PKK lideri Öcalan 1999’dan bu yana İmralı Adası’ndaki cezaevinde tutuluyor. MHP lideri Bahçeli’nin dediğine göre, ayrıca yapılan binaya geçmek için kendisine statü verilmesini istiyor.
Gazeteci Nagehan Alçı’nın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmeden aktardığına göre, Abdullah Öcalan için İmralı’da yeni bir yaşam ve çalışma alanı hazırlanmış. Ama Öcalan buraya geçmeyi kabul etmiyor. Alçı’nın “Neden?” sorusuna Bahçeli’nin verdiği yanıt ise son derece çarpıcı: “Çünkü statü istiyor.”
Eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar da bunun ardından Öcalan’ın statü konusunda ısrarlı bir talebi olduğunu, ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “silah bırakma işlemi kesinleşmeden” bu yönde bir adım atmak istemediğini açıkladı.
Öncelikle bir noktayı vurgulayalım. Bunlar Öcalan’ın kendi ağzından yapılmış açıklamalar değil. Dolayısıyla ihtiyatlı olmak gerekiyor. Fakat aktarılanlar doğruysa Türkiye’deki barış süreci açısından ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.
Çünkü PKK’nın silahsızlanması henüz tamamlanmış ve kamuoyunun güven duyabileceği biçimde doğrulanmış değilken, örgütün kurucu liderinin kendi statüsünü sürecin ilerlemesinin koşullarından biri haline getirmesi barışın mantığını tersine çevirir.
Statü silah pazarlığı kozu olamaz
Dünyadaki barış süreçlerinde silahlı örgüt liderlerinin daha sonra siyasi aktörlere dönüşmesi görülmemiş bir şey değil.
Kolombiya’da 2016 barış anlaşması FARC’ın siyasi hayata dönüşünü, silahsızlanma tamamlanmadan hukuken güvence altına aldı. Kurulacak siyasi partiye iki seçim dönemi için Senato’da ve Temsilciler Meclisi’nde beşer sandalye garantisi verildi. Fakat bunun karşılığında FARC da silahlı örgüt olmaktan çıkmayı kabul etti ve silahların BM gözetiminde teslimi Haziran 2017’de tamamlandı.
Aceh’te de siyasi gelecek ile silahsızlanma birbirinden tamamen ayrı aşamalar değildi. 2005 Helsinki Anlaşması siyasi katılım ve yeniden entegrasyonun yolunu açarken, silah bırakma dört aşamada gerçekleştirildi ve her aşama uluslararası misyon tarafından doğrulandı.
Nepal’de ise Maoistlerin siyasete geçişi ile askeri yapıların tasfiyesi uzun ve iç içe geçmiş bir süreçti. Maoist savaşçılar kantonlara çekildi, silahları BM gözetimindeki konteynerlere alındı ve siyasi rekabetin silahlı güç kullanımından ayrılması için bir denetim mekanizması oluşturuldu.
Dolayısıyla uluslararası deneyimin bize söylediği “statü ancak son silah bırakıldıktan sonra konuşulur” değildir. Daha önemli ilke şudur: Silah, statü elde etmek için elde tutulan bir pazarlık aracına dönüşemez.
“Statü” dediğimiz şey nedir?
Türkiye açısından asıl cevaplanması gereken soru da burada başlıyor. Öcalan için talep edildiği söylenen “statü” tam olarak nedir?
Cezaevi koşullarına ilişkin hukuki bir düzenleme mi? Barış sürecinde resmi bir görev mi? “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” gibi kurumsal bir pozisyon mu? PKK’nın eski kadroları üzerinde etkisini sürdürmesini sağlayacak fiili bir yetki alanı mı? Devlet kurumlarıyla düzenli temas kurmasını sağlayacak resmi bir mekanizma mı?
Bunların her biri başka bir şeydir. Üstelik Bahçeli daha önce Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” fikrini kamuoyu önünde gündeme getirmişti.
Dolayısıyla mesele yalnızca İmralı’daki yaşam koşullarının iyileştirilmesi değilse ve gerçekten bir siyasi veya kurumsal statü tartışılıyorsa, bunun ne anlama geldiğinin kamuoyuna açık biçimde anlatılması gerekir.
