TPAO’nın Kerkük’teki 3 milyar varil potansiyelli BP ortaklığına katılımını sağlayacak Anlaşmanın imzalanmasının ardından Kerkük Valisi Mehmet Seman Ağa Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ile görülüyor. (Foto: X/ @aBayraktar1)
Enerji sektöründe bazı anlaşmalar yalnızca ticari değildir. Bazıları enerji haritalarını, bazıları ise ülkelerin jeopolitik konumunu değiştirir. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO), BP Energy Company of Kirkuk Limited’de (BPECKL) yüzde 15 hisse edinmesi de bu ikinci kategoriye giren stratejik gelişmelerden biridir.
İlk bakışta bu, uluslararası petrol sektöründe yapılmış sıradan bir yatırım gibi görülebilir. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür. Türkiye ilk kez Irak’ın en önemli petrol havzalarından birinde yalnızca petrol satın alan veya boru hattı işleten bir ülke değil, üretim zincirinin de doğrudan bir parçası hâline gelmektedir.
Bu, yalnızca ekonomik değil; jeopolitik, jeoekonomik ve diplomatik sonuçları olacak stratejik bir adımdır.
Yaklaşık bir asırdır Kerkük, dünyanın en önemli petrol bölgelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yeniden geliştirilecek Kerkük, Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarının yaklaşık 3 milyar varil petrol eşdeğeri üretilebilir hidrokarbon potansiyeline sahip olduğu değerlendirilmektedir.
Yeni ortaklık yapısında BP yüzde 43, ConocoPhillips yüzde 42 ve TPAO yüzde 15 pay sahibi olacaktır. Petrolün mülkiyeti Irak devletinde kalacak, ancak üretim artışından doğacak ekonomik değer ortaklar arasında paylaşılacaktır.
Yüzde 15’lik pay ilk bakışta mütevazı görünebilir. Ancak enerji sektöründe stratejik değer her zaman hisse oranıyla ölçülmez. Türkiye artık yalnızca petrolün geçtiği güzergâhta değil, üretimin gerçekleştiği masada da yer almaktadır. Bunun siyasi ve ekonomik getirileri, yatırımın finansal büyüklüğünün çok ötesine uzanacaktır.
Kerkük, TPAO’nun Irak’taki ilk yatırımı değildir.
Şirket son yıllarda Irak’ın farklı bölgelerinde uluslararası enerji şirketleriyle çeşitli arama ve üretim projelerinde yer aldı. Çinli CNOOC başta olmak üzere farklı ortaklarla geliştirilen projeler, TPAO’nun Irak’taki teknik kapasitesini ve saha tecrübesini önemli ölçüde artırdı.
Kerkük’ü farklı kılan ise ölçeğinden çok sembolik ve stratejik niteliğidir. İlk kez BP ve ConocoPhillips gibi küresel enerji devleriyle birlikte Irak’ın en önemli petrol havzalarından birinin yeniden geliştirilmesinde ortak olunmaktadır. Bu gelişme, TPAO’nun uluslararasılaşma sürecinde yeni bir aşamaya işaret etmektedir.
Nasıl Saudi Aramco, ADNOC, Petrobras, Equinor, Petronas ve QatarEnergy kendi sınırlarının ötesinde yatırım yaparak ülkelerinin dış politika araçlarından biri hâline geldiyse, TPAO’nun da benzer bir vizyonla büyümesi Türkiye’nin enerji güvenliği kadar dış politika kapasitesi açısından da önem taşımaktadır.
Bugün enerji jeopolitiğinde mücadele artık yalnızca rezervler üzerinde yaşanmıyor. Asıl rekabet, petrolün hangi koridorlardan, hangi maliyetle ve hangi siyasi risklerle dünya pazarlarına ulaştırılacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Bu açıdan bakıldığında Kerkük-Ceyhan hattı hâlâ Irak petrolü için en ekonomik, en kısa ve en gelişmiş altyapıya sahip ihracat güzergâhıdır.
Ancak aynı dönemde Irak’ın Suriye üzerinden Akdeniz’e uzanacak alternatif enerji koridorlarını yeniden gündeme getirmesi de dikkat çekicidir. Basra üretimini Hadise üzerinden Baniyas Limanı’na ulaştırmayı hedefleyen projeler, Bağdat’ın ihracat seçeneklerini çeşitlendirmek istediğini göstermektedir. Irak açısından bu son derece doğal bir yaklaşımdır. Hiçbir üretici ülke tek bir ihracat güzergâhına bağımlı kalmak istemez.
Türkiye’nin hedefi de yalnızca Kerkük-Ceyhan hattını yeniden açmak olmamalıdır. Asıl hedef, Irak’ın gelecekteki enerji mimarisinin vazgeçilmez ortağı olmaktır.
Irak’ın petrol üretiminin büyük bölümü bugün güneydeki Basra sahalarından gelmektedir. Bu nedenle önümüzdeki on yılın asıl rekabeti, Basra petrolünün hangi Akdeniz çıkışını tercih edeceği üzerinde yaşanacaktır. Ceyhan mı? Baniyas mı? Yoksa birbirini tamamlayan çoklu ihracat sistemi mi?
Irak Başbakanı’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a dile getirdiği, “Türkiye’ye günlük bir milyon varile kadar petrol verebiliriz” yönündeki açıklama bu açıdan önemlidir.
