Siyaset

Kıbrıs’ta Anayasal Boşluk: Çözümsüzlük Sadece Türkleri mi Vurdu?

 

Erhürman ve Hristodolides’in altıncı görüşmesinde kamuoyuna yansıyan dramatik bir ilerleme olmasa da temaslar yoğunlaştı.BM Genel Sekreteri Guterres’in görev süresi dolmadan önce Temmuz ayında yeni bir girişim başlatması bekleniyor. (Foto: X @KKTCCB)

1963’ten beri fiilen Rumların yönettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nde denge ve denetleme mekanizmasının çöküşü artık Rum hukukçuların da açıkça tartıştığı bir mesele haline geldi. Tam da iki liderin altıncı kez görüştüğü ve Temmuz ayında Birleşmiş Milletler öncülüğünde yeni bir girişimin beklendiği dönemde, çözümsüzlüğün yalnızca Kıbrıs Türklerini değil, devletin kendi demokratik yapısını da aşındırdığı yönündeki uyarılar dikkat çekiyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri

Kıbrıs meselesi yıllardır egemenlik, güvenlik, federasyon, iki devletlilik, mülkiyet ve uluslararası tanınma başlıkları altında tartışılıyor. Ancak tüm bu başlıkların altında, çoğu zaman gözardı edilen başka bir gerçek bulunuyor: 1960 ortaklık cumhuriyetinin çöküşüyle ortaya çıkan anayasal boşluk.

Türkiye yıllardır, 1963 olaylarından sonra Kıbrıs Türklerinin devlet yapısından dışlandığını ve Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti’ni fiilen tek başına yönetmeye başladığını savunuyor. Rum tarafı ise Kıbrıs Türklerinin devlet kurumlarından kendi iradeleriyle çekildiğini ileri sürüyor. Tarihsel anlatılar farklı olabilir. Ancak ortaya çıkan fiili durum değişmiyor. 1960’ta iki halkın ortaklığı üzerine kurulan cumhuriyet, 1964’ten itibaren yalnızca Rumların yönettiği bir yapıya dönüştü.

Bu dönüşüm sadece Kıbrıs Türklerinin yıllarca izolasyon altında yaşamasına yol açmadı. Aynı zamanda devletin kendi anayasal dengelerini de bozdu. İşte bu nedenle Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Bölüm Başkanı Kostas Paraskeva’nın son değerlendirmeleri sıradan bir akademik tartışmanın çok ötesine geçiyor.

Çünkü Kıbrıs Üniversitesi Hukuk Bölüm Başkanı ve kamu hukuku uzmanı Dr. Kostas Paraskeva’nın söyledikleri, yıllardır Ankara’nın ve Kıbrıs Türk tarafının dile getirdiği bazı yapısal sorunların artık Rum hukuk çevrelerinde de yüksek sesle konuşulmaya başlandığını gösteriyor.

Gücün Tek Elde Toplanması Tartışması

Paraskeva’nın en dikkat çekici tespiti şu: Kıbrıs Cumhuriyeti’nde anayasal denge ve denetleme mekanizmaları çöktüğü için devlet yapısı giderek aşırı merkezileşmiş bir başkanlık düzenine dönüştü.

1960 Anayasası klasik bir çoğunluk sistemi üzerine kurulmamıştı. Tam tersine, iki toplumun birbirini dengelemesi esas alınmıştı. Mecliste bazı konularda ayrı çoğunluk aranıyor, Bakanlar Kurulu’nda Kıbrıs Türkü üyeler yer alıyor, belirli alanlarda ise Kıbrıs Türklerinin katılımı veya onayı olmadan karar üretilemiyordu. Bugün federasyon tartışmalarında gündeme gelen “olumlu oy” ilkesi aslında yeni bir kavram değil, 1960 ortaklık düzeninin mantığında zaten bulunan bir güvence anlayışının güncellenmiş yansımasıydı.

Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Yardımcılığı makamı da sembolik değildi. Dış politika, güvenlik ve savunma gibi alanlarda veto yetkileri bulunuyordu. Üst düzey atamalarda ortak karar mekanizması vardı. Sistem bilinçli şekilde karşılıklı fren ve ortak rıza mantığıyla tasarlanmıştı.

1963 sonrasında Kıbrıs Türklerinin devlet yapısından çıkmasıyla birlikte bu denge ortadan kalktı. Devletin devamlılığını sağlamak amacıyla geliştirilen “zaruret doktrini” sayesinde kurumlar çalışmayı sürdürdü, ancak anayasal yapı fiilen eksik işlemeye başladı. İki toplumlu ortaklık modeli ortadan kalkarken, başlangıçta güç paylaşımı üzerine kurulan yapı zaman içinde tek merkezli bir yönetime dönüştü.

Paraskeva’nın açıkça söylediği şey şu: Kıbrıs Cumhuriyeti onlarca yıldır kendi anayasasının tam işlemediği bir düzende yaşamaya çalışıyor. Bu artık sadece tarihsel bir mesele değil. Güncel bir demokrasi, hukuk devleti ve kurumsal denge sorunu haline gelmiş durumda.

Çözümsüzlük Rum Tarafını da Aşındırdı mı?

Kıbrıs Türk tarafı yıllardır çözümsüzlüğün Türkleri izolasyona, ekonomik kırılganlığa ve uluslararası dışlanmışlığa mahkum ettiğini söylüyor. Ancak Paraskeva’nın değerlendirmesi başka bir gerçeğe daha işaret ediyor: Çözümsüzlük Rum yönetiminin kendi kurumsal yapısını da zamanla aşındırdı.

Bugün Rum tarafında giderek daha fazla konuşulan sorunlar arasında kurumlara güvensizlik, liyakat tartışmaları, bağımsız kurumların siyasallaşması, yürütmenin aşırı güçlenmesi ve demokratik denge mekanizmalarının zayıflaması bulunuyor.

Paraskeva özellikle Cumhurbaşkanlığı makamının zaman içinde “tek merkezli” bir yapıya dönüşme riskine dikkat çekiyor. Ona göre seçim yapmak tek başına demokratik denge yaratmaya yetmiyor. Eğer kurumsal denetim mekanizmaları çalışmıyorsa, kişisel güç zamanla kurumsal yapının önüne geçebiliyor.

Aslında bu değerlendirme, Rum tarafındaki yerleşik siyasi anlatıda önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Çünkü yıllarca Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “işleyen ve başarılı bir devlet” olduğu, tek sorunun ise bölünmüşlük olduğu anlatıldı. Şimdi ise bazı Rum hukukçular farklı bir noktaya dikkat çekiyor: Kıbrıs sorunu yalnızca kuzeyi değil, güneydeki devlet yapısını da dönüştürdü.

Türkiye Açısından Dikkat Çekici Bir Gelişme

Ankara açısından bakıldığında Paraskeva’nın değerlendirmeleri doğal olarak dikkat çekici bulunacaktır. Çünkü Türkiye uzun süredir Kıbrıs Türklerinin sistem dışına itilmesinin yalnızca siyasi bir adaletsizlik değil, aynı zamanda anayasal dengeyi bozan yapısal bir sorun olduğunu savunuyordu.

Bugüne kadar bu tez çoğu zaman diplomatik bir söylem olarak görüldü. Ancak şimdi benzer eleştirilerin Rum hukuk çevrelerinden gelmeye başlaması önemli bir zihinsel değişime işaret ediyor.

Bu elbette tarafların aynı siyasi hedefleri paylaştığı anlamına gelmiyor. Ancak teşhis giderek ortaklaşıyor: İki toplumlu denge üzerine kurulmuş bir sistemin uzun yıllar tek toplumlu bir yapıyla sürdürülmesi ciddi kurumsal sorunlar üretiyor.

