Yetkin Report

  • English
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Hafıza Kartı
  • Hayat
  • Yazarlar
  • Arşiv
  • İletişim

Barışın Geleceği: Büyük Güçler mi, Orta Güçler mi?

Yazar: Alpaslan Özerdem / 27 Ocak 2026, Salı / Oda: Siyaset

Kanada Başbakanı Mark Carney Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada, eski kurallara dayalı dünya düzeninin sona erdiğini ve orta güçlerin büyük güçlerin tehditlerine karşı ortak hareket etmeleri gerektiğini vurgulamıştı. (Foto: Ekran Görüntüsü)

Son yıllarda uluslararası siyasete dair giderek daha sık dile getirilen bir tespit var: Dünya değişiyor ve orta güçler daha görünür hale geliyor. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Davos’taki konuşması da bu gözlemi kavramsal bir çerçeveye oturttu. Büyük güç rekabetinin uluslararası sistemi kilitlediği, çok taraflı kurumların ise giderek daha işlevsiz hale geldiği bir ortamda, işbirliği ve istikrarın artık daha esnek, daha pragmatik ve daha diyalog odaklı aktörler üzerinden ilerleyebileceğini savundu.

Ancak bu tabloyu doğru okumak gerekiyor. Asıl mesele, orta güçlerin klasik anlamda “yükselip yükselmediği” değil; barış yapıcılığın niteliğini nasıl dönüştürdükleridir.

Arabuluculuk ve Kriz Yönetimi

Orta güçlerin son dönemde daha fazla inisiyatif aldığı açık. Bunun nedeni yalnızca büyük güçlerin geri çekilmesi değil; aynı zamanda bu ülkelerin bilinçli bir tercih olarak arabuluculuğu, diyaloğu ve kriz yönetimini dış politikalarının merkezine yerleştirmeleri.

Bu yaklaşım, askeri ya da ekonomik hegemonya iddiasına değil; erişim, esneklik ve güven inşa etme kapasitesine dayanıyor. Sert kutuplaşmaların hakim olduğu kriz ortamlarında, konuşabilen, temas edebilen ve köprü kurabilen aktörler haline geliyorlar. Burada söz konusu olan şey yeni bir güç hiyerarşisi kurmak değil; sistemin tamamen dağılmasını önleyen bir denge ve tampon rolü üstlenmek.

Alternatif Üretmek

Orta güçlerin sunduğu katkıyı doğru anlamak için “alternatif üretmek” kavramını netleştirmek gerekir. Çatışma çözümü çoğu zaman nihai anlaşmalarla özdeşleştirilir. Oysa sahadaki gerçeklik, bunun nadiren mümkün olduğunu gösteriyor.

Kalıcı bir siyasi çözüm için asgari düzeyde güven, hazırlık ve olgunluk gerekir. Tarafların birbirini tamamen şeytanlaştırdığı, iletişim kanallarının koptuğu ve şiddetin kontrolsüz biçimde tırmandığı ortamlarda, çözüm girişimleri erken ve kırılgan kalır.

İşte orta güçlerin rolü tam da burada belirleyici hale gelir. Çatışmayı hemen çözmekten ziyade, onu yönetilebilir kılmak, gerilimi düşürmek, temas kanallarını açık tutmak ve tarafların gelecekte bir siyasi çözüme hazır hale gelmesini sağlamak. Bu, kısa vadede mütevazı görünen ama uzun vadede barışın ön koşullarını oluşturan hayati bir katkıdır. Sürdürülebilir barış çoğu zaman bu sabırlı, uzun soluklu ve görünmez diplomatik yatırımların ürünüdür.

Barış Kurulu ve Küresel Barış

Davos’ta gündeme gelen Board of Peace  (Barış Kurulu) önerisi, bu bağlamda desteklenmesi ya da reddedilmesi gereken bir modelden çok, küresel barış mimarisinin nereye evrildiğine dair kritik sorular sormayı zorunlu kılıyor. Avrupa Birliği ülkelerinin bu girişime mesafeli yaklaşması tesadüf değil; bu tepki, evrensel çok taraflılık ile seçici ve güç temelli düzen arayışları arasındaki gerilimin giderek keskinleştiğini gösteriyor.

Öncelikle şu soru açıkça sorulmalı: Neden yeni bir Kurul?  Birleşmiş Milletler merkezli mevcut barış ve güvenlik mimarisi neden yetersiz görülüyor ve bu yetersizlik yeni, paralel yapılarla mı aşılmak isteniyor? Eğer sorun evrensel mekanizmaların tıkanmışlığıysa, çözüm onları baypas eden yapılar mı, yoksa reform iradesinin yokluğu mu?