MetroPOLL: Toplum zaten inanmıyor
Çünkü Türkiye bu tartışmaya yüksek bir güven ortamında girmiyor.
MetroPOLL’ün Ağustos 2026 araştırmasında katılımcıların yalnızca yüzde 25,8’i PKK’nın silah bırakma ve silahlı mücadeleyi tamamen sona erdirme taahhüdüne inandığını söyledi. Yüzde 69,5’i ise inanmadığını belirtti.
Bu olağanüstü yüksek bir güvensizlik düzeyi.
Ben bu sonucu daha önce de “toplum barış istemiyor” şeklinde okumamak gerektiğini yazdım. Tam tersine, toplum barışın gerçekleşeceğine ve karşı tarafın verdiği sözü tutacağına güvenmiyor. Güven ise barış süreçlerinin başlangıcında hazır bulunan bir sermaye değildir. Sürecin içinde üretilir.
Nasıl?
Sözle değil, davranışla. Silahların teslim edilmesiyle. Silahlı yapıların gerçekten tasfiye edilmesiyle. Komuta zincirinin ortadan kaldırılmasıyla. Bunların güvenilir ve ölçülebilir biçimde doğrulanmasıyla.
Böyle bir ortamda “Öcalan statü istiyor ve statüsü belirlenmeden adım atmıyor” algısının oluşması, zaten kırılgan olan toplumsal güvene çok ağır bir darbe vurabilir.
Öcalan da “spoiler” olabilir mi?
Ben bugüne kadar sürecin asıl “spoiler” (barış sürecini bozabilecek ya da engelleyebilecek aktör) riskinin Kandil’deki askeri kadrolardan geleceğini düşündüm. Fakat ortaya atılan son iddia doğruysa bu varsayımı yeniden düşünmemiz gerekiyor. Çünkü eğer Öcalan silahsızlanmanın ilerlemesini kendi kişisel veya siyasi statüsünün belirlenmesine bağlıyorsa, kendisi de sürecin bir spoiler’ına dönüşme riski taşıyor demektir.
Burada çok temel bir çizginin korunması gerekiyor. Öcalan’ın geleceğinin hiçbir zaman konuşulamayacağını söylemiyorum. Gerçek bir barış sürecinde eski silahlı aktörlerin hukuki ve siyasi gelecekleri de konuşulur. Fakat bunun bir karşılıklılık ve geçiş süreci içinde yapılması ile “statü yoksa silahsızlanma da ilerlemez” mantığı arasında çok büyük fark vardır.
Silah değil, barış ödüllendirilmeli
Türkiye’nin ihtiyacı açık bir yol haritasıdır: tam ve doğrulanabilir silahsızlanma; silahlı örgütsel yapının ortadan kalkması, ardından hukuki normalleşme, toplumsal entegrasyon ve demokratik siyasetin genişletilmesi.
Öcalan’ın gelecekteki konumu da ancak bu genel barış mimarisinin içinde ve toplumdan saklanmadan tartışılabilir. Çünkü aksi halde Türk kamuoyuna verilecek mesaj son derece tehlikeli olur: Silahı ne kadar uzun süre elinizde tutarsanız, sonunda onun karşılığında o kadar yüksek bir siyasi statü pazarlığı yapabilirsiniz.
Bu, barışın ödüllendirilmesi değildir. Silahın ödüllendirilmesidir.
Yeni Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı 18 Ağustos 2026’da yayınlandı. Yapay zekâ uygulamalarının olumlu yanlarının…
Yemen’de Husilerin hükümet güçlerine son saldırısıyla Meyyun Adası’nı ele geçirmeleri sadece Babülmendep Boğazı'nda gemi trafiğinin…
Apar topar kapatılınca unutulacağı düşünülen “soğuk dosyaların” yeniden açılması son dönemlerde alınan en isabetli kararlar…
Uluslararası eğitim gündeminde her üç yılda bir aynı sahne kurulur. OECD, temel eğitimin hemen sonunda,…
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile baş başa görüşmesi siyasi gündemi…
Türkiye’nin değerli bilim, sanat, eğitim ve kültür insanlarıyla çalışmaları ve dünyaya bakışları üzerine sohbetleri Murat…