NATO Genel Sekreteri Rutte, Türkiye ziyaretinde bir grup ASELSAN teknik personeliyle selamlaşırken. Rutte’nin söyledikleri AB Komisyonu Başkanı Leyen’inkilerle çelişiyor. AB elitleri Türkiye’nin savaşlara girmedikçe kargaşadan güçlenerek çıkma ihtimaline karşı cephe açıyorlar. (Foto: X/ASELSAN)
Son hafta içindeki gelişmeler ABD görünümlü İsrail-İran savaşı fonunda Türkiye’nin ABD-AB-NATO üçgeninde tutmaya çalıştığı hassas “aktif tarafsızlık” dengesini bozmak için ciddi bir çaba olduğunu gösteriyor. Artık kartlar açık oynanıyor, gizlenmeye gerek de duyulmuyor, çünkü artık tarafların kazanıp kaybedecekleri fazlalaşıyor.
Özellikle AB bünyesinde Türkiye’yi oyun dışında tutmak için çabaların arttığı bir dönemdeyiz. Bu denklemde Türkiye’nin uluslararası bağlantılar açısından en önemli kozunun NATO üyeliği olduğu görülüyor. NATO üyeliğinde de bir yandan ulusal çıkarları diğer yandan ABD-Avrupa dengesini iyi korumanın.
Son haftaya kuşbakışı baktığımızda birkaç düğüm noktası görebiliyoruz.
• Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 19 Nisan akşamı, Alman Die Zeit gazetesinin kuruluş yıl dönümünde, Avrupa sıkı durmazsa Rus, Türk, Çin etkisinin artacağından söz etti. Daha sonra “öyle demek istemediği” manevrası yapsa da kamuya açık konuşmasında ne dediği açıktı: hâlâ müzmin üye adayı olan Türkiye’yi AB’ye Rusya ve Çin kadar tehdit kaynağı olarak görüyor, açıkça (sadece AB değil) Avrupa’nın dışında tutma saplantısını sergiliyordu.
• NATO Genel Sekreteri Mark Rutte 21 Nisan’da Ankara’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüştü. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nde Çin destekli Rusya’ya karşı ortak savunma, özellikle Avrupa savunması ana görüşme maddesiydi. Buna paralel olarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın zirveye katılıp katılmayacağı hem ev sahibi Erdoğan hem de NATO’yu birarada tutmaya çalışan Rutte için önemliydi.
• Kasım 2024’te Türkiye’ye geldiğinde TUSAŞ’ta incelemelerde bulunan Rutte ertesi gün, 22 Nisan’da, ASELSAN’ı ziyaret etti. Türkiye’nin son yıllardaki askeri sanayi atılımlarını “devrim” olarak nitelemesi, bunun ortak Avrupa güvenliği için önemini vurguladı. Leyen ile çelişiyordu.
• Ertesi gün 23 Nisan’da İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Londra’da stratejik işbirliği için çerçeve anlaşması imzaladı. Anlaşma NATO ittifakı çerçevesinde, ama onun da ötesinde ikili planda bölgemizde caydırıcı güvenlik işbirliği öngörüyor. İki ülkenin de Doğu Akdeniz’in kalbi Kıbrıs’ta önemli askerî varlığı ve Suriye’deki rejim değişikliğindeki işbirliği unutulmamalı.
• Aynı gün, 23 Nisan’da AB liderlerinin Güney Kıbrıs’ta “gayriresmî” liderler zirvesi vardı. AB liderleri 2004’te Adanın Kuzey’deki Türk yarısının itirazına rağmen onları da temsilen üye almalarından sonra ilk kez topluca Güney Kıbrıs’ta toplanıyordu. “Türk tehdidine” karşı mesaj açıktı.