Bu durum federasyon tartışmalarına da farklı bir boyut kazandırıyor. Yıllarca güç paylaşımı modeli Rum kamuoyunun önemli bir bölümünde “Türklere verilmiş taviz” olarak görüldü. Oysa bugün bazı hukukçular dolaylı biçimde şunu söylemeye başlıyor: Güç paylaşımı yalnızca Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliği için değil, sistemin kendi demokratik dengesi için de gerekli olabilir.

Yeni Girişim Öncesi Hassas Dönem

Tam da bu anayasal tartışmalar sürerken Kıbrıs diplomasisi yeniden hareketleniyor.

İki lider cuma günü altıncı kez bir araya geldi. Görüşmelerde kamuoyuna yansıyan dramatik bir ilerleme olmasa da temasların yoğunlaştığı görülüyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in görev süresi dolmadan önce Temmuz ayında yeni bir girişim başlatması bekleniyor.

Doğu Akdeniz’de artan gerilimler, Avrupa’nın güvenlik arayışları, enerji rekabeti ve bölgesel krizler Kıbrıs meselesini yeniden stratejik bir başlık haline getirmiş durumda.

Artık mesele yalnızca çözüm arayışı değil. Yönetilebilirlik, kurumsal denge ve sürdürülebilir istikrar da tartışmanın merkezine yerleşiyor.

Adanın en büyük ironisi

Belki de Kıbrıs’ın en büyük ironisi şu:

1960 düzeninde Rum tarafının önemli kesimlerinin “işleyişi zorlaştırıyor” diye eleştirdiği veto ve ortak karar mekanizmaları, aslında sistemin demokratik sigortalarından biriydi.

O mekanizmalar ortadan kalkınca devlet kısa vadede daha hızlı karar alabilir hale geldi. Ancak uzun vadede kurumsal denge aşındı, yürütme güç yoğunlaştırdı ve anayasal yapı giderek tek merkezli hale dönüştü.

Kıbrıs sorunu bu nedenle artık yalnızca sınırlar, haritalar ya da mülkiyet meselesi değil.

Aynı zamanda devletin nasıl yönetileceği, gücün nasıl sınırlandırılacağı ve demokratik dengenin nasıl korunacağı sorusudur.

Görünen o ki, bu soru artık yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Rum tarafının da önünde giderek daha güçlü şekilde duruyor.

Yusuf Kanlı

Gazeteci - Yazar

Recent Posts

“Seks, Yalanlar ve Video” ve CHP’ye Olanların Tek Cümlede Özeti

Türkçeye “Seks Yalanları” diye çevrilen, Steven Soderbergh’in 1989 yapımı “Seks, Yalanlar ve Video”  filmi, yalanlar…

21 saat ago

Tarımın Ve Akışların Yeni Jeopolitiği: Biz Neresindeyiz?

Uzun yıllardır enerjinin jeopolitiğini konuşuyoruz. Petrol boru hatlarını, doğal gaz koridorlarını, Hürmüz Boğazı’nı, Süveyş Kanalı’nı,…

1 gün ago

CHP’ye Çin İşkencesi: Afyon’da İlticacı, Uşak ve Antalya’da İtirafçılar

CHP’li büyükşehir belediye başkanlarının 7 Mayıs akşamı Balıkesir’de başlayan toplantısına kötü haberler peşpeşe geldi. Önce…

2 gün ago

Türkiye’nin kıtalararası balistik füze ilanı ne anlama geliyor?

İstanbul’da 5 Mayıs’ta başlayan SAHA fuarının en büyük sürprizi kıtalararası balistik füze (ICBM) imalatı aşamasına…

3 gün ago

Veri Merkezleri ve Enerji: Yeni Jeopolitiğin Kalbi

Veri merkezleri uzun yıllar teknoloji yatırımı olarak görüldü. Oysa bugün bu yaklaşım geçerliliğini yitirmiştir. Veri…

3 gün ago

Bahçeli’nin “Öcalan Barış Süreci Koordinatörü olsun” önerisinin perde arkası

MHP lideri Devlet Bahçeli, 5 Mayıs’ta TBMM Grubu’na hitabında, “terörsüz Türkiye” sürecinin ilerlemesi için, DEM’in…

4 gün ago