

Modern Britanya tarihinde bir kraliyet ailesi üyesinin tutuklanmasının ilk örneği eski Prens Andrew vakası. Mülkünde polis araması da yapılmasının nedeni “kamu görevini kötüye kullanma” şüphesi. (Foto: Ekran Görseli)
Londra bugün sadece ekonomik verilerle ya da seçim anketleriyle meşgul değil. Hafızalara kazınan tek bir görüntü var: Kralın kardeşi, 66. yaş gününde tutuklanıyor. Andrew Mountbatten-Windsor’ın gözaltına alınması, sıradan bir hukuki süreç değil. Bu olay, Birleşik Krallık’ın içinde bulunduğu çok boyutlu krizin sembolik bir zirvesi. Jeffrey Epstein dosyalarında adı geçen en yüksek profilli isimlerden biri olan Andrew, yıllardır kamuoyunun önünde değildi. ABD’de açılan sivil davalarda hakkında ciddi iddialar ortaya atıldı; fotoğraflar, tanıklıklar ve ifadeler basına yansıdı. Andrew bu iddiaları reddetti ve dava mahkeme kararı olmaksızın uzlaşmayla kapatıldı. Bununla beraber, 2025 yılında Kral III. Charles, kardeşi Andrew’un tüm “prens” unvanlarını, onurlarını ve kraliyet bağlantılarını elinden alarak kamu görevinden tümüyle ayırmıştı.
Ancak mesele kapanmadı. Bu kez gündemde kamu görevini kötüye kullanma şüphesi var. İddialar, kraliyet ticaret temsilcisi olarak görev yaptığı dönemde devlete ait hassas bilgi ve temasların Epstein ile paylaşılıp paylaşılmadığının araştırıldığı yönünde. Henüz resmi suçlama metni açıklanmış değil. Masumiyet karinesi geçerli. Ancak sembol güçlü. Bir zamanlar İngiliz devletini küresel ticaret masalarında temsil eden bir isim, bugün ifadesi alınmak üzere evinden alınıp, 12 saat kadar tutuklu kaldıktan sonra “soruşturma altında” serbest bırakılıyor.
Starmer’ın Daralan Alanı
Başbakan Keir Starmer yönetimi, “istikrar ve rasyonalite” vaadiyle iktidara geldi. Ancak 2026 Britanyası, yönetilmesi kolay bir ülke değil; daha da iyiye gitmiyor. Ekonomi düşük tempoda büyüyor. Reel büyüme yaklaşık yüzde 1 civarında seyrediyor. Enflasyon yüzde 3 bandında. İşsizlik yüzde 5’in üzerinde; özellikle gençler ve düşük ücretli segmentte kırılganlık hissediliyor. Kamu borcu yüksek. Mali alan sınırlı. Üretkenlik artışı zayıf.
Ulusal sağlık sistemi NHS hâlâ sistemin en kırılgan halkası. Bekleme listeleri milyonlarla ifade ediliyor. Sağlık artık yalnızca bir kamu hizmeti değil; devlet kapasitesinin sembolü haline gelmiş durumda.
Göç konusu siyasetin mayınlı alanı olmaya devam ediyor. Net göçte düşüş olsa da kamuoyundaki “kontrol kaybı” algısı sürüyor. Bu algı, aşırı sağın yükselişine zemin hazırlıyor.
Merkez siyaset daralıyor. Kimlik tartışmaları ekonomik sıkıntılarla birleşiyor. Starmer ekonomik baskı, sosyal gerilim ve siyasal aşınma arasında sıkışmış durumda.
Elit Sarsıntısı ve Güven Erozyonu
Bu kırılgan zeminde elit çevreleri hedef alan skandallar güven aşınmasını hızlandırıyor. Epstein dosyalarının yeniden alevlenmesi, Washington büyükelçisi Peter Mandelson’un istifasına ve Lordlar Kamarası’ndan çekilmesine yol açtı. Bu gelişme yalnızca diplomatik bir görev değişimi değil; Londra’daki güç ağlarının sorgulanması anlamına geliyor. Seçmen artık skandalları münferit olaylar olarak görmüyor. “Sistemik sorun” algısı güçleniyor. Andrew vakası bu atmosferde geldi.