• 24 Nisan’da Yunanistan’ın adaya tank birliği çıkaracağı ve İsrail’in kurduğu füze üslerinin yanında Fransa’nın da Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandıracağı iki ülke lideri Nikos Hristodulidis ve Emmanuel Macron tarafından duyuruldu. Macron, Yunanistan Başbakanı Kriyakos Miçotakis’e “Saldırı halinde yanınızdayız” mesajı veriyordu. Yunanistan’a kim saldıracaktı? İran mı, Rusya mı? Hayır, Macron “Türkiye tehdidinden” söz ediyordu.
Son hafta içinde görünür hale gelen gelişmelerde birkaç etken var.
• İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs arasında 23 Aralık 2025’te Kudüs’te varılan işbirliği mutabakatı. Kimbilir kaçıncı defa Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlama gayretinin bu defa farkı Kıbrıs Adası ve Ege Adaları’na namluları Türkiye’ye dönük İsrail füzelerinin konuşlandırılmasıydı. Fidan, bu işbirliğinin “Türkiye ve bölge için tehdit” olduğunu, Rutte’nin Ankara’ya gelişinden bir gün önce, 20 Nisan’da söyledi.
• Trump, NATO’nun özellikle Avrupalı müttefiklerini de İsrail’in İran savaşına çekmeye çalışıyor, desteği kesme tehdidinde bulunuyor. AB bölünmüş durumda. Von der Leyen’in başını çektiği ve açıkça İsrail yanlısı AB elitleri içleri gitse de seçmenlerine kulak veren İspanya, İsveç, İrlanda, son haftalarda İtalya gibi hükümetler onlara izin vermiyor.
Trump’ın İran’da işlerin istediği gibi gitmemesinin faturasını Avrupa’ya kesme baskısı da Avrupa’da farklı tepkilere yol açıyor. Almanya bir yandan Türkiye ile işbirliği ararken diğer yandan uzak tutmaya çalışıyor. Fransa açıkça selden kütük kapma peşinde. Son seçimler ardından Macaristan’ın da İsrail karşıtı safa geçmesi, Leyen, NATO içi ve NATO dışı çelişkileri nedeniyle ABD ile didişmeyi göze alamayan AB elitlerinin asırlardır öncesinden düşman saydıkları Türkiye’ye yönelmelerine yol açıyor.
AK Parti iktidarının AB elitlerinin bu tutumunu daha çok İslamofobiye bağlama eğilimi kendi içinde bazı tutarsızlıklar taşıyor.
Leyen’in Avrupa’daki Türk etkisini Rus ve Çin etkisiyle aynı cümlede sayarak tehdit görmesinin İslamofobiden çok, bir asır önce Kurtuluş Savaşıyla kurulan Cumhuriyet Türkiye’sini aradan bir Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş geçmesine rağmen hâlâ hazmedememe kompleksinden kaynaklanıyor.
Yoksa AB elitlerinin laik ve demokratik olmayan Müslüman rejimlerle bir sıkıntısı yok; onları sosyolojik olarak da dışlayabiliyorlar, üstelik paralarını da alarak.
Türkiye bölgedeki savaşların dışında kalabilirse, bu kargaşadan güçlenerek çıkma ihtimali yüksek; endişeleri budur.
Bir zamanlar denizlere hükmeden, küresel düzeni şekillendiren Britanya, bugün hâlâ aynı reflekslerle konuşuyor; ancak aynı…
Dün akşam, TBMM’deki 23 Nisan davetinde en çok tartışılan konulardan biri de Terörsüz Türkiye sürecinin…
CHP lideri Özgür Özel, milletin kendilerinden iktidara karşı dik durup mücadele etmelerini ve sandığı getirmelerini…
Dünyada ülkesi işgal altında parçalanırken kurtuluşu yeni bir ordudan önce yeni bir parlamentoda görüp, orduyu…
Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki ilişki artık klasik anlamda bir düşmanlık olarak ilerlemiyor. Bugün…
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 19 Nisan 2026’da Hamburg’da, Die Zeit gazetesinin…