Categories: Siyaset

Elektronik kelepçeli Marine Le Pen Fransa Cumhurbaşkanı Seçilebilecek mi?

Fotoda Marine Le Pen 2025 Şubat ayında İspanya’da düzenlenen Patriots* Summit / “Make Europe Great Again (MEGA)” başlıklı geniş katılımlı zirvede Macaristan (Victor Orban), Hollanda (Geerts Wilders) ve İtalya’nın (Matteo Salvini) radikal sağ siyasetçileriyle görülüyor. (Foto:htpp://www.flickr.com/photos/voxespana/54318974421/)

Geçtiğimiz salı günü, 7 Temmuz’da Paris İstinaf Mahkemesi Fransız siyaset dünyasının nefesini tutarak beklediği Marine Le Pen davasını karara bağladı. 2004 – 2016 yılları arasında kırk Avrupa Parlamentosu danışmanının sözleşmeleri dışında işler yapmaları ve bu şekilde 4,4 milyon avrodan fazla Avrupa Parlamentosu fonunun amacına aykırı şekilde kullanımı hakkındaki davada, Mart 2025’te Paris İlk Derece Mahkemesinin verdiği “suçlu” hükmünü büyük ölçüde onayladı. Ancak İlk Derece Mahkemesinin verdiği 4 yıl hapis (2 yılı ertelenmiş, 2 yılı elektronik kelepçeli), yüz bin avro para cezası ve 5 yıl kamu görevlerinden men cezasını hafifletti.

İstinaf mahkemesi 3 yıl hapis (2 yılı ertelenmiş, 1 yılı elektronik kelepçeli), yüz bin avro para cezası ve 45 ay siyasi yasak (30 ay ertelendi) getirdi. Bu yeni kararın açıklamasından saatler sonra Marine Le Pen partisi RN (Rassemblement National – Milli Birlik) adına 2027 başkanlık seçiminde aday olacağını, yedek aday Jordan Bardella’nın seçilmesi halinde başbakan olacağını açıklayıp, Paris İstinaf Mahkemesinin kararını Yüksek Temyiz Mahkemesine (Cour de Cassation) taşıyacağını söyledi.

Başkanlık Seçimini Etkileyecek Karar

Yüksek Mahkeme davayı yeniden görmüyor, alınan kararın hukuka uygunluğunu denetliyor. İstinaf mahkemesinin kararı Fransız kamuoyunda hâlâ hararetli bir şekilde tartışılıyor. Suçlu olduğuna hükmedilmiş bir kişinin nasıl başkan adayı olabileceği radyoların, televizyonların, gazetelerin en önemli tartışma konusu.

Ancak Marine Le Pen’in aday olacağını açıkladığı Salı günü itibariyle 2027’de yapılacak başkanlık seçimlerinin başrol oyuncuları da belirlendi denilebilir. Şu anda hem sağ hem sol cenahta bolca aday adayı var ancak bu seçimde üç önemli aktör öne çıkıyor. Öncelikle, son 2 dönem Cumhurbaşkanı seçilen Emmanuel Macron’un bu seçimde aday olma hakkı yok. Ancak Fransa Anayasası’na göre, 2 dönem bekledikten sonra yeniden aday olması mümkün.

2027 Seçimlerinin Muhtemel Adayları

Marine Le Pen

1968 yılında Jean-Marie Le Pen’in en küçük kızı olarak doğdu, hukuk eğitimi aldı. Doğduğu günden beri Fransız aşırı sağının içinde. Babası 1956’da daha 27 yaşındayken milletvekili seçilmişti ama içinde bulunduğu siyasal hareket çok dağınıktı. Cezayir Savaşı’na komando olarak katıldı. O dönemde sorgularda işkence yaptığına dair iddialar hâlâ sürmekte. Le Pen’in partisi FN (Front National – Milliyetçi Cephe) 1970’lerin başında yüzde 1-2 bandında oy alabiliyordu. 1980’lerde işsizliğin artması, göçmen ve banliyö sorunları, küreselleşmenin kaybeden tarafında olmak, AB’nin merkezi yönetimi, sanayinin ülkeden çıkması gibi klasik aşırı sağ argümanları, merkez sağ ve solun halkın gözünde itibarını yitirmesiyle, giderek ivme kazandı ve  J.M. Le Pen 2002’de ilk defa  Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kalmayı başarsa da Jacques Chirac karşısında yüzde 18 oy alabildi.  2011’de Marine  Le Pen babasını saf dışı bırakarak partinin başına geçti.**

