Hayat

Buz, Lav, Morina, AB ve İzlanda

İzlanda’nın NATO üyeliği kartı Doğu Blok’una karşı hiç kullanılmıyor veya kullanılması gerekmiyor ancak başka bir NATO üyesine karşı kullanılıyor: İngiltere. İzlanda’da Fagurhólsmýri (Foto: İzlanda’nın Fagurhólsmýri Büyük Buzul Gölü/ Caner Kuzgunkaya)

Geçtiğimiz cumartesi günü yapılan referandumla İzlanda az farkla da olsa (sadece 12 bin oy, yaklaşık %5’lik bir fark) Avrupa Birliği’ne katılım görüşmelerinin başlamasını reddetti. Aradaki farkın bu kadar az olması aslında İzlanda halkının bu konudaki bölünmüşlüğünü de yansıtıyor. Çok kestirme bir yaklaşımla sonuçlar balıkçılığın kontrolünü Brüksel’e verme korkusu Trump korkusunun üstüne çıktı diye yorumlanabilir. Aslında İzlanda hali hazırda Avrupa Birliği ekonomik bölgesi içinde ve Schengen bölgesinde o yüzden verilen ret kararına İzlanda egemenliğini paylaşmaya hazır değil diye okumak çok da yanlış olmayacak.

Sonuçlara verilen tepkiler ilginçti. AB yanlısı Başbakan Frostadóttir bardağı dolu tarafından görüp alınan %47,5 oyun çok önemli olduğunu ve İzlanda’nın AB defterinin kapanmadığını söyledi. Brüksel’deki AB yetkileri sonuçları buruk karşılaşsa da genç başbakan gibi “elbet bir gün bulaşacağız” makamından mesajlar verdi. Sonuçlar AB içerisindeki AB karşıtı milliyetçiler ve aşırı sağcılar tarafından coşkuyla karşılandı “egemenlik hakları ve milli değerler kazandı, biz de aynısını yapmalıyız, Brüksel’in boyunduruğu altında yaşamaktan kurtulmayız” diye yorumlandı. ABD temkinli bir memnuniyetle karşılarken, en büyük sevinç Rusya’dan Putin’in özel temsilcisi Kirill Dimitriev’den geldi “İzlanda harika futbol oynamayı ve başarısız AB’nin göçmenlerini, bürokratlarını ve savaş kışkırtıcılarını reddetti” gibi sapla samanı harmanlayan bir yorum yaptı.

Hatırlayacaksınız Temmuz başında Ankara’da yapılan NATO zirvesinde İzlanda’nın genç başbakanı Kristrún Frostadóttir’in karşılama törenindeki şaşkınlığı uzun süre konuşulmuştu. NATO’nun en az nüfuslu ama en eski üyesinin temsilcisinin şaşkınlığına herkes meşrebince bir yorum yapmıştı. Bu iki vesile bir araya gelince uzak, soğuk ama bir o kadar da büyüleyici ülkeyi anlatmak için iyi fırsat doğdu.

İzlanda ismini sanırım birçok akranım gibi ben de ilk defa Pierre Loti* sayesinde duydum. Bahar gelince memleketlerinden kalkıp İzlanda civarında avlanmaya giden Bröton balıkçılarının çetin yaşamını, Yann ve Gaud’un üzücü aşk hikayesini anlattığı “İzlanda Balıkçısı” kitabında ada hiç anlatılmamıştı ama yine de kafamda İzlanda denilince soğuk, puslu, etrafı dalgalı denizlerle kaplı, Kuzey Kutbu civarında küçük bir ada canlanmıştı. Daha sonraları Beşiktaş’ta top koşturan ama ilk adı olan Eyjólfur’u söylemeyi beceremeyip Sverrisson diye kestirip attığımız futbolcumuz ve şarkıcı Björk (Guðmundsdóttir)** sayesinde buz ülkesiyle tanışıklığımız arttı. Soyadlarındaki -son ve -dottir bitişleri bizdeki -oğlu  ile biten soyadları gibi, fark -kızı bitişinin de olması.

