Categories: Siyaset

Trump’ın İran Baskısı Artarsa İngiltere Dayanabilecek mi?

İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın, 2 Mart’ta Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamayla Birleşik Krallık’ın ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarına katılmayacağını duyurmasına Trump sert tepki göstermişti. Starmer, Londra’nın önceliğinin bölgedeki krizin diplomasi yoluyla çözülmesi olduğunu söylemiş, Irak savaşında yapılan hataların tekrarlanmaması gerektiğini vurgulamıştı. (Foto: Ekran Görseli)

İran savaşı, İngiltere siyasetinin en hassas noktasına dokundu ve dokunmaya da devam ediyor. Burada soru şu olmalı; Washington’la “özel ilişki”yi sürdürürken, Londra’yı Ortadoğu’da yeni bir savaşın parçası yapmamak mümkün mü? Keir Starmer’ın son günlerdeki tutumu temkinli ve kontrollü.

Mesaj seti büyük ölçüde serinkanlılık, ölçülü adımlar, ulusal güvenlikte netlik ve en önemlisi Birleşik Krallık’ın ilk saldırılarda yer almadığını açık biçimde vurgulama üzerine kurulu. Starmer, bölgede konuşlandırılan kapasiteyi caydırıcılık ve korunma çerçevesinde tutarak, ofansif bir angajmandan kaçınmaya çalışıyor.

Bu çizgi, kamuoyunda savaş yorgunluğu ve maliyet hassasiyeti yüksek olan bir ülkede siyaseten de rasyonel. Savaşa girmek bazen bir karar, çoğu zaman bir sürüklenme, fakat bedelini taşımak yıllar süren bir ekonomi-politik gerçeklik. Bunu İngilizler çok ama çok iyi biliyorlar

Savaşın Dışında Kalmak: Mesele Sadece “Vurduk mu?” Değil

Ancak, Starmer savaşın dışında olmaya çalışırken, tamamen savaşın dışında kalamayabilir. Modern krizlerde mesele yalnızca bombayı kimin attığı değil; üslerin, lojistiğin, istihbaratın, ikmal hatlarının ve savunma şemsiyesinin nasıl çalıştığı. Bugün savunma amaçlı denilen bir kolaylık, yarın savaşın parçası gibi algılanabilir. Bu da hem hukuki hem siyasi açıdan kaygan bir zemin. İngiltere fiilen savaşın içinde değilse bile, kıyısında durduğu her gün çatışmanın dinamiği onu içeri çekmeye biraz daha elverişli hale gelir. Starmer’ın asıl sınavı, “girmedik” cümlesini bir slogandan çıkarıp sürdürülebilir bir stratejiye dönüştürmek. Bu strateji, yalnızca Londra’nın iradesine değil, krizin seyri ve Washington’un beklentilerine de bağlı olduğu için, her gün yeniden test edilir.

Neden İngiltere’nin Savaşa Girmemesi Hayati?

Bu stratejinin hayati olmasının iki ana nedeni var. Birincisi, savaşın yayılmasını önlemek. İran eksenli bir tırmanma, Hürmüz Boğazı ve enerji güzergâhları üzerinden yalnızca bölgesel değil, küresel bir şok dalgası üretme potansiyeli taşır. Londra’nın ofansif bir rol üstlenmesi diplomasiyi daraltır. Her ne kadar İngiltere eski İngiltere olmasa da Londra diplomasi acısından hep Londra.  Avrupa’nın zaten sınırlı olan frenleyici kapasitesini daha da zayıflatır.

İkincisi, ekonomi. İngiltere ekonomisi Covid sonrası ve Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı dalgalanmaların ardından hâlâ kırılgan, hatta çok kırılgan.  Hane halkı bütçeleri, faiz oranları ve kamu maliyesi üzerinde baskılar sürüyor. Ortadoğu kaynaklı bir enerji fiyat şoku, yalnızca benzin istasyonunda değil, enflasyon, faiz, borçlanma maliyeti ve faturalar üzerinden gündelik hayata hızla yayılır. Üstelik enerji fiyatı artışı, büyümeyi yavaşlatırken enflasyonu artıran zehirli bir kombinasyon üretir. Merkez bankası gevşeyemez, hükümet rahatlayamaz, toplum nefes alamaz. Starmer için bu sadece iktisadi bir başlık değil, siyasi ömrü belirleyecek bir mesele. Zaten pahalılık baskısının yüksek olduğu bir dönemde, dış kaynaklı yeni bir mali şok, hükümetin manevra alanını daraltmakla kalmaz, içeride yönetilebilirlik duygusunu da aşındırır.

Trump Starmer’i Ne Kadar Zorlayabilir?