“Dédiabolisation” Süreci

Marine  Le Pen başa geçmesiyle “dédiabolisation” (şeytanlaştırmadan arındırma) hareketini başlattı. Babasının antisemitist söylemlerinden uzaklaştı (bu konu gündeme geldiğinde babasının yol arkadaşlarının  Nazi geçmişleri ya da yerel politikacıların sosyal medyada verdiği ırkçı demeçler sık sık karşısına çıkarılıyor), AB’nin Fransa’yı prangaladığını söyleyip ekonomik milliyetçiliği öne çıkardı, kadınların ve işçi sınıfın desteğini almaya çalıştı, yeğeni Marion Maréchal Le Pen gibi ırkçı söylemlerdekileri ya partiden uzaklaştırdı ya da vitrinden çekti, onların yerine önce Florian Philippot son zamanlarda da Jordan Bardella gibi genç, parlak, albenili yeni yüzler koydu. Bütün bunlar onun alt-orta sınıftan destek almaya başlamasını sağladı. En son hamle olarak da Front National (Milliyetçi Cephe) olan partinin ismini Rassemblement National olarak değiştirdi.

En son “dédiabolisation” işareti 20 Nisan 2026’da yaşandı. Fransa’nın TÜSİAD’ı MEDEF Le Pen’in siyasi çizgisini o zamana kadar yok sayıyordu, genelde merkez, ağırlıklı olarak merkez sağ adayları destekliyordu. Ancak iki yıllık kapalı kapı diplomasisi ürün verdi ve Jordan Bardella 20 Nisan günü ilk defa MEDEF yönetimiyle resmi bir öğlen yemeğine katıldı. Aynı gün Le Pen ve Bardella Fransız iş dünyasına bir mektup yollayarak ekonomi hakkında görüşlerini istedi.

Üçüncü Denemede Başaracak mı?

Marine Le Pen son iki seçimde de ikinci tura kaldı ve Macron’a karşı ikisini de kaybetti. Her seçim öncesinde yapılan tartışma programlarında Macron Le Pen karşısında üstünlük sağladı ve onun rakamlara, detaylara hakim olmadığı izlenimini bırakmayı başardı. Macron iki seçimden de zaferle çıkmış olmasına karşın, kazandığı seçimler aslında tam bir Pirus zaferiydi. 2017’de yüzde 34, 2022’de yüzde 41,5 oy alan Le Pen sabırsızlıkla 2027 seçimlerini beklemeye başladı.

Bunca parlak yükselişe karşın Fransız halkının çok önemli bir kısmında “soyadı Le Pen olan birine oy vermem” inadını kırabilecek mi? Aldığı mahkumiyet seçmen üzerinde nasıl bir etki bırakacak? Rakipleri bu mahkûmiyet kararını ne kadar kullanacak? Elektronik kelepçeyle seçim propaganda çalışmalarını ne kadar yapabilecek? Marine Le Pen için seçimlerdeki başlıca sorular şimdilik bunlar.

Jean-Luc Mélenchon

Tek bir aday üzerinde anlaşmayı becerememiş, darmadağın olmuş Fransız solunun (Sosyalist Parti ve etrafındaki hareketlerden, FKP’den, Yeşillerden ve Troçkist partilerden onlarca adaydan bahsedilmekte) en önemli adayı olarak öne çıkıyor. 2022’de yapılan meclis seçimlerinde sol ittifak NUPES’in (Nouvelle Union Populaire Ecologique et Sociale / Yeni Ekolojik ve Sosyal Halk Birliği) kurulması ve elde ettiği başarıya rağmen bu birlik 2024’te dağıldı ve solun tek adayı çıkarması fikri suya düştü. Solun tek aday çıkaramaması her gün yazılıyor çiziliyor ama herkes kendi adayını hatta adaylarını (her seçimde eser miktarda oy alan Troçkistler yine üç aday çıkaracak gibi duruyor) çıkarmaktaki ısrarı eski sosyalist Başbakan Michel Rocard’ın “la gauche est une auberge espagnole”*** deyiminin geçerliliğini koruduğunu gösteriyor.

Bol Partili Siyasal Yaşam

75 yaşında ve seçimlerin en yaşlı adayı. Gençliğinde Troçkist hareket içinde yer alıp daha sonra PS’e (Sosyalist Parti) katılmış ve parti içerisinde yükselerek senatörlük, bakanlık yapmış. 2008’de PS’den ayrılıp Parti de Gauche’u (Sol Parti) ve daha sonra da Front de Gauche’u (Sol Cephe) en sonunda da 2016’da şimdiki partisi LFI’yi La France Insoumise’i (Boyun Eğmeyen Fransa) kurdu. O da Marine Le Pen’e benzer bir şekilde yükselen bir grafik çizerek 2012’de yüzde 11, 2017’de yüzde 19,6, 2022’de yüzde 22 oy alıyor. Son iki seçimde ikinci turu kıl payı kaçırması 2027 seçimlerinde 2. tur hayalleri kurmasını sağlıyor.