Board of Peace fikri, çatışmaları çözmekten ziyade “yönetilebilir” kılmayı önceleyen bir yaklaşımı ima ediyor. Ancak bu yaklaşım, barışı daha gerçekçi kılmaktan çok, onu düşük yoğunluklu ama kalıcı bir istikrarsızlık rejimine dönüştürme riski taşımıyor mu? Dahası, ABD öncülüğünde şekillenmesi öngörülen böyle bir yapı, barışı gerçekten çok taraflılaştırır mı, yoksa büyük güç önceliklerini daha esnek ama daha az hesap verebilir bir çerçevede yeniden üretir mi?

Orta güçler açısından asıl mesele tam da burada düğümleniyor. Bugüne kadar arabuluculuk ve kriz yönetiminde esneklikleri sayesinde alan açabilen orta güçler, bu tür yeni düzeneklerde bağımsız aktörler mi olacak, yoksa büyük güç stratejilerinin tamamlayıcı unsurlarına mı dönüşecekler? Kurumsallaşma, orta güçlerin etkisini artırabileceği gibi, onların hareket alanını daraltan yeni bir hiyerarşiyi de beraberinde getirebilir.

Bu nedenle Board of Peace tartışması, orta güçler için bir “fırsat penceresi” olmaktan çok, barış yapımındaki rollerinin yeniden tanımlandığı bir eşik anı olarak okunmalıdır. Asıl soru, barışın hangi araçlarla değil, kimin adına ve hangi meşruiyetle üretileceğidir.

Transatlantik Hattı ve Küresel Barış

Orta güçlerin barış yapıcılıkta oynadığı rol, tek başına taşınabilecek bir yük değildir. Aksine, bu çabanın etkili olabilmesi için büyük güçlerle dikkatli bir eşgüdüm gerektirir. Günümüz dünyasında, büyük kriz dosyalarında orta güçlerin tamamen bağımsız bir barış diplomasisi yürütmesi gerçekçi değildir.

Bu durum, orta güçleri hassas bir dengeleme siyasetine zorlar: Bir yandan özerk diplomatik alanlarını korumaya çalışırken, diğer yandan büyük güçlerle ilişkileri gözetmek zorundadırlar. Önümüzdeki dönemde bu denklemi daha da karmaşık hale getirecek unsur ise ABD–AB ilişkilerinin alacağı yön olacaktır. Transatlantik hattaki uyum ya da gerilim, orta güçlerin manevra alanını ve barış yapıcılığın sınırlarını doğrudan etkileyecektir.

Barış diplomasisi bu nedenle yalnızca iyi niyet değil; ince ayar, zamanlama ve stratejik öngörü gerektirir. Bu da orta güçleri, yalnızca ara aktörler değil; uzun vadeli ve sürdürülebilir barışın vazgeçilmez paydaşları haline getirebilir.

Yeni yazılardan haberdar olun! Lütfen aboneliğinizi güncelleyin.

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

Aboneliğinizi onaylamak için gelen veya istenmeyen posta kutunuzu kontrol edin.

Etiketler: Barış Kurulu, Board of Peace, Davos, Küresel Barış

OKUMAYA DEVAM EDİN

Hareketsizlikten eyleme: apati ve hedefini bulan öfke
Biden-Trump: Amerikalılar kimin dünyanın canına okuyacağını seçecek
Kanal İstanbul’un acı gerçeği: para olsa hükümet yapacak ama yok işte
  • Barışın Geleceği: Büyük Güçler mi, Orta Güçler mi?27 Ocak 2026
  • Kobani’de Başladı, Kobani’de Bitecek Gibi27 Ocak 2026
  • ABD İran’ı Vuracak mı? Rejim Değişecek mi?26 Ocak 2026
  • Miçotakis Erdoğan’la Görüşmeye Gelirken Casus Belli mi?26 Ocak 2026
  • Bahçeli’nin Sonuç Vermesi Mümkün Ahmet Özer Tepkisi ve İmamoğlu Açısı26 Ocak 2026
  • Suriye, SDG’ye Verdiği Süreyi, IŞİD Nakli Nedeniyle 15 Gün Uzattı25 Ocak 2026
  • Bahçeli, Erdoğan’la Emekli Maaşını Konuşmadıysa Ne Konuştu?23 Ocak 2026
  • Üç Yıllık Lisans Modeli: Yoğunlaştırılmış mı, Sıkıştırılmış mı?23 Ocak 2026
  • İki Kukla Değişken Ortadoğu Matrisinden Çıkarılıyor: IŞİD ve SDG23 Ocak 2026
  • ABD, IŞİD’cileri Irak’a taşıyor: Erdoğan-Trump görüşmesinde gündemdeydi22 Ocak 2026
Haberler arşivinde arama yapın...

Siyaset

Ekonomi

Hafıza Kartı

Hayat

Arşiv

English

Hakkımızda

Künye

Yazarlar

Yardım

Reklam & İşbirliği

Bize Ulaşın

tbtcreative.com | UFKZDN © 2024 yetkinreport.com

Kurumsal Bilgiler     ·      Yardım     ·      Kullanıcı Sözleşmesi     ·      Yasal Çekince

TOP