Tam da bu yüzden asıl sert soru Washington’dan geliyor: Trump Starmer’ı ne kadar zorlayabilir? Bugün görünen, Trump’ın daha fazla destek beklediği, Starmer’ın ise serinkanlı kalmaya çalıştığı. Ancak kriz uzadıkça, ABD’nin beklentileri artacaktır ve ittifak dayanışması dili, daha somut taleplere dönüşebilir. Zorlama çoğu zaman askeri değil, ekonomik ve siyasi kanallardan gelir. Ticaret, savunma işbirliği, istihbarat paylaşımı, teknoloji transferleri, hatta finansal piyasa algısı. Özel ilişki burada bir güvenlik şemsiyesi olmaktan çok, bir baskı kaldıraç sistemine dönüşebilir. Starmer’ın direnç kapasitesi de bu noktada test edilecek.

Peki İngiltere bu baskıya dayanamaz ve savaşa daha doğrudan sürüklenirse ne olur? Her şey daha kötüye gider ki bu konu bence tartışmaya kapalı. Dahası bu ahlaki bir yargı değil, soğuk bir risk hesap. Birincisi, böyle bir durumda savaşın tırmanma riski büyür. İran’ın misilleme mantığı genişledikçe, İngiliz varlıkları ve çıkarları daha görünür hedef haline gelir. İkincisi, ekonomi daha sert sarsılır. Enerji fiyatları ve piyasa oynaklığı kalıcılaşabilir ki bu da enflasyon-faiz kıskacını güçlendirir. Üçüncüsü, içeride İngiltere içerisinde hükümetin meşruiyet erozyonu hızlanır. Halkın “niye girdik, hedef ne, çıkış planı ne?” sorularına ikna edici cevap verilemediği her gün, hükümetin siyasi sermayesi erir.

Starmer’in İki Seçeneği

Sonuç olarak Starmer’ın önünde iki yol var ve ikisi de kolay değil. Ya İngiltere’nin çıkarını net bir çerçevede savunacak ki bu argümanlar çok sınırlı, misal savaşın yayılmasını önlemek, ekonomiyi korumak, meşruiyeti kaybetmemek. Ya da “özel ilişki”nin ivmesiyle adım adım angaje edilme riskini göze alacak ve bunun bedelini de hem dışarıda hem içeride ödeyecek.

Özetle,  İran savaşı Starmer’a İngiltere’nin ABD’ye yakınlığını otomatik askerî angajmanla değil, soğukkanlı strateji ve gerçekçilikle tanımlama fırsatı sunuyor.  Çünkü bu dönemde liderlik, savaşın içine atlamak değil, savaşı büyütmeden yönetebilmek ve ülkeyi gereksiz maliyetlerden koruyabilmektir. Bu çizgi korunursa İngiltere kazanır ama korunamazsa kaybedilen yalnızca bir dış politika hamlesi değil, ülkenin ekonomik nefesi ve yönetilebilirlik duygusu olur.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

Fon krizi üzerine sosyal medyada dolaşan demirden leblebi gibi sorular

Fon krizi, SPK'dan Borsa İstanbul'a dek mali kurumları sarstı. Bankacı Piraye Antika sistemin denetim yollarını…

5 saat ago

Volkswagen’in Türkiye’ye dönüş işareti Made-in-Europe umudu olabilir mi?

Doğuş Grubu'nun Volkswagen ile Türkiye'de üretim hedefiyle imzaladığı niyet mektubu AB ile "Made-in-Europe" tartışmalarında umut…

19 saat ago

Sinirlioğlu’nun BM Genel Sekreterlik rakibi kuzu kılığında kurt mu?

Türkiye'nin halen AGİT Genel Sekreteri olan Feridun Sinirlioğlu'nu BM genel Sekreteri adayı olarak ilan etmesinin…

21 saat ago

Aslan sosyal demokratların Sarıgüller açmazı. Bu da mı ders olmayacak?

Partiye nerede, nasıl ediniliği belli olmayan parayı getirdiği için aday yapılanların muhalif seçmeni utandırmasına, öfkelendirmesine…

2 gün ago

Savunma sanayi ölçüsü ihracatla sınırlanamaz, milli güvenlik konusudur

Türkiye son yıllarda savunma sanayisinde atılım içinde. Ancak gelişmenin tek ölçüsü ihracat olmamalı, rakamlar stratejinin…

2 gün ago

Türkiye-Azerbaycan: krize mi, yeni bir çözüme mi? Gerçekte neler oluyor?

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ankara’daki Türk Devletler Teşkilatı (TDT) Zirvesi’ne katılmayacağı açıklamasının etkisi daha soğumadan…

4 gün ago