

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Barrack, Halep’te ateşkese rağmen başlayan dron saldırısı sonrasında Şam’daydı. Foroğrafta Suriye Cumhurbaşkanı Şara ve Dışişleri Bakanı Şeybani arasında görülüyor. (Foto: X/USAMBTurkiye)
Dün, 10 Ocak, 15.00 sıralarında Halep Valisi Azzam El Gharib, dört gündür şehirde orduyla SDG/PKK militanları arasında devam eden çatışmaların 12.00 itibarıyla son bulduğuna, militanların Şeyh Maksut mahallesini de boşaltmaya başladığına dair basın toplantısı yapıyordu ki bina bir patlamayla sarsıldı. Bir süre sonra Suriye Dışişleri Bakanlığı SDG’nin şehre İran yapısı 10 intihar dronuyla saldırdığını söyledi, uluslararası toplumu bu terör saldırısı karşısında yanlarında durmaya çağırdı.
Durdurulan operasyonlar yeniden başladı, İçişleri Bakanlığı sabaha karşı 02.00 gibi Şeyh Maksut’ta kontrolün yine sağlandığını duyurdu.
Ama o SİHA saldırısından üç saat kadar sonra, 18.00 civarında ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye Özel temsilcisi (ve kâğıt üzerinde Ankara Büyükelçisi) Tom Barack, Şam’da Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile görüştü. Görüşme ardından X hesabından tarafları 10 Mart 2025 anlaşmasına uymaya çağırırken önemli bir cümleyi de sarf etti: Suriye’de çatışmaların sürmesi, “dış müdahalelere” davetiye çıkarırdı. Bununla İsrail’i mi Türkiye’yi mi, Esad rejiminin devrilmesinden sonra, kendi iç karışıklıklarına rağmen yeniden resme girmeye çalışan İran’ı mı kast ettiği belli değildi.
Fidan: PKK Güç Görmeden…
Bir ayrıntı daha: Suriye Enformasyon Bakanı Hamza El Mustafa, saldırıları kınadığı X mesajında SDG’nin yanı sıra PKK’yı da suçladı.
Ankara’da Milli Savunma Bakanlığı, 8 Ocak’ta Suriye’nin Halep’te SDG/PKK’ya karşı operasyonunu desteklediğini açıklamış, talep gelmesi durumunda Türk Silahlı Kuvvetlerinin de destek vereceğini söylemişti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise 9 Ocak akşamı TRT’de şu saptamayı yapmıştı:
• “SDG, PKK’nın uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor; güçle ya da güç tehdidi olmadan diyalog yoluyla herhangi bir şey yapma şansı yok, kendiliğinden. Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek.”
Bir ayrıntı daha: 9 Ocak günü, Suriiye ordusunun Halep’te, kendilerinin tek taraflı ilan ettiği ateşkese uymayan SDG’ye yeni bir saldırı başlattığı sıralarda Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Leyen ve Konsey Başkanı Antonio Costa, Şam’da Ahmed Şara’yla görüşüyorlardı. Leyen’in Şam’dan dünyaya verdiği mesaj SDG’nin beklediği gibi “Kürtlere saldırıların durması” değil, Suriye’nin yaralarını sarıp yeniden inşasına katılmak istedikleri oldu.
SDG Neden Halep’te?
Oysa Terörsüz Türkiye sürecinin TBMM’deki muhatabı DEM Parti, çatışmaların başlamasından itibaren Halep’te bir çatışma değil, Şara hükümetinin HTŞ çetelerinin Kürt sivillere saldırısının söz konusu olduğunu söylüyor, Batılı “garantörlere” bunu durdurmaları çağrısı yapıyordu. Diyarbakır ve Van sokaklarında on binlerce kişi yürüdü. “Süreç” Suriye’de tıkanmıştı ama “Rojava”da hâlâ umut vardı; yeni Kandil olabilirdi.
Bunu “Neden Halep” sorusunun yanıtından anlayabiliriz. Halep, Suriye’nin ikinci büyük şehri. Fırat’ın Batısında, SDG’nin egemenlik iddiasının ötesinde olan Halep’te öteden beri Kürtler de yaşıyor. Bu inkâr edilemez bir gerçek. Ama Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi bütün Kürtlerin aynı siyasi görüşte olduğu yanılsaması var.