Bir “Kül Yolu” Macerası

15 Nisan 2010 Perşembe günü Stockholm’deydim, öğleden sonra ertesi günkü İstanbul uçuşumun iptal edildiğini öğrendim. İzlanda’da ismi telaffuz edilemeyen bir volkan patlamış ve çıkan devasa kül bulutları uçak motorlarına zarar verip sorun çıkaracağı için Avrupa’nın neredeyse tamamında uçuşlar belirsiz bir süre durdurulmuştu. 17 Nisan sabahı Stockholm’den Malmö’ye trenle, Malmö’den Kiel’e arkadaşımın eniştesinin arabasıyla, Kiel’den Münih’e fuara giden arkadaşımın eniştesinin komşularının minibüsüyle ve Münih’ten İstanbul’a otobüsle 78 saatte yaptığım “Kül Yolu” macerası gezginliğimin en plansız ve spontane seyahati olmuştu.

Bana bu kadar ıstırap çektiren Eyjafjallajökull buzulunu görmeye Tuna üzerinde Romanya’dan Bulgaristan’a geçmeye çalışırken bir otobüs dolusu insan kaybolduğumuzda karar verdim. Günler süren yolculuk boyunca kader arkadaşlığı yaptığımız Norveçli armatör ve Alaşehirli kuru üzüm ihracatçısıyla yaptığımız uzun sohbetlerden İzlanda’daki 130 volkana ve bu volkanların üzerindeki ada yüzeyinin %10’nun kaplayan 15 buzula o zamandan beri derin bir merak besliyorum.

NATO ve İzlanda

İzlanda kuzey kutup dairesinin üzerinde yaklaşık dört yüz bin nüfuslu bizim Marmarabölgesinden birazcık daha irice bir ada. Her yerden ve herkesten uzak bu adaya -Vikingler dizisi sayesinde hepimizin bildiği gibi- 868 yılında Flóki Vilgerðarson (Kuzgun Floki) ilk ayak basan insan oluyor. Genel kanının aksine İzlandalıların genetik kökenleri tamamen İskandinav değil. %40 genetik kökenlerinin Kelt (İrlanda / İskoç) olduğu düşünülüyor. Bunun sebebi de Vikinglerin Britanya’ya yaptıkları seferlerde kaçırdıkları kadınları adaya getirmeleri.

Norveçlilerin ve Danimarkalıların yönetiminden tamamen kurtulup bağımsız İzlanda Cumhuriyeti’nin kurulması 1944 yılında gerçekleşiyor. Kuruluşundan dört yıl sonra kurucu üye olarak NATO’ya katılıyorlar. Ama NATO’ya herhangi bir askeri destek vermiyorlar çünkü İzlanda Cumhuriyeti’nin ordusu yok. Yetmiş yedi yıldır NATO İzlanda’ya savunma garantisi veriyor İzlanda NATO’ya topraklarını açıyor. Özelikle soğuk savaş döneminde bu anlaşma her iki tarafında çıkarına oluyor.

Satranç Diplomasisi ve Soğuk Savaşın Sonu

İzlanda’nın NATO üyeliği kartı Doğu Blok’una karşı hiç kullanılmıyor veya kullanılması gerekmiyor ancak başka bir NATO üyesine karşı kullanılıyor. 1975 yılında İzlanda deniz sınırlarını 200 mile çıkarmak istiyor ama İngiltere karşı çıkıyor ve kararı tanımıyor. Ancak İzlanda “NATO’dan çıkarım ne haliniz varsa görün” diye rest çekince İngiltere “morina savaşını” kaybettiğini kabullenip kararı tanıyor ve anlaşmayı imzalıyor.

Soğuk savaş zamanında NATO üyesi olsa bile İzlanda’nın herkesten ve her şeyden uzakta olmasının güzel bir örneği 1972 yılı yazında gerçekleşiyor. Uzaydan, atletizm pistlerine, otomobilden, tahıl üretimine kadar her şeyi bir iddia ve propaganda konusu yapma fırsatını kaçırmayan ABD ve SSCB’nin elinden satranç da kurtulamıyor. 1972 yılında Amerikalı Bobby Fischer ve Rus Boris Spassky Puslu Liman şehrinin Laugardalshöll salonunda iki ay boyunca maç yaptı. Maçlar boyunca Amerikan ve Sovyet casusları İzlanda’da cirit atıyor, Kissinger sürekli Fischer ile konuşuyor. Fischer’in krizlerinden sıkılıp “ben bu sirki bırakıyorum” diyen Spassky “bir şekilde” ikna ediliyor. Sonuçta satrançtaki 24 yıllık Sovyet egemenliğini üç yıl sonra bu sefer başka bir Sovyet Anatoli Karpov devralana kadar sonlanıyor.

