kuruluşu otoriter bir patriyark olan ilksel babayı öldürüp onun yerine geçen erkek kardeşler ve onların kurduğu “kardeşler-patriyarkası” ile olmuştur. Feminist eleştirilere göre, benzer biçimde liberal demokrasi de pederşahi, monarjik otoriteyi ortadan kaldırarak yerine eşitlikçi bir sistem getirdiğini iddia etmiş, fakat sonunda bir bir “erkek-kardeşler-rejimi” (regime of the brother) yani, yeni bir patriyarka kurup çıkmıştır.2

Peki bunların günümüzdeki popülizm veya kabadayı siyaseti tartışmaları ile ilgisi nedir?

Diyebiliriz ki, feminizm liberal demokrasinin eksikliklerine karşı gelişen dişil bir tepkiyken, popülist siyaset ise yine liberal demokrasinin eksikliklerine tepki olarak oluşan fakat ondan da dışlayıcı özelliklere sahip bir eril siyaset biçimidir.

Ezilen bireydeki abartılı güç özlemi

Bir başka deyişle, popülizm ya da kabadayı siyaseti, kardeşler-patriyarkasındaki dışarda kalmış erkek kardeşin, geri dönerek yönetime zorbaca el koyuşudur. O halde, liberal demokrasi de popülizm de erildir. Fakat liberal demokrasi, seçkin erilleri temsil ederken, popülizm dışarda kalmış, halkın sıradanlığındaki eril kültürü temsil eder ve onun rövanşist, intikamcı fantezilerine yanıt verir.

Putin ve benzeri kabadayı siyasetçilerde gördüğümüz profil benzerdir. Bu profil, muhalefetteyken siyasetin “kötü çocuğu”dur, asi “öteki”sidir, fakat iktidar olunca “iyi bir baba” olacaktır.3 Asi, kötü çocuk performansı ile sıradan vatandaştaki anti-elitist öfkeyle bağlantıya geçer ve “öteki” olma duygusunu yüceltir.4 Kabadayılık performansı ile ise ezilen bireydeki abartılı güç özlemine seslenir.

Zorba eril, elitist erile karşı

O halde Putin’in Ukrayna’ya savaş açmasını maskülin, eril bir performans olarak okuyabiliriz. Ama hatırlayalım ki bu zorba maskülinite, yine bir başka eril siyaset formuna, elitist masküliniteye bir tepkidir.

Nitekim, Feyda Sayan-Cengiz’le yürütmekte olduğumuz çalışmada ileri sürdüğümüz gibi, son yirmi yılda dünyada yükselen otoriter popülizmi “elitist-eril” siyasete karşı “zorba-eril” siyasetin çıkışı olarak değerlendirebiliriz.

Kabadayı siyasete talep artarken

Bunu vurgulamayı şu yüzden önemsiyorum. Bugün Türkiye ve dünyanın pek çok yerinde otoriter popülizmle mücadele ediyor ve demokratikleşme yolları arıyorsak, liberal demokrasinin eksiklerini de anlamalıyız. Aksi halde “delikanlı” siyasetinin veya popülizmin “talep” boyutunu gözden kaçırırız.

Metropoll araştırma şirketinin Ocak 2022 anketi çarpıcı bir veri sunuyor. Ankete göre, son bir yılda Türkiye’de (AB ve ABD yerine) Rusya ve Çin’e duyulan yakınlık hissi yüzde 27,6’dan yüzde 39,4’a çıkmış.5

Bu veriyi, popülist ve kabadayı siyasete olan talebin düşmediği gibi tersine arttığı şeklinde okumak mümkün. Bu talebin düşmesi, ardında yatan sebeplerin iyi anlaşılarak diğer siyasi oluşumlarca karşılanmasıyla olacak. O halde, Türkiye’de ve dünyada, demokrat siyasetçilerin kaderini belirleyen de liberal demokrasinin eksikliklerine popülistlerden daha iyi karşılık verip verememeleri olacak.

1 Sigmund Freud. Totem ve Tabu, İstanbul: Say (2012, ilk 1913)

2 Juliet Flower MacCannel. The Regime of the Brother: After the Patriarchy, New York: Routledge (1991).

3 Betül Ekşi & Elizabeth A. Wood. “Right-wing populism as gendered performance: Janus-faced masculinity in the leadership of Vladimir Putin and Recep T. Erdogan,” Theory and Society 48 (2019).

4 Feyda Sayan-Cengiz & Selin-Akyüz. “Performances of Populist Radical Right and Political Masculinities: A Comparative Study of Orban and Wilders.” Moving the Social 65 (2021).

5 Metropoll Araştırma, Türkiye’nin Nabzı, Ocak 2022 Raporu.

Seda Demiralp

Prof. Dr. Işık Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü

Recent Posts

BM Genel Sekreterliği Adayı Büyükelçi Sinirlioğlu’nun Vizyonu

Bu yılın dış politikamızda hafızalarda yer edecek adımların başlıcalarından bir tanesi Türkiye’nin en yüksek diplomatik…

4 saat ago

ABD seçimleri: Trump fena kaybetti. Türkiye nasıl etkilenir?

ABD ara seçimlerinde Demokratlar, Başkan Donald Trump'ı hezimete uğrattı. Sonuçların hem dünya hem Türkiye-ABD ilişkilerinde…

1 gün ago

Gürlek: Üst bürokrasiye sızılmış. Kimse makamına güvenmesin.

Adalet Bakanı Akın Gürlek fon krizinin üst düzey finans bürokrasisini de kapsayan bir suç örgütünün…

2 gün ago

Fon krizi üzerine sosyal medyada dolaşan demirden leblebi gibi sorular

Fon krizi, SPK'dan Borsa İstanbul'a dek mali kurumları sarstı. Bankacı Piraye Antika sistemin denetim yollarını…

3 gün ago

Volkswagen’in Türkiye’ye dönüş işareti Made-in-Europe umudu olabilir mi?

Doğuş Grubu'nun Volkswagen ile Türkiye'de üretim hedefiyle imzaladığı niyet mektubu AB ile "Made-in-Europe" tartışmalarında umut…

3 gün ago

Sinirlioğlu’nun BM Genel Sekreterlik rakibi kuzu kılığında kurt mu?

Türkiye'nin halen AGİT Genel Sekreteri olan Feridun Sinirlioğlu'nu BM genel Sekreteri adayı olarak ilan etmesinin…

3 gün ago