Ancak bu hedefe ulaşılabilmesi için Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması’nın yeni şartlara uygun biçimde yenilenmesi, ilave taşıma kapasitesinin oluşturulması ve yatırım ortamının güçlendirilmesi gerekmektedir.
Türkiye’nin son yıllarda önem verdiği Kalkınma Yolu Projesi yalnızca bir ulaştırma projesi olarak görülmemelidir.
Petrol boru hatları, doğal gaz, elektrik enterkonneksiyonları, veri merkezleri, limanlar, demiryolları, lojistik üsler, yeşil hidrojen… Bütün bunlar aynı jeoekonomik vizyonun parçalarıdır.
Enerji ile ticaret koridorları birlikte planlandığında gerçek stratejik değer ortaya çıkar.
Ceyhan da yalnızca bir ihracat terminali değil; depolama, ticaret, rafinaj, petrokimya ve enerji finansmanının merkezlerinden biri hâline getirilmelidir.
Ancak unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Türkiye’nin Irak’la ilişkileri yalnızca petrol ve doğal gazdan ibaret değildir. Enerji, çok daha geniş bir stratejik denklemin yalnızca bir unsurudur.
Su güvenliği bunların başında gelmektedir. Dicle ve Fırat havzalarının sürdürülebilir yönetimi, iklim değişikliğinin etkilerinin arttığı bir dönemde iki ülke ilişkilerinin en kritik başlıklarından biri olmaya devam edecektir.
İkinci önemli başlık güvenliktir. Türkiye’nin “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki varlığının sona erdirilmesi, Ankara ile Bağdat arasındaki stratejik iş birliğinin temel unsurlarından biridir. Enerji alanındaki yakınlaşmanın güvenlik alanındaki koordinasyonu da güçlendirmesi beklenmelidir.
Üçüncü başlık Suriye’dir. Irak’ın Suriye politikası, sınır güvenliği, DEAŞ tehdidi, yeniden yapılanma ve bölgesel istikrar gibi konular Türkiye’nin öncelikleriyle doğrudan bağlantılıdır.
Dördüncü unsur ise Irak’ın İran ile ilişkileri ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde ABD ile İsrail’in artan siyasi ve güvenlik etkisidir. Türkiye’nin enerji yatırımlarını kalıcı başarıya dönüştürebilmesi, bu çok katmanlı jeopolitik denklemi doğru okuyabilmesine bağlıdır.
Son olarak Hürmüz Boğazı unutulmamalıdır. Körfez’de yaşanabilecek yeni bir kriz veya Hürmüz Boğazı’nın uzun süre kapanması hâlinde Irak petrolünün dünya pazarlarına hangi güzergâhlardan ulaştırılacağı çok daha kritik hâle gelecektir. Böyle bir senaryoda Ceyhan yalnızca Türkiye için değil, Irak ve küresel enerji piyasaları açısından da en güvenilir alternatiflerden biri olabilir.
Kerkük’teki yüzde 15 hisse, bilanço açısından sınırlı görünebilir. Ancak stratejik değeri bunun çok ötesindedir. Türkiye ilk kez Irak’ın enerji değer zincirinin içine kurumsal ve uzun vadeli biçimde girmektedir. Şimdi yapılması gereken, bu kazanımı tek başına bir yatırım olarak görmek değil; daha büyük bir Türkiye-Irak stratejik ortaklığının parçasına dönüştürmektir.
Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması yeni şartlara göre yenilenmeli, Kerkük-Ceyhan hattı yeniden tam kapasiteyle işletilmeli, Basra’yı Türkiye’ye bağlayacak seçenekler değerlendirilmeli, Kalkınma Yolu enerji koridorlarıyla bütünleştirilmeli ve Ceyhan gerçek anlamda Doğu Akdeniz’in enerji merkezi hâline getirilmelidir.
Yirmi birinci yüzyılda enerji zenginliği yalnızca yer altındaki rezervlerle ölçülmüyor. Asıl belirleyici olan; o enerjiyi kimin ürettiği, hangi koridordan taşıdığı, kimin finanse ettiği ve hangi jeopolitik vizyonun parçası hâline getirdiğidir.
Kerkük’teki yüzde 15 hisse, tek başına bir petrol yatırımı değildir. Bu hamle; enerji güvenliğinden su diplomasisine, terörle mücadeleden Kalkınma Yolu’na, Hürmüz’e alternatif enerji koridorlarından Türkiye-Irak stratejik ortaklığının geleceğine uzanan çok katmanlı bir vizyonun önemli halkalarından biridir.
Doğru değerlendirilirse Türkiye, yalnızca Irak petrolünün geçtiği bir transit ülke değil; üreten, taşıyan, finanse eden ve bölgesel enerji akışlarını yönlendiren gerçek bir jeoekonomik güç merkezine dönüşebilir.
Siyaset konuşurken “dip dalgası geldi, gelecek” diye konuşmayı pek seviyoruz ya… Aslında arada başımızı…
CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada Ankara Bölge Adliye…
Tek başına baktığınızda, Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ni feshedip aktif siyaseti bırakması da, CHP’nin kara kutusu…
Bugün (30 Temmuz) sabah saatlerinde "Sayıştay raporları, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde alınan şüpheli ifadeleri, müşteki…
Türkiye'nin çeşitli illerinde çıkan orman yangınlarına havadan ve karadan müdahale sürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı…
Ahmet Davutoğlu, sürpriz bir kararla parti siyasetini bıraktığını ve Gelecek Partisi'ni de feshettiklerini duyurdu. Davutoğlu…