Siyaset

Toplum Güçlü Ama Adil Bir Devlet İstiyor: Anket Bunu Gösteriyor

İstanbul Ekonomi Araştırma tarafından yapılan bir anket toplumun sadece güçlü değil, aynı zamanda adil bir devlet istediğini gösteriyor. (Foto: Pixabay)

Türkiye’de yeni anayasa tartışmaları yeniden gündeme gelirken asıl soru yalnızca metnin nasıl yazılacağı değil, toplumun nasıl bir devlet istediğidir. Çünkü anayasa dediğimiz şey sadece kurumlar arası yetki dağılımı ya da teknik bir hukuk metni değil, aynı zamanda devlet gücünün nerede başlayıp nerede duracağını, toplumun neyi meşru gördüğünü ve vatandaşın devletten ne beklediğini de gösterir. Bu nedenle İstanbul Ekonomi Araştırma’nın 4-5 Mayıs 2026 tarihlerinde Türkiye genelinde 2000 kişiyle yaptığı Mayıs Türkiye Raporu, yeni anayasa tartışmaları açısından son derece önemli bir toplumsal fotoğraf sunuyor.
Rapordaki üç tablo birlikte okunduğunda net bir sonuç çıkıyor. Türkiye toplumu devleti küçültmek istemiyor, aksine devletten daha fazla koruma, düzenleme ve yön verme bekliyor. Fakat bu güçlü devlet beklentisi, aynı zamanda adalet, temsil ve denge talebiyle birlikte geliyor. Yani, vatandaşın zihninde “güçlü devlet” ile “adil devlet” birbirinin karşıtı değil. Toplum güçlü ama körleşmeyen, müdahaleci ama partizanlaşmayan, koruyucu ama hesap verebilir bir devlet istiyor.

Koruyucu ve düzenleyici devlet talebi

İlk tablodaki en çarpıcı bulgulardan biri, “Devlet, ekonomide özel sektörden daha belirleyici rol oynamalıdır” ifadesine verilen destek. Katılıyorum ve kesinlikle katılıyorum diyenlerin toplamı yüzde 68,4. Bu oran, Türkiye’de piyasanın kendi kendine refah üreteceğine dair inancın oldukça zayıfladığını gösteriyor. Enflasyon, kira krizi, güvencesiz çalışma, gelir adaletsizliği ve orta sınıfın erimesi geniş kesimlerde devleti yeniden merkezî bir aktör haline getirmiş durumda. İnsanlar devletten piyasayı seyretmesini değil, müdahale etmesini bekliyor.

Fakat aynı toplum TRT’nin muhalefet siyasetçilerine iktidar temsilcileri kadar yer vermesi gerektiğini de yüzde 62,9 oranında destekliyor. Bu çok kritik bir veri. Çünkü güçlü devlet talebi otomatik olarak tek sesli devlet talebine dönüşmüyor. Toplum devletin ekonomide daha aktif olmasını isterken, kamu yayıncılığında daha adil temsil de istiyor. Yani mesele devletin varlığı değil, devletin nasıl davrandığı.
Kültürel başlıklarda da devletçi-muhafazakâr refleksler güçlü. “Devlet, toplumun ahlaki değerlerini korumak için daha sert davranmalıdır” ifadesine destek yüzde 56,7. Okullarda dini eğitime ayrılan sürenin artırılmasını isteyenlerin oranı yüzde 55,9. Buna karşılık, belediyelerin yetkilerinin azaltılıp valilerin yetkilerinin artırılmasını isteyenler yüzde 42,5 civarında kalıyor. Zorunlu askerliğin tamamen kaldırılıp profesyonel orduya geçilmesine destek yüzde 41,5. Suriye ve Irak’ın bir kısmının Türkiye’ye katılması fikrine destek ise yüzde 35,3. Yani toplum güçlü devlet istiyor ama her merkeziyetçi ya da genişlemeci fikre aynı ölçüde destek vermiyor.

Muhafazakârlık orta yaşta yoğunlaşıyor

İkinci tablo yaş kırılımlarında önemli nüanslar sunuyor. Devletin ekonomide özel sektörden daha belirleyici rol oynaması gerektiğini düşünenlerin oranı 18-24 yaş grubunda yüzde 69,7, 25-34’te yüzde 69,8, 35-44’te yüzde 70,3, 45-54’te yüzde 72,1 ve 55-64’te yüzde 70,2. 65 yaş üstünde ise bu oran yüzde 57,4’e düşüyor. Bu sonuç önemli çünkü ekonomik devletçilik genç ve orta yaş gruplarında da çok güçlü. Devlet talebi sadece yaşlı kuşakların refleksi değil, hayat pahalılığıyla, güvencesizlikle ve gelecek kaygısıyla yaşayan genç kuşakların da talebi.
Ahlaki değerler ve din eğitimi konusunda ise 35-44 yaş grubu öne çıkıyor. Devletin ahlaki değerleri korumak için daha sert davranmasını isteyenlerin oranı bu grupta yüzde 67,3. Okullarda dini eğitime ayrılan sürenin artırılmasını isteyenlerin oranı da yüzde 64,8. İlginç biçimde 65 yaş üstünde bu oranlar belirgin şekilde daha düşük: ahlaki değerler için yüzde 39, din eğitimi için yüzde 36,2. Bu tablo, Türkiye’de kültürel muhafazakârlığın sadece ileri yaş gruplarında yoğunlaştığı varsayımını zayıflatıyor. Orta yaş grupları hem ekonomik hem de kültürel konularda devletten daha aktif bir rol bekliyor.

