

Kıbrıs Cumhuriyeti 1960’ta kurulurken Rumlardan seçilecek Cumhurbaşkanı bir din adamı, Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Makarios olmuştu. 1977-79 toplumlararası görüşmeleri sırasında Rum lider Makarios, dönemim BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim ve Kıbrs Türk lideri Rauf Denktaş ile görülüyor.
Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs meselesine Türkiye’den bakıldığında yaygın bir kanaat var: “Liderler bir araya gelsin, Birleşmiş Milletler devreye girsin, Amerika bastırsın, Avrupa Birliği kolaylaştırsın… Bu iş çözülür.” Kulağa makul geliyor, zira diplomasi tam da bunun için var. Ama gerçek dünya, bu kadar basit işlemiyor. Bugün Türkiye’de hâlâ şu varsayım güçlü: Sorunlar Ankara ile Atina ya da Lefkoşa arasında çözülür. Oysa sahadaki gerçeklik çok daha katmanlıdır. Çoğu zaman da asıl belirleyici aktörler, görünmeyenlerdir.
Ortodoks Kilisesi Asli Aktör
Doğu Akdeniz’de, özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs söz konusu olduğunda, bir gerçeği açıkça ortaya koymak gerekir: Ortodoks Kilisesi’ni hesaba katmayan hiçbir karar, gerçek anlamda meşruiyet kazanmaz. Bu iki ülkede siyaset sadece parlamentoda, hükümette ya da cumhurbaşkanlığı sarayında yapılmaz. Toplumun derin katmanlarında, tarihsel hafızasında ve dini-kültürel kimliğinde şekillenir. Bu alanın merkezinde de kilise vardır.
Yunanistan’da Yunan Ortodoks Kilisesi, devletin resmi kurumlarından biri olmasa da fiilen ulusal kimliğin taşıyıcısıdır. Bugün kilisenin başında II. Ieronymos bulunuyor. Devletin görünen yüzünde ise Başbakan Kiryakos Miçotakis ve Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou yer alıyor.
Ama şu soruyu sormadan geçmeyelim: Bu liderler, kilisenin açık ya da örtük sınırlarını aşarak ne kadar hareket edebilir? Cevap nettir: Çok sınırlı.
Güney Kıbrıs’ta Makarios Mirası
Güney Kıbrıs’ta ise bu ilişki daha da derindir. Bugün Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis görevde. Ancak Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi’nin başındaki II. Georgios, özellikle milli meselelerde son derece etkili bir figür. Bu sadece bugünün meselesi değil, tarihi kökleri olan bir yapı. III. Makarios, yalnızca bir başpiskopos değildi. 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı oldu ve uzun yıllar boyunca hem dini hem siyasi liderliği aynı anda yürüttü.
Bu durum, Kıbrıs’ta kilisenin devletin alternatifi deği, bizzat kurucu unsurlarından biri olduğunu gösterir. Bugün bu model birebir devam etmese de, etkisi hâlâ sistemin derinlerinde yaşamaktadır.
Kilise: Görünmeyen Ekonomik Güç
Kilise sadece ideolojik bir güç değildir. Aynı zamanda ciddi bir ekonomik aktördür.
Yunanistan’da kilise:
• Ülkenin en büyük gayrimenkul sahiplerinden biridir
• Geniş arazi ve mülk portföyüne sahiptir
• Devletle mülkiyet ilişkileri tarihsel olarak iç içe geçmiştir
Güney Kıbrıs’ta ise kilisenin ekonomik gücü daha görünürdür:
• Adanın en büyük arazi sahiplerinden biridir
• Bankacılık, turizm ve emlak sektörlerinde güçlü yatırımları vardır
• Stratejik bölgelerdeki mülkiyet yapısı nedeniyle enerji projelerinde dolaylı etkisi bulunur
Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol sahalarının tahsisi gibi konular, sadece teknik ve hukuki meseleler değildir. Bunlar aynı zamanda toprak, egemenlik. ve tarihsel hak iddiası meselesidir. Bu alanlarda kilisenin etkisiyse, çoğu zaman resmi belgelerde görünmez ama sahada hissedilir.
İstanbul: Patrikhane Faktörü
Bu denklemin en sofistike aktörlerinden biri ise İstanbul’dadır. İstanbul Rum Ortodoks Patriği I. Bartholomeos sadece Türkiye’deki bir dini lider değildir. Ortodoks dünyasının “eşitler arasında birinci” kabul edilen ruhani otoritesidir.
Etkisi:
• Amerika Birleşik Devletleri’ndeki diaspora
• Avrupa Birliği kurumları
• Yunanistan ve Güney Kıbrıs
• Ukrayna, Rusya, Sırbistan
gibi geniş bir coğrafyada hissedilir. Özellikle Ukrayna kilisesinin bağımsızlığı sürecindeki rolü, onun dini kimliğin ötesinde jeopolitik bir aktör olduğunu açıkça göstermiştir.
Kilisenin Diplomasideki Yeri
Türkiye’den bakıldığında çoğu zaman şu hata yapılır: “Masadaki lider çözer.” Ancak Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ta gerçeklik farklıdır. Orada liderler karar alır gibi görünür ama karar alan alanları önceden belirlenmiştir. Bu sınırların en önemli belirleyicilerinden biri ise kilisedir.
Doğu Akdeniz’de kalıcı çözüm arayan herkesin kabul etmesi gereken bir gerçek var: Bu coğrafyada diplomasi sadece devletler arasında değil, kimlikler ve inançlar üzerinden yürür. O kimliğin merkezinde de Ortodoks Kilisesi vardır.
Eğer bu gerçeği hesaba katmazsanız: Masada anlaşabilirsiniz, metin imzalayabilirsiniz ama sahada karşılık bulamazsınız. Çünkü görünmeyeni hesaba katmayan diplomasi en baştan eksiktir. Doğu Akdeniz gibi hassas bir coğrafyada eksik yapılan hiçbir hesap tutmaz.


