Siyaset

Füzeler Uçuşuyor: 81 İlde Sığınak Planı Ne Aşamada?

Türkiye’de sığınak yapımı mevzuatta yer alıyor ve yeni yapılarda ruhsat alabilmek için projelerde sığınak alanı gösterilmesi zorunlu.  (Foto: Ekran Görseli)

Savaş durumunda düşman saldırısına karşı sığınak inşa etme fikri, 1990’larda Soğuk Savaşın bitimiyle hükümetlerin gündemindeki önceliğini yitirdi. Bir zamanlar kentlerin altında bombalara, nükleer, kimyasal biyolojik tehditlere karşı titizlikle planlanan o beton hacimlerden söz edilmez oldu. Bu Türkiye için de böyleydi. Ta ki İsrail 13 Haziran’da İran’a saldırana dek. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) İran ve İsrail’in kayıplarına dair bir araştırma yaptığı, 1 Ağustos 2025’te Milli İstihbarat Akademisinin yayınladığı “12 Gün Savaşı ve Türkiye İçin Dersler” raporuyla ortaya çıktı. İsrail’in güçlü bir sığınak ve sivil savunma sistemi olması, İran’ın ise olmaması can kayıpları arasındaki farkta önemli pay sahibiydi.

Konu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 25 Ağustos 2025’teki kabine toplantısı ardından, 26 Ağustos 2025’ten itibaren “yetkililere” dayandırılarak medyada yer almaya başladı. İlk duyuran NTV olmuştu.

12 gün savaşından çıkarılan derslerle 81 ilde, kişi başı 1 metrekare hesabıyla sığınaklar planlanıyordu. TOKİ’nin üstleneceği inşaatların 120 günde tamamlanması öngörülüyordu.

Füzeler Uçuşuyor, Sığınaklar Yapıldı mı?

İnşaatların başlayıp başlamadığı, ya da ne zaman başladığı yolunda bir haber çıkmadı. Ancak 120 gün öngörüldüğü bildirilen haberlerin üzerinden 6 aydan (180 günden) fazla zaman geçti.

O arada ABD ve İsrail, İran’a saldırdı; 28 Şubat’tan bu yana süren savaş bütün şiddetiyle devam ediyor. Türkiye’ye de savaşta taraf olmamasına ve yatıştırmaya çalışmasına rağmen İran’dan 3 füze fırlatıldı, NATO tarafından engellendi.

Bu gelişmeler, yaklaşık altı ay önce İsrail’in, son vuruşu ABD’nin yaptığı 12 günlük İran savaşı ardından sığınak yapımına yaygınlaştırılarak hız verileceği haberlerini yeniden hatırlattı. Ve şu soruyu gündeme getirdi: Sığınaklarımız yeterli mi? İhtiyaç anında halkı koruyabilecek mi?

Türkiye Gerçeği: Kâğıt Üzerinde Var

Türkiye’de sığınak yapımı mevzuatta yer alıyor ve yeni yapılarda ruhsat alabilmek için projelerde sığınak alanı gösterilmesi zorunlu. Ancak sahadaki gerçeklik, bu zorunluluğun büyük ölçüde mimari bir formaliteye indirgenmiş olduğunu gösteriyor.

Bugün birçok yapıda sığınak olarak ayrılan hacimler, gerçekte bu işlevi karşılamaktan uzak. Gerekli teknik sistemler ya hiç kurulmamış ya da çalışır durumda değil.

Sonuçta ortaya çıkan yapı, teknik anlamda bir sığınak değil; yalnızca “etiketlenmiş bir bodrum alanı”.

Bu durum yalnızca teknik bir eksiklik değil, aynı zamanda tehlikeli bir güvenlik yanılsaması da yaratır; çünkü teknik altyapısı olmayan bir sığınak, özellikle kimyasal, biyolojik veya radyolojik riskler karşısında koruma sağlamadığı gibi riski artırabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca sığınak yapmak değil; gerçekten çalışan, test edilmiş ve sürdürülebilir sistemler kurmaktır.

