Fotoğrafın sağında gördüğünüz kayalık burun ve tel örgüyü yüzerek ve yürüyerek İspanya toprağına 24 saat gibi bir sürede geçen 60 bin Faslının büyük kısmı geri gönderildi. Kriz aşıldı ama sorunlar perde arkası gelişmeleriyle devam ediyor. (Foto: AA/Marcos Moreno)
Fas’tan İspanya’ya 30-31 Temmuz tarihindeki kaçak göçmen sağanağının siyasi ayrıntıları ortaya çıkmaya başladıkça şu soru anlam kazanmaya başladı:
İspanya’ya bunu yapan, Türkiye’ye ne yapmaz ki? Belki “Neler yapmamıştır ki?” diye de sorulabilir.
Fas makamları yeşil ışık yakınca Kuzey Afrika’da, sömürgecilik döneminden kalma İspanyol şehri Ceuta’ya (Sebte) 24 saat gibi bir sürede 60 bin civarında Faslı kaçak göçmen yürüyerek, daha ilginci yüzerek girdi; ayrıntılarını Ferhat Boratav’ın bu bağlantıdaki yazısından okuyabilirsiniz.
Göç sağanağı Avrupa Birliği’ni karıştırdı. Bir noktada İtalya’dan İspanya’nın Schengen vize sisteminden çıkarılması gerektiği sesleri dahi yükseldi. İspanya, askeri birliklerini hareketlendirdi, Fas yönetimiyle temas kuruldu ve 1 Ağustos sabahı İspanya’nın 53 bine yakın göçmenin Fas topraklarına geri gönderildiğini açıkladı.
Kriz atlatılmıştı ama sorun geçmemiş, tersine karmaşık bir hal almaya başlamıştı.
İlk bakışta olay Fas Kralı 6’ncı Muhammed’in, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in 20 Temmuz’daki Cezayir ziyaretinde Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’la imzaladığı doğal gaz anlaşmasına tepkisi gibi görünüyordu. Fas ve Cezayir pek de iyi geçinemeyen komşulardı. (*)
Ancak saatler geçtikçe başka ayrıntılar ortaya çıkmaya başladı.
Örneğin, Nisan 2026’da ABD Kongresi’nde yayınlanan bir raporda Ceuta “İspanyol idaresindeki Fas toprağı” olarak gösteriliyor ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “Ceuta’nın statüsü çabaları”, bu işe ayırdığı 20 milyon dolar dahil olmak üzere destekleniyordu.
O rapordan bir ay kadar önce, ABD’deki İsrail lobisinin en şahin isimlerinden Michael Rubin, Amerikan sağının düşünce kuruluşlarından American Enterprise Institute’a yazdığı makalede, Fas’ı İspanyol sömürgeciliğine karşı Ceuta’ya (ve yine aynı statüde Melilla’ya) sivil işgal başlatmaya çağırmıştı.
İsrail’in şeriatçı-ırkçı siyasetini saklamayan Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in X hesabından Ceuta krizinin devam ettiği saatlerde İspanyolca bir mesaj yayınladı. Gazze’nin Filistinlilerden bütünüyle boşaltılmasından yana olan Ben Gvir, “Hamas’a ve Gazze sakinlerine büyük ilgi gösteriyorsunuz,” diyordu Sanchez’e hitaben, Gazzelileri İspanya’ya alın.
Sonra Trump’ın açıklaması geldi. Evet, bu bir işgal hareketiydi ama suçlusu İspanya’nın yasadışı göçmenler konusunda gevşek davranan sosyalist başbakanıydı ve eğer Kasım ayındaki ara seçimleri Demokratlar kazanırsa ABD’nin başına da işte bu gelecekti.
Trump, Sanchez’in İsrail’in Gazze’de süren katliamlarına karşı duruşundan, bu konuda Avrupa Birliği’nin daha da İsrail yanlısı kararlar almamasındaki öncü rolünden, Binyamin Netanyahu’nun uluslararası planda tecrit edilmesine oynadığı rolden rahatsızlığını her fırsatta söylüyor.
Bu krizi de kendi seçim hedeflerine bağlamış durumda.
Ancak öyle anlaşılıyor ki bu yılın başlarından itibaren ABD ve İsrail yönetim çevrelerinde İspanya’yı Filistin siyasetinden dolayı cezalandırma amaçlı bazı çarklar dönmeye başlamış. İspanya’nın yumuşak karnı olarak da göçmen politikası ve Kuzey Afrika’da sömürgecilik döneminden kalma iki şehrin statüsü saptanıp bu iş için bütçe dahi belirlenmiş.
Bunlar “komplo teorisi” diye burun kıvrılacak gelişmeler değil.
Komplo teorilerine girmek istense, İngiltere’de göstermelik de olsa Filistin devletini tanıyan Keir Starmer’in başbakanlıktan düşmesinin ardından kurulan Andy Burnham kabinesinde, ABD’deki İsrail lobisi AIPAC’ın paralelindeki İşçi Partili İsrail Dostları (LFI) üyesi kaç bakanın yer aldığı konusuna girilebilirdi.
Hatta Türkiye’ye F-35 satışı karşısındaki tutumunu Ankara’daki NATO Zirvesi sonrasında yumuşatan Senatör Lindsey Graham’ın sonrasındaki Ukrayna seyahati ardından kalp krizinden ölümü ve devamında Netanyahu’nun Trump’a gidip “Türkiye’ye F-35 satma” deyişi arasında bağ kurulmak istenebilirdi.
Ama Fas’tan göçmen akınının ABD-İsrail’in hem İspanya’ya hem AB’ye uyarısı olabileceğini söylemek komplo teorisi sayılmaz; her şey ortada.
O nedenle soruyorum: İspanya’ya bunu yapan Türkiye’ye ne yapmaya kalkmaz? Ya da neler yapmaya kalkmamıştır acaba?
Bunların bir kısmının engellendiğini, son olarak İran’daki silahlı Kürt grupların ABD ve İsrail desteğiyle harekete geçirilmesinin Türkiye’nin de girişimiyle durdurulması örneğinde gördük. İnsanın aklına Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın MİT Başkanı olduğu dönemde arsenik ve cıva ile zehirlendiği kuşkusuyla tedavi gördüğü yolunda 2025 açıklaması da geliyor.
Trump’ın Erdoğan’a teşekkürleri buzdağının deniz üstünde görünen ucu gibi.
(*) İspanyol, Türk ve Macar şirketleri konsorsiyumu geçtiğimiz Şubat ayında Cezayir’in diğer komşusu Libya’da petrol arama ve çıkarma ruhsatları almıştı.
Enerji sektöründe bazı anlaşmalar yalnızca ticari değildir. Bazıları enerji haritalarını, bazıları ise ülkelerin jeopolitik konumunu…
Siyaset konuşurken “dip dalgası geldi, gelecek” diye konuşmayı pek seviyoruz ya… Aslında arada başımızı…
CHP'nin 38. Olağan Kurultayı ile 21'inci Olağanüstü Kurultayı'nın iptali istemiyle açılan davada Ankara Bölge Adliye…
Tek başına baktığınızda, Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ni feshedip aktif siyaseti bırakması da, CHP’nin kara kutusu…
Bugün (30 Temmuz) sabah saatlerinde "Sayıştay raporları, etkin pişmanlık hükümleri çerçevesinde alınan şüpheli ifadeleri, müşteki…
Türkiye'nin çeşitli illerinde çıkan orman yangınlarına havadan ve karadan müdahale sürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı…