Siyaset

İsrail’in soykırım politikaları ve yıkıcı etkileri

Sistematik abluka, sivilleri hedef alan tekrarlanan askeri saldırılar ve temel altyapının tahrip edilmesi, Gazze’deki Filistin nüfusunu yok etme niyetinin bir göstergesidir. Bu makale, İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin uluslararası hukukta tanımlandığı şekliyle soykırım teşkil ettiğini ileri sürmekte, ablukayı, askeri operasyonları ve geniş çaplı yıkıma ve can kaybına yol açan son tırmanışları incelemektedir. (Foto: AA)

İsrail-Filistin çatışmasının kökleri, rakip ulusal hareketlerin yaşandığı 20. yüzyılın başlarına kadar uzanmaktadır. İsrail Devleti’nin 1948’de kurulması ve ardından yaşanan Arap-İsrail savaşları önemli ölçüde yerinden edilme ve gerginliğe yol açmıştır. Akdeniz kıyısı boyunca uzanan dar bir kara şeridi olan Gazze, büyük bir Filistinli mülteci nüfusuna ev sahipliği yapmaktadır. İsrail’in Gazze’yi işgal ettiği 1967’deki Altı Gün Savaşı‘ndan bu yana bölge sürekli çatışmalara sahne olmuş, 2005’te İsrail’in tek taraflı olarak bölgeden ayrılması ve ardından 2007’de Hamas’ın bölgeyi ele geçirmesiyle doruğa ulaşmıştır.

Abluka ve ekonomik boğma

İsrail’in Gazze’deki politikalarının soykırım kriterlerini karşılamasının başlıca yollarından biri 2007’den beri uygulanan ablukadır. Bu abluka insanların ve malların dolaşımını kısıtlayarak gıda, ilaç ve inşaat malzemeleri gibi temel kaynaklara erişimi ciddi şekilde sınırlandırmaktadır. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri ablukayı defalarca kınamış, bunun toplu cezalandırma anlamına geldiğini, sivilleri orantısız bir şekilde etkilediğini ve insani bir krize yol açtığını belirtmiştir.

Abluka Gazze’nin ekonomisini harap etmiş, eşi benzeri görülmemiş düzeyde işsizlik ve yoksulluğa yol açmıştır. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) tarafından hazırlanan bir rapora göre, Gazze bu ekonomik kısıtlamalar nedeniyle yaşanmaz hale gelebilir. Temiz suya, yeterli sağlık hizmetlerine ve eğitime erişimin olmaması yaşam koşullarını daha da kötüleştirmekte ve hayatta kalmanın kendisinin bir zorluk haline geldiği bir senaryo yaratmaktadır. Bu koşullar, Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımına uyacak şekilde, Filistin nüfusunun yaşama ve gelişme kabiliyetini yok etmek amacıyla kasıtlı olarak uygulanmaktadır.

Askeri operasyonlar ve sivil kayıplar

İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları önemli sivil kayıplara ve geniş çaplı yıkıma yol açmıştır. Dökme Kurşun (2008-2009), Bulut Sütunu (2012), Koruyucu Hat (2014) ve 2023-2024’teki gibi operasyonlar, çoğu kadın ve çocuklar da dahil olmak üzere sivil binlerce Filistinlinin ölümüne yol açmıştır. Orantısız güç kullanımı, sivil altyapının hedef alınması ve yüksek sivil ölü sayısı soykırım niyetinin açık kanıtıdır.

Aralarında Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de bulunduğu insan hakları örgütleri İsrail’i bu operasyonlar sırasında savaş suçu işlemekle suçladı. Raporlar evlerin, okulların, hastanelerin ve Birleşmiş Milletler sığınaklarının kasıtlı olarak hedef alındığını vurgulamaktadır. Sivil altyapının büyük ölçüde tahrip edilmesi sadece acil zarara yol açmakla kalmayıp Gazze’nin toparlanma ve yeniden inşa kabiliyeti üzerinde uzun vadeli etkilere de sahiptir. Bu saldırıların sistematik niteliği ve Filistin nüfusu üzerindeki yıkıcı etkisi, Gazze halkını tamamen veya kısmen yok etmeye yönelik kasıtlı bir stratejiye işaret etmektedir.

Günümüzdeki kitlesel saldırılar

2023-2024 yıllarında yaşanan son gerginlik Gazze’deki insani krizi daha da derinleştirdi. Gazze’deki militan gruplardan gelen roket saldırılarına karşılık olarak İsrail, büyük yıkıma ve çok sayıda can kaybına yol açan bir dizi geniş çaplı askeri operasyon başlattı. Bu saldırılar sadece militan mevzilerini değil aynı zamanda sivillerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri de hedef alarak önemli can kayıplarına ve altyapı hasarına yol açtı.

