Hayat

Üniversitenin imhası ve restorasyonu

“160 yıllık bir üniversite, bu vasatlaştırmadan kurtulabilecek mi? Biz bunu umuyoruz. Eğer adalet ölmediyse, açtığımız davaları kazanacağız. Yapılan her hukuksuz işi tersine çevirecek, yapanın yanına kalmadığını göstereceğiz. Başarırsak, bu da “Üniversitenin restorasyonu şablonu” olacak.”

Boğaziçi Üniversitesi’ne son 28 ayda yapılanlar, bir üniversiteyi imha etmek için iyi çalışılmış bir şablon gibi: Üniversitenin tepesine bir kayyum rektör atanır. Bu kayyumun tek özelliği, partiye sadakatidir. Üniversitenin karar organları olan Senatosu ve Yönetim Kurulunda çoğunluk sağlayabilmek için jet hızıyla iki yeni fakülte, üstüne de bir enstitü kurulur. Yeni birimler kadrolaşmak için çok pratiktir: Bu yeni birimlere olduğu gibi üniversitenin her yerine hem üniversitenin mevcut yönergelerine, hem de yürürlükteki kanunlara aykırı şekilde, adrese teslim ilanlarla, liyakatten çok aidiyete dayalı olarak personel alınır.

Mevcut yüksek okul ve enstitü müdürlerini değiştirmek, rektörün yetkisindedir; onlar değiştirilir. Dekanları değiştirmek, YÖK’ün yetkisinde, o zaman onlara soruşturma açılır ve YÖK buna istinaden görevden alır. Üniversite dışından, politik sadakatlerinden emin olunan akademisyenler getirilir; dekan olarak atanır. Genel sekreter olarak, yine dışarıdan politik kimliği olan bir kişi getirilir. Mevcut idari kadro, bezdirilir, emekli olur ya da sürülür. Üst düzey memurların hepsi, parti belediyelerinden, kadrolaşma ve ihale yapmada uzman iş bitirici elemanlarla değiştirilir; normalde atanamayacakları daire başkanlıklarına atanmaları için iyi bilinen hüllelere başvurulur; üç günlüğüne fakülte sekreterliğinde görev, oradan hop yukarıya.

Üniversitede her şey altüst edilir: Ona soruşturma, buna sürgün; o dersi kapat, bu hocayı uzaklaştır. Orayı taşı, burayı kapat; o binayı yık; mekanı yok et. Kapalı ihaleler yapılır; hizmet veren işletmeler değiştirilir. Okulun mezunlarının, emekli hocalarının okula girmeleri yasaklanır; Mezunlar derneği kanuna karşı hileyle, usulsüzce ve zorla yerinden çıkarılır. Üniversitenin mezunlar derneği yerine, başkalarının da üye olabildiği bir dernek, üniversitede haremlik-selamlık faaliyetler düzenler, amaçlanan kültürel iklimin işaretini verir.

Bu yapılanların amacı: Kültürel savaşlar

Bu yapılanların amacı ne? Niye bir ülke uluslararası tanınırlığı yüksek, önde gelen bir araştırma üniversitesine bunu yapar, imha etmeye çalışır? Prestijli bilimsel dergi Nature Human Behaviour için, Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Biray Kolluoğlu ile yazdığımız yazıda, bu konuyu ele aldık: 20 senelik iktidarlarında elde ettikleri başarılar konusunda hiç mütevazı olmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir alanda başarısız olduklarını itiraf ediyor ve kültürel hegemonyayı sağlayamadıklarını söylüyor.

Üniversitelerde yapmaya çalıştıkları, eskiyi yıkmak, kendi kültürel iklimlerini yerleştirmek, kendi elitlerini yaratmak. Şehir mekanlarının yeniden düzenlenmesi, medya ve sanat dünyasına müdahaleler, hep bunun için. Ancak tabii ki, en acımasız mücadele, eğitimde oluyor. 4+4+4 sistemi, dini eğitim güçlendirilirken proje okulların zayıflatılması, hep bunun için. Aynı mücadele, üniversitelerde de veriliyor.

Her ile bir üniversite

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında, Türkiye’de 93 üniversite vardı. Şimdi bu sayı 208 Her ile bir üniversite sloganı ile, gerekli olup olmadığına, ya da bu eğitimin o bölgelere uygun olup olmadığına bakılmaksızın, her ile bir üniversite açıldı. Gazeteci Tuğba Tekerek, “Taşra Üniversiteleri: AKP’nin arka bahçesi” kitabında bunu anlatıyor. Tekerek’in incelediği üniversitelerin ortak yönü, akademik kriterler değil, belli bir gruba sadakat ilkesi etrafında istihdam edilen kadrolardan oluşması ve bu grubun idarecileri tarafından mutlak bir hiyerarşi ile yönetilmeleri.

İstihdamda dini inanç, mezhep sorgulanıyor. Öğretim üyesi olmak için de liyakat değil idarecilere yakınlık, torpil öncelikli seçim kriteri olarak kullanılıyor. Öğrencilerin de dayatılan öğreti ve yaşam tarzını sorgulamadan benimseyen sadık müritler haline gelmeleri bekleniyor. Bu içe kapanık, liyakate değil sadakate dayalı istihdamın kaliteli bir üniversite kadrosunu amaçlamadığı çok açık; öyle de olmuyor zaten. Öte yandan, buralarda yaratılan içe dönük itaat kültürü, kültürel çoraklaşma, tek kişiye bağlı hiyerarşik karar alma ve liyakat yerine sadakate bağlı kadrolaşma, köklü araştırma üniversitelerine empoze edilmeye başlanıyor. Teker teker tüm köklü üniversiteler, çoraklaşıyor, vasatlaşıyor.

Üniversitenin direnişi

28 aydır bu yapılanlara her gün direndik. Üniversitenin yasal karar alma organlarında, komisyonlarda, yönetim kurullarında karşı çıktık. Sözümüz dinlenmeyip usullere aykırı işlemler yapılınca itirazımızı mahkemelere taşıdık. Yapılan her usulsüz işleme dava açtık. Bulabildiğimiz her mecrada itirazımızı dillendirdik: Üniversiteye, YÖK’e şikayette bulunduk; kamu denetçisine yazdık; değişik kurumlara şikayette bulunduk; meclisteki vekillerimize gittik; yazılar yazdık; televizyona çıktık; röportajlar verdik. Kabul etmedik, vazgeçmedik. Hiç biri olmayınca, sessizce itirazımızı sürdürdük: Her gün öğlen tatilinde, Magna Charta’ya referansla 12:15’te, mezuniyet törenlerinde giyilen akademik cübbelerimizi giyip sırtımızı rektörlüğe dönüp 15 dakika sessiz bir nöbet tuttuk. Bu duruşumuzu milyonlarca kişi izledi; beğendi. Ancak müdahaleler dinmedi; devam etti.

Sesimizi Meclisteki tüm partilere duyurmaya çalıştık. Muhalefet partileri sesimizi duydu; programlarında üniversite reformuna yer verdi. Bu reform gerçekleşene kadar üniversite hayatta kalacak mı? 160 yıllık bir üniversite, bu vasatlaştırmadan kurtulabilecek mi? Biz bunu umuyoruz. Bunun için, yapılan her hukuksuzluğa dava açtık. Açtığımız davaların sayısı yüze yaklaştı. Eğer adalet ölmediyse, bu davaları kazanacağız. Yapılan her hukuksuz işi tersine çevirecek, yapanın yanına kalmadığını göstereceğiz. Başarırsak, bu da “Üniversitenin restorasyonu şablonu” olacak.

Lale Akarun

Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği, Prof. Dr.

Recent Posts

Hak ve özgürlükler mücadelesi ABD ve AB’ye güvenilerek yürütülemez

NATO Zirvesi’nin hemen öncesinde, 30 Haziran’da Türkiye’ye geleceği bildirilen Avrupa Birliği Komisyonu heyetinin oluşumu ve…

3 saat ago

NATO Ankara Zirvesi: Askeri harcamalar, Ukrayna ve Türkiye’nin rolü

NATO’nun 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, 7-8 Temmuz 2026’da Ankara, Beştepe’de Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde düzenlenecek.…

11 saat ago

Deryalar, Kaptanlar ve 64 Gün 19 Saatte Bir Devr-i Alem

18 Mart 1969 günü MV Vega gemisi Ümit Burnu açıklarından geçerken güvertesine bir siyah silindirik…

2 gün ago

Güney Kıbrıs’ta Gazze toplantısı. Türkiye katılmıyor. İsrail katılabilir

Türkiye 7-8 Temmuz’da NATO Zirvesi’ne hazırlanıyor. Beklentiler yüksek. Gündemde sadece Rusya’nın Ukrayna savaşı, ABD ve…

3 gün ago

CHP dağınık ama ortalık gül bahçesi olmadı: NATO telaşı neyi gösteriyor?

Son iki gündür dünyanın, Batı dünyasının NATO’nun Ankara Zirvesiyle ilgili neyi konuştuğunu izliyor musunuz? -…

3 gün ago

Ankara’nın Jeopolitikası Batıyla Normalleşme mi, Çok Yönlü Pazarlık mı?

NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi yaklaşırken Türkiye dış politikasında eski sorular yeniden dolaşıma sokuluyor. Misal;…

3 gün ago