Azınlıkların Kalbini Kazandı

Özellikle İsrail’in Gazze’ye saldırılarından sonra kendisinin ve partisinin Filistin’e verdiği kesintisiz destekle Fransa’daki Arap ve Müslüman azınlıkların sevgisini kazandı.  Bu onun kimlik siyaseti yapması eleştirileri almasına neden oldu. Diğer sol partilerden de benmerkezci olması, küçük olsun benim olsun yaklaşımında hizipçi bir tutum takındığı yönünde eleştiriler alıyor. “Ya benimle birlik olursunuz ya da herkes kendi yoluna” tutumu çok eleştiriliyor. Bu Türkiye için de fazlasıyla tanıdık bir durum ama Merkez ve sağ seçmende kendisine karşı büyük alerji var. Merkezdeki seçmen Marine Le Pen mi Mélenchon mu sorusuna genellikle “beyaz oy” (sandığa gidip boş oy atmak) diye cevap veriyor ama sandık başına gittiklerinde (eğer giderlerse) ne yapacakları çok öngörülebilir değil.

Hitabet Ustası Güçlü Lider

Siyasi yelpazenin iki ucunda olmalarına karşın Marine Le Pen ile Jean-Luc Mélenchon’un birbirine çok benzeyen tarafları da var. İkisi de çok zeki ve iyi hatip, kitleleri kolayca ateşleyebiliyorlar. İkisi de gerektiğinde makyavelist denilebilecek kadar pragmatist olabiliyor, gerekirse takiye yapabiliyor, gizli ajandaları var. Her ikisi de kendilerini sistem dışı olarak tanımlıyor ve Macron’un elitist başkanlığının halkçı alternatifi olarak görüyor. İkisi de AB’ye ve küreselleşmeye temkinli yaklaşıyor. En önemlisi de her ikisi de partilerinin güçlü liderleri.

Édouard Philippe

1970 doğumlu, parlak bir eğitimi var, önce Paris Science PO’yu ardından Fransa’nın Mülkiyesi, devlet ve siyaset kadrosu fabrikası ENA’yı (L’École Nationale d’Administration) bitirdi. Şu anda Paris Science PO’nun yöneticisi Édith Chabre ile evli ve üç çocuğu var. Gençliğinde iki yıl PS içerisinde siyasete girdi, daha sonra merkez sağda yer aldı. 2010’da Le Havre belediye başkanlığına seçildi ve halen bu görevini sürdürüyor. 2017’de Macron’un sürpriz bir kararıyla ilk başbakanı oldu. Macron bu kararı verirken hem merkez sağ seçmene güven vermek istedi hem de devlet tecrübesi olmasını dikkate aldı. Örnek bir aile babası, ciddi bir devlet adamı profili çiziyor.

Kriz Yönetiminde Başarılı

Başbakanlığı döneminde önce Gillets Jaunes (Sarı Yelekliler) sonra da COVID-19 pandemisiyle yüzyüze geldi. Her iki krizde de soğukkanlı bir tutum takındı ve kamuoyunun takdirini topladı. Bütçe disiplini, kamu borcunun azaltılması, girişimciliğin desteklenmesine verdiği destekle klasik Fransız sağından farklı bir konum aldı. 2020 yazından beri popülaritesi Macron’u gölgede bırakmaya başlamışken, başbakanlık görevinden istifa etti ve kendi partisi Horizons’u (Ufuklar) kurdu.

Seçimlerde Philippe’in ikinci tura çıkmasının önündeki en önemli engeller merkez, merkez sağ hatta merkez sol tabanlara seslenen Macron’un gizli adayı yine eski bir başbakan olan 37 yaşındaki Gabriel Attal, Les Républicains’in (Cumhuriyetçiler) adayı eski İçişleri Bakanı Bruno Retailleau ve SP’nin ılımlı kanadından Raphaël Glucksmann olacak. Aday çok ama pasta küçük. Diğer bütün adaylardan daha karizmatik, daha beğenilen bir aday olmasına karşın, onlara verilen her oy Philippe için eksi yazacak.

“Düzenin Adamı”

Philippe’in en büyük avantajı ve dezavantajı parlak, seçkin eğitimi, devlet terbiyesi almış ve sistemi iyi biliyor olması. Bu durum klasik merkez seçmene güven verirken, “büyük rakipleri” sürekli olarak oradan vuracak. Marine Le Pen müesses nizamın (l’establishment), seçkinlerin, sistemin adayı derken Mélenchon oligarşinin, kastın, sistemin adayı demeyi tercih ediyor.