Sahadan gelen raporlar, tüm mahallelerin dümdüz edildiğini, okulların, hastanelerin ve konut binalarının enkaza dönüştüğünü gösteriyor. Devam eden abluka, yeterli insani yardımın ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyerek durumu daha da kötüleştirmektedir. Su ve kanalizasyon sistemleri de dâhil olmak üzere hayati önem taşıyan altyapının tahrip edilmesi, yaşam koşullarının kötüleşmesine, hastalık riskinin artmasına ve sivil halkın daha fazla acı çekmesine yol açmıştır. Bu eylemler, Gazze’deki Filistin nüfusunu yok etmeye yönelik sistematik bir girişim teşkil etmekte ve soykırımın yasal tanımına uymaktadır.

Psikolojik ve sosyal etkiler

Sürekli çatışma hali, ekonomik yoksunluk ve temel insani ihtiyaçların temin edilememesi Gazze halkı üzerinde ciddi psikolojik ve sosyal etkilere yol açmaktadır. Özellikle sürekli şiddet ve istikrarsızlık ortamında büyüyen çocuklar arasında yüksek düzeyde travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), anksiyete ve depresyon rapor edilmektedir. Bu koşullardan kaynaklanan toplumsal çöküş, Filistin toplumunun dokusunu daha da aşındırmakta, umutsuzluk ve çaresizlik duygusuna katkıda bulunmaktadır. Bu psikolojik etkiler, Filistin toplumunu zayıflatmaya ve nihayetinde yok etmeye yönelik daha geniş kapsamlı soykırım stratejisinin bir parçasıdır.

Uluslararası tepki ve hukuki sonuçlar

Uluslararası toplumun Gazze’deki duruma tepkisi karışık olmuştur. Çok sayıda kınama ve olası savaş suçlarının soruşturulması çağrısı yapılmış olsa da, etkili eylemler genellikle jeopolitik kaygılar nedeniyle engellenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail’i sürekli desteklemesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisini kullanması önemli bir uluslararası müdahaleyi engellemiştir.

Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi kapsamında soykırım, ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla işlenen eylemler olarak tanımlanmaktadır. İsrail’in Gazze’deki politika ve eylemleri açıkça bu tanıma girmektedir. Sistematik abluka, sivilleri hedef alan tekrarlanan askeri saldırılar ve temel altyapının tahrip edilmesi, Gazze’deki Filistin nüfusunu yok etme niyetinin bir göstergesidir.

Dolayısıyla, İsrail’in Gazze’deki politikaları soykırım teşkil etmektedir. Abluka, askeri operasyonlar ve bunların sonucunda ortaya çıkan insani kriz büyük acılara ve yıkıma yol açmıştır. Bu eylemlerin sistematik niteliği ve Filistin nüfusu üzerindeki etkisi uluslararası hukuktaki soykırım tanımına uymaktadır. Uluslararası toplumun bu gerçeği kabul etmesi ve bölgedeki tüm insanların haklarını ve onurunu güvence altına alan adil ve kalıcı bir barışa yönelik çabalarını yoğunlaştırması zorunludur. Dünya bu soykırımı sona erdirmek ve Gazze halkına hayatlarını ve geleceklerini yeniden inşa etmeleri için destek olmak üzere kararlı bir şekilde harekete geçmelidir.

Yusuf Kanlı

Gazeteci - Yazar

Recent Posts

Trump’ı vurana terörist diyememek ve Batı’yı bekleyen kriz

Donald Trump 14 Temmuz’da Pennsylvania’daki seçim kampanyası sırasında vuruldu. Kulağından hafif yaralandı ama milimetre farkıyla…

14 dakika ago

Enflasyonun bozduğu adalet, Şimşek’i ilgilendirmiyor mu?

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, önceki bakanlar ile Merkez Bankası yönetiminin neden olduğu ekonomik…

5 saat ago

Kıbrıs’ta sonsuz labirent: mektuplar, müzakereler ve gerçekler

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi María Ángela Holguín Cuéllar'ın açık mektubunu okurken, ironinin tadını çıkarmamak elde…

6 saat ago

Ömerli Havzasına OSB planı: “İstanbul’un içme suyuna zehir”

İstanbul’un en önemli içme suyu havzalarından olan Ömerli Havzası içine Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi…

1 gün ago

Devlet devlet içinde, kimin bağlılığı hangisine?

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz 2024 günü Polis Özel Harekât Başkanlığına yaptığı ziyaret iktidarın…

1 gün ago

TÜİK kafaları karıştırdı: faiz hangi enflasyon hesabıyla belirlenecek?

Bir gece ansızın Hazine ve Maliye Bakanı’nın ya da Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması gibi…

1 gün ago