Stratejik Kavşak Nöbeti
İç savaş sırasında Esad rejiminin SDG’nin Halep’teki Kürtler üzerinde hakimiyetinden çıkarı olduğu anlaşılıyor. Kürtlerin ağırlıkla yaşadığı Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahalleleri, Irak sınırından başlayıp, Türkiye sınırına paralel olarak, Batıya doğru Kamışlı, Rakka, Münbiç, Halep ve idlib şehirlerinden geçerek, kadim İpek Yolu rotasında Akdeniz kıyısında Lazkiye’ye uzanan 500 kilometre uzunluğundaki stratejik M4 otoyolunu kontrol mesafesinde. Nitekim SDG, hükümetin sivillerin çatışma bölgesinden çıkma çağrısını otoyolu kapatarak yanıt verdi. M4 yolundan ayrılan bir kol ise İdlib’ten güneye dönerek, Hama, Hums, Şam ve nihayet Ürdün sınırında Dara’ya uzanan 450 kilometrelik M5 otoyolunu oluşturuyor.
Suriye’nin ağırlıklı yerleşimi bu iki otoyol güzergâhında. Halep bu iki otoyolun kesiştiği bir trafik kontrol noktası aynı zamanda. SDG, Esad rejimi döneminde adeta bu stratejik kavşağın kontrolünü üstlenmiş ya da ele almış.
İşte burada konuya giriyoruz.
ABD’li General Odadan Çıkarıldı mı?
SDG lideri Mazlum Abdi, beraberinde Amerikan askerleriyle 4 Ocak’ta Şam’a gidiyor. Şara, 28 Aralık’taki toplantısı, SDG’nin uzlaşmaz talepleri nedeniyle iptal etmiş. Heyetler arası görüşmelerde gerginlik yaşanıyor. Hatta Kürt kaynaklardan iyi haber alan gazeteci Amberin Zaman’ın Al Monitor’da yazdığına göre, Dışişleri Bakanı Hasan Esad Şeybani bir noktada Amerikalı Tuğgeneral Kevin Lambert’in odayı terk etmesini istiyor. Lambert, Şara ABD Başkanı Trump ile görüşmeye gittiğinde, görüşme öncesinde CENTCOM komutanı Oramiral Bradley Cooper ile birlikte, Şara ile basketbol oynayan SDG’den sorumlu Amerikalı generaldir. Şeybani’nin 10 Mart resti çekmesiyle toplantı bitiyor ve Abdi, Amerikalılarla birlikte Şam’dan ayrılıyor.
Suriye ordusu 5 Ocak’ta Halep’te operasyona başlıyor. SDG’nin operasyona karşı durmasıyla 6 Ocak’ta Halep çatışması başlıyor.
YetkinReport’a bilgi veren güvenlik kaynaklarına göre, ABD ve Suriye makamlarıyla doğrudan, SDG ile dolaylı konuşan MİT bu aşamada önemli bir saptama yapıyor.
MİT’in Saptadığı Kandil Talimatı
Buna göre, Mazlum Abdi ve SDG’nin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, “uzlaşıya açık tavır sergilemiştir”. Hatta, Halep’te ordu ve polis operasyonunun “ilk aşamalarında Seyh Maksud’un dış mahalleleri ciddi bir çatışma olmadan YPG unsurlarından temizlenmiştir.”
Ancak güvenlik kaynaklarına göre, “Eşrefiye mahallesi boşaltılıp Şeyh Maksud kuşatıldıktan sonra”, 6 Ocak’ta Kandil’den “kalın ve savaşın” talimatı geliyor.
Sonucu biliyoruz. Ankara’da yetkililer “Bu nedenle dökülen kanların sorumluluğu PKK’dadır” iddiasında.
Bir ayrıntı daha: SDG şefleri Mazlum Abdi ve İlham Ahmed suçlanmıyor.
Akla DEM Partinin Mazlum Abdi ile görüşülsün talebi geliyor.
Bir güvenlik kaynağı, “Önce Şam ile anlaşıp 10 Mart’ı kabul etsinler” diyor. İlginç gelişmeler kapıda.