Sonuç yine ikinci tura mı?

Fransa’da 1962 yılından bu yana uygulanan sisteme göre Cumhurbaşkanı iki turlu bir seçimle belirleniyor. İlk turda en çok oyu alan ikinci tura kalıyor ve 2 hafta sonra yapılan ikinci turda en yüksek oyu alan aday Cumhurbaşkanı oluyor. Bugüne dek ilk turda kazanan bir aday olmamış.

Görünen o ki, gerçekten aday olabilirse  ikinci tura kalacak ilk adayın Marine Le Pen  veya  onun yasağı kalkmazsa Bardella’nın olması kesin. Önemli soru ikinci aday kim olacak, Marine Le Pen’in karşısına kim çıkacak? Son dakikada nasıl pazarlıklar olacak? Kimler seçimlerin ilk turunun yapılacağı 18 Nisan gününün arifesinde yarıştan çekilecek? 2017’de seçimlere birkaç ay kala, herkesin kesin Başkan  olacak dediği François Fillon’un tepetaklak düşmesine yol açan türden bir skandal  patlayacak mı? Her ne kadar dünya tarihini değiştiren bir devrimi gerçekleştirmiş olsa bile politik eğilimlerinden bağımsız olarak muhafazakâr bir halk olan Fransızlar “sistem dışı” bir adaya ne kadar hazır? Bütün bunları alt alta yazınca ezbere “Le Pen bu sefer kazanacak” demek için daha çok erken.

Gündelik siyaseti izlemekten çok da hazzetmeyen ama yine de her gün “kim ne demiş” diye bakmaktan kendini alamayan amatör bir gezgin olarak yazıyı klasik bir politika gazetecisi deyiminin Fransızcasıyla bitirmek istiyorum: “il y a encore de l’eau qui va couler sous les pont”, mealen, bu pilav daha çok su kaldırır.

Not:

*Patriots for Europe (Patriots.eu), Haziran 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından Viktor Orbán’ın Fidesz’i, Marine Le Pen’in Rassemblement National’i ve Matteo Salvini’nin Lega’sının öncülüğünde kurulan Avrupa Parlamentosu’nun sağ popülist ve milliyetçi siyasi grubudur. 80’den fazla milletvekiliyle Avrupa Parlamentosu’nun en büyük üçüncü grubu olan Patriots for Europe, göçün sınırlandırılması, ulusal egemenliğin güçlendirilmesi ve AB’nin yetkilerinin azaltılmasını savunmaktadır.

** Jean-Marie Le Pen 2025’de 96 yaşında öldü.

***İspanyol Hanı deyimi 18. Yüzyılda İspanya’daki hanlarda yolcuların yiyeceklerini kendilerinin getirdiği inancından çıkmıştır. Son zamanlarda farklı insanların ve fikirlerin bir araya geldiği liderliğin olmadığı kozmopolit ortamlar için kullanılmakta. Bizdeki yolgeçen hanı gibi düşünülebilir.

Caner Kuzgunkaya

Mühendis-Gezgin

Recent Posts

Irak–Türkiye petrol davası: tahkimde kaybedilen masada kazanılabilir mi?

Türkiye’nin Irak’a yaklaşık 1,5 milyar dolar tazminat ödeyeceğine ilişkin haberler yeniden gündeme geldi. Paris İstinaf…

60 dakika ago

Operasyon öncesinde Çankaya’da taksiye bindim, CHP konuştuk

Siyasi kuliste epeydir köpürtülüyor, “Sıra orada” deniyordu. Savcılık emriyle polis 11 Temmuz şafak operasyonuyla CHP’li…

20 saat ago

Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Türkiye–AB denklemini nasıl değiştirdi?

Tam da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’daki NATO Zirvesi’nin kapanış akşamında Avrupa Birliği’nin üst düzey…

2 gün ago

ABD’ye kızıp Rusya’dan S-400 aldık, şimdi kurtulmaya çalışıyoruz

Ve bunu yapabilirsek, diplomatik zafer olarak ilan etmek üzereyiz. Aslında başlığa sığmayan cümlenin tamamı şöyle:…

2 gün ago

DEM: Çerçeve yasada ne olduğu bize de söylenmiyor, çoğu AKP’liye de

Terörsüz Türkiye sürecinin yol haritası olacağı söylenen “çerçeve yasanın” önümüzdeki hafta AK Parti tarafından Meclis’e…

3 gün ago

Ankara NATO Zirvesi: Güvenlik Vardı, Peki Barış?

Ankara, 7–8 Temmuz tarihlerinde NATO'nun son yıllardaki en önemli zirvelerinden birine ev sahipliği yaptı. Zirvenin…

4 gün ago