Savaşla Gündeme Gelen Konu

Medyada anlatılan tabloya göre, bu sığınakların park alanları ile okul ve hastane gibi kamusal yapıların altında konumlandırılması ve çok sayıda insanın kısa sürede ulaşabileceği alanlar olarak tasarlanması öngörülüyordu. Yine bu anlatımlara göre, 21 gün boyunca temel yaşam koşullarını sağlayacak, en az 72 saat ise dış ortamdan bağımsız çalışabilecek şekilde tasarlanacaktı.

Bu da sığınağın yalnızca bir inşaat unsuru değil, kendi içinde çalışan bütünleşik bir sistem olduğu anlamına gelir. Bu sistemlerin herhangi birindeki aksaklık, tüm yapının işlevini ortadan kaldırabilir.

Bu nedenle belirleyici olan, süre hedefleri değil, bu süreleri mümkün kılacak teknik altyapının gerçekten kurulup kurulmadığıdır.

Bu tür yapılarda amaç yalnızca korunmak değil, operasyonun sürekliliğini sağlamaktır. Bu nedenle her detay bir sistem bütünlüğü içinde ele alınır; NBC (nükleer, biyolojik, kimyasal) filtrelerinden pozitif basınçlandırmaya, hava kilitlerinden bağımsız enerji ve su kaynaklarına kadar tüm bileşenler birlikte kurgulanır.

Bir Mühendisin Hafızasıyla Sığınak

Meslek hayatımın bir döneminde NATO projeleri kapsamında askeri sığınakların tasarımında görev aldım. Orada öğrendiğim en temel gerçek şuydu: Bir sığınak, kalın beton bir kutu değil, bir yaşam destek sistemidir.

Kaldı ki “72 saat tam kapanma” gibi ifadeler kullanılıyorsa, bu yapıların dış ortamdan tamamen izole çalışabilmesi gerekir. Bu, dışarıda nükleer veya biyolojik serpinti gibi risklerin bulunduğu bir durumda, kirli havanın içeri girmesini engelleyecek şekilde tasarlanmış bir sistem anlamına gelir.

Dolayısıyla “72 saat”, bir süre hedefinden çok, belirli bir mühendislik standardını ifade eder. Bu standardın karşılığı ise gerçekçi proje süreleri, kaliteli imalat ve yüksek maliyetlerdir. Nitekim tam korumalı askeri sığınakların dahi birçok ülkede geri plana itilmesinde bu maliyetlerin belirleyici olduğu bilinmektedir.

Bu çerçevede asıl soru şudur: 81 ilde yapılacağı ilan edilen sığınaklar gerçekten iddia edilen standartları karşılayacak şekilde mi tasarlanıyor ve uygulanıyor?

Ölçek ve Süreç

Mesele yalnızca teknik değil, aynı zamanda ölçektir. 81 ilde kişi başına 1 metrekarelik bir alan öngörüldüğünü varsaysak bile, ortaya çıkan toplam inşaat alanı milyonlarca metrekareyi bulur; bu da devasa bir yapı programına işaret eder.

Bu alanların yalnızca inşa edilmesi değil; uygun zemin koşullarında projelendirilmesi, gerekli teknik sistemlerle donatılması ve işletilebilir halde tutulması gerekir.

Bu ölçekte bir yatırım programında en kritik başlıklardan biri ihale ve uygulama süreçleridir. Ancak kamuya açık kaynaklarda, 81 ilde planlandığı belirtilen sığınak projelerine ilişkin izlenebilir ve ayrıntılı ihale bilgisine rastlanmamaktadır.

Bu sorular bir eleştiri refleksiyle değil, doğrudan mesleki deneyimin gereği olarak sorulmaktadır. Çünkü sığınak projeleri, sıradan bir yapı üretimi değil; yüksek mühendislik ve disiplinler arası koordinasyon gerektiren özel projelerdir.

Kamuoyuna yansıayan “120 gün” hedefi bu açıdan ayrı bir soru işareti doğurmaktadır: Bu süre yalnızca kaba inşaatı mı, yoksa tüm sistemleriyle çalışır bir sığınağı mı ifade etmektedir? Çünkü belirleyici olan beton değil; havalandırma, sızdırmazlık, basınç kontrolü ve enerji sürekliliği gibi sistemlerdir.