Soğuk savaşı sonlandıran adımlardan ilki  de İzlanda’da atılıyor. Zamanın ABD Başkanı Reagan ve SSCB başkanı Gorbaçov 11-12 Ekim 1986 tarihlerinde Reykjavík’te (Puslu Liman demek, İzlanda’da sonu “vik” ile biten yerler limanları, “foss” ile bitenler çağlayanları, Eyjafjallajökull gibi “jökull” ile bitenler buzulları ifade ediyor) görüşüyorlar. Fiili olarak o zamanki dünyayı yöneten iki süper gücünün patronlarının toplantı yapması için İzlandalılar zarif Höfði Evi’ni uygun görüyorlar. Her yılki sıradan NATO zirvesine göre çok daha önemli, dünyanın yakın tarihinin akışını değiştirmiş toplantının yapıldığı binanın önünden defalarca geçtim. Bilmesem dünyanın tarihinin bir bölümünün orada yazıldığına kimse ikna edemezdi. Güzel, şık, zarif ama o kadar, bizim kasaba eşrafının meskenleri dahi Höfði Evi’nin yanında Dolmabahçe Sarayı gibi kalıyor. Reykjavik zirvesinden iki yıl sonra doğan İzlanda Başbakanın Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde yaşadığı şaşkınlığını anlamak için önemli bir ipucu.

Yeşil Enerjinin Kalesi

İzlanda’da kişi başına düşen yıllık gelir 110.000 dolar civarında. Geliri balıkçılık (o kadar rest boşuna çekilmedi, morina zaferi boşuna kazanılmadı), turizm ve en önemlisi alüminyum üretiminden sağlanıyor. İzlanda’da alüminyum madeni yok ama kazmayı vurunca sıcak su fışkırıyor. Jeotermal ve hidroelektrik enerji o kadar ucuz ve bol ki, ham alüminyum boksit madeni gemilerle İzlanda’ya getiriliyor. Burada eritilip saf alüminyuma dönüştürülüyor ve dünyaya ihraç ediliyor. İzlanda’da üretilen elektriğin tamamı “yeşil enerji”, volkanlar sayesinde bütün dünyaya CO2 salınımlarının azaltılması konusunda rahatça ahkâm kesebiliyorlar.

Üç dört ana kalem üretimle dünyanın en yaşanabilir, refah seviyesi en yüksek ve gelir dağılımı en dengeli ilk üç ülkesinden biri. Yoksulluk sınırının altındaki nüfus genel nüfusun %5’i. İktidarda kim olursa olsun İzlanda’nın yönetimi pek değişmiyor. Şu anda dünyanın en güvenli ülkesi olarak kabul ediliyor. Toplam bin kişilik güvenlik personelin (polis, jandarma, özel kuvvet) üzerinde silah taşıma yetkisi yok. Silah kullanılması gereken bir durum olduğunda yazılı izin alarak karakollardaki kasalar açılıyor. Bu haliyle adayı sosyal demokrasinin laboratuvarı olarak düşünmek mümkün.

Gezgin Gözüyle İzlanda

Gezgin gözüyle İzlanda nasıl bir ülke diye soracak olursanız farklı cevaplar vermek mümkün. Sanat, mimari, güzel evler, orta çağdan kalma dar sokaklara meraklısıysanız boşuna paranızı harcamayın. İzlanda çok pahalı bir ülke, Fransa’da yaşadığım dönemde ziyaret etmiş ve  bir tas çorbaya 35 avro, sıradan bir pansiyona Paris’in göbeğinde beş yıldızlı otel ücreti ödemiştim.

Lüks otellerde konforlu hizmet alayım, ayrıca tam bir gurmeyim diyorsanız İzlandalıların son yıllardaki en büyük gururunun Vik civarındaki seralarda yetiştirdikleri, tadı market poşetlerinden birazcık daha lezzetli kilosu 25 avro olan domatesler ve en meşhur yemeklerinin sosisli sandviç (Bill Clinton geldiğinde sosisli satın aldığı büfe milli abide muamelesi görüyor) olduğunu hatırlatmak isterim. Tek istisna Reykjavik eski limanındaki Sea Baron, görece ucuz ve olağanüstü lezzetli balık çorbası yapıyorlar ama rezervasyon yok, kapıda kuyrukta sıranızı bekliyorsunuz ve İzlanda çok soğuk bir ülke.

