Rusya Batıyla Soğuk Savaş hesabı peşinde ateşle oynuyor

Beyaz Saray’ın önünde savaş karşıtı gösteriler devam ediyor. Rusya’da halkın yüzde 12’si harekatı destekliyor. ABD’de halkın yüzde 73’ü ABD’nin krize müdahalesine karşı. Öte yandan Avrupa’da savaş karşıtlığı ciddi boyutlara varmış durumda. (Foto: Şubat 26, 2022, Washington, Ted Eytan/Flickr)

Ukrayna krizi, anlaşmazlıklarda silaha başvurulmasına küresel plânda ciddi bir tepki olduğunu gösterdi. Hatta, sıcak çatışmanın tarafı olan ülkelerde dahi halk silah kullanılmasına şiddetli tepki veriyor.

Örneğin, Rusya halkının sadece yüzde 12’si Ukrayna’ya yönelik askeri harekâtı destekliyor. Ukrayna’daki Rus askerlerinin silah kullanmaktan çekindikleri söyleniyor. Moskova’da savaş karşıtı yaygın sokak gösterileri devam ediyor. Yani, Rusya halkının büyük çoğunluğu, Putin’in, kişisel ihtiraslarını hayata geçirmek uğruna egemen bir ülkeyi işgal kararı aldığının bilincinde ve bu kararı desteklemiyor

ABD’de ise, halkın yüzde 73’ü Ukrayna krizine ABD’nin müdahalesine karşı. Diğer taraftan, özellikle, Afganistan’dan çekilme sırasında yaşanan fiyasko sebebiyle, ABD Başkanı Joe Biden’a destek her geçen gün azalıyor. Ayrıca, Biden’ın sağlığı konusunda da endişeler artıyor. Hatta, günde iki saatten fazla çalışmasına müsaade edilmediği söyleniyor. Başkan Yardımcısı Kamala Harris, kendisinden beklenen liderliği hâlâ gösteremedi.

Ayrıca, yeniden siyaset sahnesine çıkan eski Başkan Donald Trump’ın bilinen propaganda faaliyetleri çerçevesinde, ABD halkının yüzde 40’ı son Başkanlık seçimlerinin çalındığına dahi inanıyor. Cumhuriyetçi seçmenin de yüzde 80’i aynı düşüncede.

ABD ve Avrupa’nın zafiyeti açığa çıktı

Biden’ın, müttefikleri nezdindeki  desteği büyük ölçüde aşınmıştı. Afganistan’dan çekilme sırasında sergilenen başarısızlık, ABD’nin Avrupalı müttefikleri için büyük hayal kırıklığına sebep olmuştu. Avrupalı siyasetçilerin de liderlik vasıfları sorgulanmaya başlamıştı. İngiltere Başbakanı Boris Johnson güvenilir bir siyasetçi olarak görülmüyordu. Aynı şekilde, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u da ciddiye alan yoktu. Almanya’nın karizmatik lideri Angela Merkel görevinden ayrıldı. Yeni Başbakan Olaf Scholz’un Merkel’in yerini doldurup, dolduramayacağı henüz bilinmiyordu.

Öte yandan, Avrupa ülkelerinde de savaş karşıtlığı ciddi boyutlara varmış durumdaydı. Sokaktaki halk refahın tadını çıkarmak istiyordu. Gerginlik ve çatışma istemiyordu. Silaha bütçe ayırmaya karşı çıkıyor, maceracı politikalara prim vermiyordu.

Nitekim, Ukrayna krizi, NATO içindeki bütün bu görüş ayrılıklarının gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Rusya’nın silahlı müdahalesi olmasaydı, NATO içindeki uyumu ve dayanışmayı tesis etmek hiç de kolay olmayacaktı. Rusya’nın, Ukrayna’ya karşı başlattığı askeri harekat, hem AB hem NATO içinde safların şimdiye kadar görülmemiş ölçüde sıklaştırılmasına, görüş ve eylem birliği sağlanmasına vesile oluşturdu. Bu noktaya gelinmesinde, Rusya’nın maceracı politikalarının rol oynadığını önemle kaydetmek gerekir.

Rusya Soğuk Savaş hesabını kapatmak istiyor

Büyük ölçüde çok kutupluluğa ve kuralsızlığa evrilmiş olan yeni dünya düzeninde, Ukrayna krizinin ortaya çıkardığı küresel saflaşma, insanlık için risklerle dolu yeni nesil soğuk savaşın fiilen başladığına işaret ediyor.

Ne yazık ki, bu durum insanlığa ümit verici bir gelecek vadetmiyor.

Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, soğuk savaş yıllarındaki hesaplaşmanın henüz tamamlanmadığının en somut kanıtı. Ukrayna krizi, uluslararası toplumun, 20’nci yüzyılda başlayan soğuk savaşın gerçek anlamda sona erdirilmesinin gerekli olduğunu idrak etmesini sağlayabilir.  

ABD önderliğindeki Batı bloku, soğuk savaşta Sovyet Rusya’yı dize getirdi, ancak sonrasında Avrupa’nın güvenlik mimarisini adil şekilde oluşturmak konusunda gereken adımları atmakta çok geç kaldı. ABD ve müttefikleri, Avrupa güvenlik mimarisini adil şekilde inşa etme sorumluluğu altında olduklarını adeta unuttular. Sovyetler Birliğine vurdukları ağır darbenin sarhoşluğuyla, zücaciye dükkanına girmiş fil gibi davranmaya başladılar. Aralarındaki dayanışmanın giderek zayıfladığını göremediler.

Rusya, Batı cephesindeki dağınıklığı ve çözülmeyi, soğuk savaştaki yenilgisinin öcünü almak konusunda bir fırsat penceresi olarak gördü. Asrın felaketi olarak nitelediği Sovyetler Birliğinin yıkılmasının hesabını sormanın tam zamanı olduğuna kanaat getirdi ve Ukrayna’ya saldırarak, geriye dönüşü olmayan bir yola girdi.

Uzlaşı mümkün mü?

Rusya’nın, bundan sonra bir uzlaşıya yanaşmasını hayli zor görüyorum. Hatta, şimdiye kadar bilinmeyen silahlarını devreye sokmayı düşünüyor olabileceği dahi akla geliyor.

ABD ve Batı açısından da aynı durum geçerlidir. Biden’ın geri adım atması, zaten büyük ölçüde zedelenmiş olan itibarının yerle bir olması sonucunu doğuracaktır. Ayrıca, Ukrayna krizi NATO ve AB içindeki dayanışmanın önemini gösterdi. Batı, bu noktada taviz vermesi halinde egemenlik ve toprak bütünlüğü gibi kavramların içinin tamamen boşalacağını gördü. Dolayısıyla, Batı cephesi de tutumundan taviz vermekte zorlanacaktır.

Ezcümle, Ukrayna krizi artık küresel barış için risk oluşturan bir boyut kazanmıştır. Umarım, 1962 yılında yaşanan Küba krizinde olduğu gibi, sonunda sağduyu galebe çalar ve kriz kontrolden çıkmadan bir uzlaşıya varılabilir. Aksi takdirde, yaşanabilecek kırılma, taraflar için büyük bir utanç olarak tarihe geçecektir.

Kriz belki de yeni başlıyor

Önümüzde çok riskli bir dönem var. Uluslararası toplum, bir yandan, pandeminin yarattığı travma ile baş etmeye çalışıyor, diğer taraftan da iklim değişikliği, mülteciler, gelir adaletsizliği, enerji güvenliği gibi devasa sorunlara çözüm yolları geliştirmeye çabalıyor. Yani, kimsenin Avrupa’da dengeli bir güvenlik mimarisi kurulmasını sağlamak için ayıracak vakti yok.

Üstelik, bundan sonrasındaki kritik süreci yönetecek niteliklere sahip liderler de ortada gözükmüyor. Mevcut siyasetçilere kimse güvenmiyor. Özgürlükler, demokrasi ve uzlaşı kültürü büyük ölçüde yok oldu. İkna ederek, konuşarak, anlaşarak siyaset yapmak zafiyet olarak görülmeye başlandı. Yumuşak gücün yerini, sert güç aldı. Bunun neticesinde de popülizm ve popülist liderler küresel plânda ciddi zemin kazandı.

Demokrasi eksikliği ve giderek güçlenen popülizm, yönetimlerin otoriterleşmesine ve pervasızlaşmasına yol açtı.

Oysa, karşı karşıya bulunduğumuz sorunların, ortak akıl, işbirliği ve dayanışma olmadan, sadece zor kullanılarak çözülmesi imkanı yok. Böyle bir ortamda, adaletli bir küresel güvenlik mimarisi oluşturulmasını da pek mümkün görmüyorum. Umarım, taraflar mevcut gerginliğin küresel barış açısından yarattığı ciddi riskleri dikkate alarak, en kısa zamanda tarihi bir uzlaşıya varmayı tercih ederler. Aksi takdirde, geleceğimiz belirsizliklerle dolu, çok daha zorlu günlere gebe.

close

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Bunları da beğenebilirsiniz...