Üçüncü tablo ise parti tercihleri ve eğitim düzeyine göre daha siyasal bir harita sunuyor. Ekonomide devletin daha belirleyici rol oynamasını destekleyenlerin oranı AK Parti seçmeninde yüzde 72,1, CHP’de yüzde 67,2, DEM Parti’de yüzde 68,3, İYİ Parti’de yüzde 67,2 ve MHP’de yüzde 75,1. Bu, raporun belki de en önemli bulgusu: Ekonomik devletçilik Türkiye’de neredeyse bütün parti tabanlarını kesen ortak bir zemin haline gelmiş durumda.
Fakat diğer alanlarda ciddi ayrışmalar var. TRT’de muhalefete eşit süre verilmesi talebi İYİ Parti seçmeninde yüzde 85, CHP’de yüzde 73,6, DEM Parti’de yüzde 68,2 iken AK Parti seçmeninde yüzde 51,2. Yine de iktidar seçmeninde bile yarıdan fazlasının bu görüşe katılması, adil kamu yayıncılığı talebinin sadece muhalefet refleksi olmadığını gösteriyor.

Din eğitimi ve ahlaki değerler konusunda ise iktidar ve milliyetçi-muhafazakâr seçmen belirgin biçimde ayrışıyor. Okullarda dini eğitime ayrılan sürenin artırılmasını AK Parti seçmeninin yüzde 78,7’si, MHP seçmeninin yüzde 73,4’ü desteklerken, CHP’de bu oran yüzde 34,6, İYİ Parti’de yüzde 28,4. Benzer şekilde Suriye ve Irak’ın bir kısmının Türkiye’ye katılabileceği fikri MHP seçmeninde yüzde 62,3’e çıkarken, CHP’de yüzde 18,7, DEM Parti’de yüzde 22’de kalıyor.

Güçlü ama adil devlet talebi

Bütün tablo yeni anayasa tartışmaları açısından açık bir mesaj veriyor. Türkiye toplumu devletsizleşme istemiyor. Zayıf, seyirci, piyasaya teslim olmuş bir devlet beklentisi yok. Fakat toplum devleti sadece güç üzerinden tanımlanmıyor. Adalet, temsil, denge ve meşruiyet beklentileri güçlü biçimde varlığını koruyor.
Bu nedenle yeni anayasa tartışması gerçekten toplumsal bir zemine oturacaksa, mesele “devlet güçlü olsun mu?” sorusu değildir. Toplum zaten güçlü bir devlet istiyor. Asıl mesele, bu gücün nasıl adil, denetlenebilir, çoğulcu ve kapsayıcı kılınacağıdır. Araştırmanın en yalın mesajı da burada yatıyor: Türkiye toplumu güçlü ama adil bir devlet istiyor.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

CHP seçmeni Özel’e “Partide kal, mücadele et” diyor ama bu mümkün mü?

Mutlak butlan kararı CHP içindeki güç mücadelesini hukuki bir tartışmanın çok ötesine taşıdı. Bugün Ankara’da…

1 gün ago

Fatoş Pınar Türker vakası: “Çıplak arama yapmadık” diyememek.

Silivri Cezaevindeki mahkemede görülen İBB davasında (uzun adı “Ekrem İmamoğlu Suç Örgütü”) 9 Haziran günkü…

1 gün ago

CHP’de taktik savaşları. Özel Kurultaya zorlamak için PM’den ayrıldı

CHP’de taktik savaşları hızlandı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 10 Haziran’da Özgür Özel’in ekibinden 9 milletvekilini tedbirli kesin…

2 gün ago

Gerilim yine tırmandı: ABD İran’ı, İran Körfez’deki ABD üslerini vurdu

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bir Apache AH-64 helikopterinin Umman Denizi'nde İran’ın Şehit-136 kamikaze dronuyla…

2 gün ago

Kılıçdaroğlu, 9 muhalifini CHP’den ihraç etti: bölünmeye bir adım daha

Mahkeme kararıyla CHP’nin başına dönen Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında 10 Haziran’da toplanan Merkez Yönetim Kurulu (MYK)…

2 gün ago

Kılıçdaroğlu Olağan Kurultay Toplayamaz Ama Olağanüstü Toplayabilir

Butlan kararıyla CHP Genel Başkanlık koltuğuna dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 11 Haziran’daki Parti Meclisi toplantısında “olağan…

2 gün ago