Yerel halkla kaynaşayım, kültürlerini öğreneyim, sabahlara kadar partiliyeyim diyorsanız, kabalaşmamak adına, İzlandalıların “konuşmayı şehvetle seven insanlar” olmadıklarını söylemekle yetinmek isterim. Alış-veriş tutkunuysanız da  birkaç tane hediyelik mağazasından başka bir yer öneremem, fiyatlar için İzlanda’nın en meşhur turist tişörtü yazısı “not just cold but also expensive” uyarısını yapmak boynumun borcu.

O zaman neden her yıl dünyanın dört bir yanından iki milyon kişi (büyük turizm ülkeleriyle karşılaştıracak olursanız önemsiz bir rakam gibi görünebilir ama İzlanda nüfusunun dört yüz bin olduğunu hatırlamak gerekli) kucak dolu para dökerek bu çileyi çekiyor? Cevabı çok basit, dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz olağanüstü doğa.

İlk gördüğünüzde çığlıklar atacağınız ama bir iki gün sonra yine mi diyeceğiniz irili ufaklı binlerce çağlayan, ABD’deki Yellowstone ve Şili’deki Atacama gayzerleriyle birlikte dünyanın üç büyük gayzer grubu, adanın dört bir yanında dışarıda buz yağarken mayonuzu giyip sefa süreceğiniz kaplıcalar, buzul göllerinde binlerce yıllık buzulların arasında tekne ile dolaşma keyfi (karaya çıkınca içkime atacağım dediğinizde gölde yüzen bin yaşındaki buzlardan bir parça almanıza ses etmiyorlar), kendinizi Mars’ta hissettirecek adanın dört bir yanındaki kraterler, birçok filme, diziye set olmuş simsiyah sahiller (Game of Thrones) ve elbette canı sıkıldıkça patlayan volkanlar adanın dört bir yanında.

Ağustos’un üçüncü haftasından itibaren adanın dört bir yanında dünyanın en güzel doğal ışık gösterisi “Aurora Borealis” izleyebilirsiniz. Her liman kentinden binebileceğiniz teknelerle balinaları görebilir, yol kenarlarında sayıları yüz bini bulan tarlalara yayılmış alımlı İzlanda atlarını bir elma karşılığında tavlayabilirsiniz (982 yılından bu yana adaya at girmesi yasak ama namı dünyayı saran İzlanda atlarından 1500 tanesi her yıl ihraç ediliyor), yolda giderken (deli gibi esen kutup rüzgarları yüzünden yollar son derece iyi olmasına karşın maksimum hız 90 km/s) rastgele bir koyda pinekleyen benekli fokları görebilir, okyanus papağanlarını (çok güzeller ama konakladıkları kayalar çok fena kokuyor) izleyebilirsiniz.

*https://www.birgun.net/makale/izlanda-balikcisi-263345

**https://www.youtube.com/watch?v=7Z5aPaDwAkU&list=RD7Z5aPaDwAkU&start_radio=1

Caner Kuzgunkaya

Mühendis-Gezgin

Recent Posts

Balkanlar’da Avrupa Boşluğu ve Türkiye

Batı Balkanlar’daki kamyon şoförleri 14 Eylül’de Avrupa Birliği sınırlarında yeniden blokaja hazırlanıyor. Mesele ilk bakışta…

53 dakika ago

Üsküdar’daki AK Parti planı CHP-Yeni Parti ortak kararıyla bozuldu

Sinem Dedetaş’ın tutuklanmasıyla boşalan Üsküdar Belediye Başkanvekilliği için bugün (5 Eylül) yapılması öngörülen seçim, CHP…

22 saat ago

Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) Türkiye Raporu: Rotayı Kim Çizecek?

Uluslararası Enerji Ajansı’nın 4 Eylül’de yayımladığı Türkiye 2026 Enerji Politikası İncelemesi, enerji sistemimizin nereden geldiğini,…

22 saat ago

Üsküdar Operasyonu: Bu mu temiz siyaset?

Üsküdar AK Parti Üsküdar İlçe Başkanı Tahir Sarıcaoğlu, 3 Eylül gece yarısına yakın X hesabından…

2 gün ago

Erdoğan-Putin şu krizde sadece Rus turistlerle Akkuyu’yu mu konuştu?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin is 1 Eylül’de Kırgızistan’ın başkent Bişkek’te yaptığı görüşme…

4 gün ago

Düyûnu Umûmiye’den Bugüne: Borcun Bedeli Egemenlik Olmamalı

Atasözümüz “Borç yiğidin kamçısıdır” der. Doğru zamanda, doğru maliyetle ve doğru işe kullanırsanız sizi büyütür;…

4 gün ago