Saray’ın Modern Sınavı
Andrew’un gözaltına alınması monarşi için bir kırılma anı. Bu bir aile içi mesele değil; bir kamu sorumluluğu ve etik meselesi. Kral Charles’ın adli makamlarla tam işbirliği vurgusu, monarşinin hukukun üstünde olmadığını açıkça gösterme çabasıydı. Birçok ülkede devlet başkanının kardeşinin gözaltına alınması tahayyül bile edilemez. Bu açıdan bakıldığında sistem işliyor. Ancak algı düzeyinde tablo daha sert: İngiltere bir krizden diğerine sürükleniyor.
Monarşi çöküyor mu? Muhtemelen hayır. Ama aşınıyor mu? Evet. Kraliçe Elizabeth dönemindeki istikrar ve sembolik ağırlık bugün yok. Charles aynı duygusal bağa sahip değil. William’ın kamuoyu üzerindeki etkisi sınırlı. Commonwealth bağları gevşiyor. Andrew vakası, monarşinin 21. yüzyıldaki en ciddi meşruiyet testlerinden biri.
Brexit Sonrası Kimlik Arayışı
Brexit, Birleşik Krallık’ın jeopolitik pusulasını sarstı. ABD ile “özel ilişki” sürüyor; ancak Washington’un önceliği Çin ve Pasifik. İngiltere değerli ama vazgeçilmez değil.
Avrupa güvenliğinde Rusya’ya karşı sert tutum Londra’nın NATO içindeki ağırlığını koruma çabası. Ancak ekonomik liderlik Berlin–Paris ekseninde.
Orta Doğu’da İngiltere artık belirleyici değil; tamamlayıcı bir aktör. 19. yüzyılın imparatorluğu geri gelmeyecek. 21. yüzyılda güç, ağlara, finans akışına, teknolojiye ve istihbarata hükmetmekle ölçülüyor.
Türkiye ile Yeni Denge
Bu dönüşüm sürecinde Türkiye–Birleşik Krallık hattı dikkat çekici biçimde istikrarlı ilerliyor.
Serbest ticaret anlaşması yürürlükte ve güncellenme sürecinde. Ticaret hacmi yaklaşık 28 milyar sterlin seviyesinde. Savunma işbirliği derinleşiyor. Karadeniz, Balkanlar, Orta Doğu ve Körfez başlıklarında düzenli danışma mekanizmaları mevcut. Birleşik Krallık Avrupa’nın batı ucunda; Türkiye doğu cephesinde. Yeni Avrupa güvenlik mimarisi tartışılırken Türkiye’nin rolü Londra’da daha net kabul ediliyor. Londra açısından Türkiye, AB dışındaki en önemli stratejik ortaklardan biri haline gelmiş durumda.
Ankara açısından ise İngiltere, Washington kadar baskıcı, Brüksel kadar normatif değil. Daha pragmatik bir ilişki zemini sunuyor.
Bu eşleşme ideolojik değil; stratejik.
Adaptasyon mu, Aşınma mı?
Birleşik Krallık önümüzdeki on yılda ya kendini finans, savunma teknolojisi ve istihbarat ağları üzerinden yeniden tanımlayacak; ya da ekonomik durgunluk, elit yıpranması ve siyasal kutuplaşma nedeniyle etkisini kademeli biçimde kaybedecek. Andrew vakası bu sürecin sembolü. Bir kralın kardeşi gözaltına alınabiliyorsa, bu hem hukukun işlediğini gösterir hem de gücün zırh olmadığını.
Bugün Londra’nın asıl sorusu şu: “Biz gerçekten ne kadar güçlüyüz?” Cevap tank sayısında değil. Borsa büyüklüğünde değil.
Saray ihtişamında hiç değil. Cevap; ekonomik dayanıklılıkta, toplumsal uyumda ve stratejik berraklıkta.
Birleşik Krallık ya kendini yeniden tanımlayacak — ya da büyük bir geçmişin gölgesinde orta ölçekli bir aktör olarak konumlanacak. Sınav başladı. Bu kez sadece hükümet değil, Saray da testte.