Bu ekipmanların önemli bir bölümü özel üretimdir ve temin süreleri ayları bulabilir. Bu nedenle proje, tedarik, montaj ve test süreçleri birlikte değerlendirildiğinde, “120 gün” ifadesinin teknik karşılığı daha da kritik hale gelmektedir.

Üstelik bu açıklamaların üzerinden bugün yaklaşık 6-7 ay geçmiş durumdadır.

Bu noktada artık şu sorular kaçınılmazdır:
Bu sığınakların kaçı tamamlandı?
Kaçı devreye alındı?
Ve en önemlisi, kaçı gerçekten çalışır durumda?

Sığınak Tercih Değil, Zorunluluk

Sığınak meselesi bugün hâlâ çoğu zaman “en kötü senaryo” olarak görülüyor. Oysa yakın coğrafyamızda yaşanan gelişmeler, bu senaryoların artık teorik olmadığını açıkça gösteriyor.

Gerçek şu ki: Riskleri yok saymak, onları ortadan kaldırmaz; yalnızca hazırlıksız yakalanma ihtimalini artırır.

Sığınaklar geçmişin bir kalıntısı değil; belirsizliklerin arttığı bir dönemde temel bir korunma aracıdır. Ancak bu koruma, kâğıt üzerinde değil, gerçekten çalışan sistemlerle sağlanabilir.

Öte yandan bu yapıların sel ve deprem gibi afetlerde de kullanılmasının planlandığı dikkate alındığında, ilerleme durumunun ve uygulama takviminin şeffaf biçimde paylaşılması önem taşımaktadır.

Bu çerçevede, eğer tamamlanan sığınaklar varsa, bunların yerleri, kapasitesi ve erişim koşulları kamuoyuyla açık biçimde paylaşılmalıdır.

Sığınakların işlev kazanabilmesi, yalnızca inşa edilmelerine değil; kullanıcıların bu alanlara nasıl ve ne zaman erişeceğini bilmesine bağlıdır. Bu nedenle düzenli bilgilendirme ve tatbikatların yapılması, sistemlerin gerçek koşullarda test edilmesi kadar önemlidir.

Sığınakların varlığı ancak ihtiyaç anında işler durumda olmalarıyla anlam kazanır.

Filiz Pehlivan

Makine Mühendisi

Recent Posts

Trump’ın İran’daki Geri Adımı Arkasındaki Senaryolar ve Türkiye’nin Rolü

  ABD Başkanı Donald Trump 22 Mart’ta, Papa’nın İran’a saldırı için 48 saatlik ültimatomunu geri…

1 saat ago

Bir Balkanlar Eksikti: Sırbistan Hareketli, Bosna ve Kosova’ya Dikkat

Önce Rusya-Ukrayna Savaşı, ardından ABD-İsrail ittifakının başlattığı İran Savaşı, Avrupa’nın hep patlamaya hazır barut fıçısı…

4 saat ago

İstanbul Sitelerindeki 06 Plakalı Makam Otoları ve Malvarlığı Tartışması

CHP TBMM Başkanvekili Murat Emir 19 Mart Arife Günü'nden itibaren her gün X hesabı üzerinden…

24 saat ago

Savaş Belirsizlikleri Arttırdı, Yıl Sonu Enflasyonu Yüzde 30’u Bulabilir

ABD ve İsrail’in İran’a saldırmaları ile başlayan ve Körfez ülkelerine de sıçrayan savaş Türkiye ekonomisini…

1 gün ago

Bahçeli-Öcalan Kesişmesi Çözüm, Hukuk ve İleri Demokrasi Getirir mi?

  Son yıllarda Rusya’nın Ukrayna’ya, ABD’nin Venezuela’ya, İsrail’in Gazze’ye, Suriye ve Lübnan’a, ABD – İsrail’in…

1 gün ago

Savaş ve Petrol Krizi: Batı İsrail’e Değil Yalnız İran’a Dur Diyor

ABD-İsrail ittifakının lider kadroları öldürünce rejimin kısa sürede devrileceği hesabıyla kısa süreceğini tahmin ettiği İran…

2 gün ago