Ege’de silahlanma gerilimi yine artırıyor. Yunanistan’da Megali İdea ruhu canlandırılmamalı. Geleceğimizi geçmişimiz yönetmemeli. (Foto: Deniz Kuvvetleri)
Türk-Yunan ilişkilerinde yeniden tehlikeli bir sertleşmenin işaretleri görülüyor. Mesele artık yalnız Ege karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası, FIR, adaların silahlandırılması ya da deniz parkları değil. Doğu Akdeniz’in güvenlik mimarisi hızla değişiyor.
Yunanistan, İsrail ile yaklaşık 3 milyar avroluk çok katmanlı Achilles Shield hava ve füze savunma sistemi için anlaşma imzaladı. David’s Sling, SPYDER ve BARAK MX sistemlerinin yanı sıra uzun menzilli PULS roket sistemleri de Atina’nın savunma kapasitesini güçlendiriyor. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti de İsrail yapımı BARAK MX sistemini alıp sergiliyor.
Her devletin kendisini savunma hakkı vardır. Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rumlarının güvenlik kaygıları da tıpkı Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin olduğu gibi küçümsenmemeli.
Ama stratejide silahın kendisi kadar nerede konuşlandırıldığı, kimi caydırmak için alındığı ve karşı tarafta nasıl algılandığı önemlidir.
İsrail-Yunanistan-Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki yakınlaşma, Fransa ve Mısır’ın da dahil olduğu askerî tatbikatlarla birlikte okunduğunda Ankara açısından doğal olarak dikkatle izleniyor. Yeni askerî kapasitenin Atina ve Lefkoşa’da yersiz bir aşırı özgüven yaratması ise ayrıca tehlikeli olur.
Çünkü, caydırıcılık ile cesaretlendirme arasındaki çizgi bazen sanıldığından incedir.
Üstelik bütün bunlar sakin bir dünyada yaşanmıyor.
Gazze’deki insanlık dramının yaraları hâlâ kanıyor. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa güvenlik düzenini sarsıyor. İsrail ve ABD ile İran arasındaki askerî çatışma Körfez dengelerini değiştirdi. Hürmüz’deki gelişmeler enerji güvenliğini, Yemen’de tırmanan savaş ise Babülmendep üzerinden küresel ticareti doğrudan etkiliyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki yeni savunma düzenlemesi de bölgenin hızla yeni güvenlik eksenleri ürettiğini gösteriyor.
Sorun ittifakların varlığı değil; bunların giderek ittifak-karşı-ittifak mantığına dönüşmesi.
Bu NATO’yu da zorlayabilir. Türkiye, Yunanistan ve Fransa aynı ittifakın üyeleri. Buna karşılık Atina ve Lefkoşa, AB üyeliklerinin sağladığı kurumsal manivelayı Türkiye ile ihtilaflarında etkili biçimde kullanıyor. Böylece Kıbrıs ve Ege gibi sorunlar zaman zaman Türkiye-AB meselesine dönüşüyor.
Ankara ise diyaloğu koparmamaya çalışırken Ege’deki hak ve menfaatlerinden vazgeçmeyeceğini söylüyor. Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma ihtimali gündeme geldiğinde, TBMM’nin 8 Haziran 1995 tarihli, Atina’nın casus belli olarak gördüğü kararı da hâlâ masada.
Peki, Türk-Yunan ilişkilerinde gerçekten revizyonist olan hep Türkiye miydi?
Megali İdea, 19. Yüzyıl Yunan siyasetinin kenarında kalmış romantik bir slogan değildi. Modern Yunan devletinin Osmanlı topraklarındaki Rum nüfusun yaşadığı bölgelere doğru genişlemesini öngören siyasi bir projeydi.
İyon Adaları, Teselya, Epir, Makedonya, Girit, Ege Adaları, Trakya, Batı Anadolu ve İstanbul farklı dönemlerde bu tahayyülün parçası oldu.
Yunanistan’ın sınırları gerçekten genişledi. İyon Adaları 1864’te, Teselya’nın önemli bölümü 1881’de Yunanistan’a katıldı. Balkan Savaşları Selanik ve Makedonya’nın büyük bölümünü getirdi; Girit 1913’te resmen bağlandı.
Hepsi savaşla olmadı; diplomasi, büyük güçler ve uluslararası antlaşmalar da belirleyiciydi.
Ama tarihsel yönelim açıktı: 19’uncu yüzyıldan 1922’ye kadar coğrafi olarak genişleyen devlet Türkiye değil, Yunanistan’dı.
1919’da Yunan ordusu İzmir’e çıktı, Anadolu içlerine ilerledi ve 1921’de Ankara’ya yaklaştı.
Basit bir tarihsel gerçek var: Atina’ya yürüyen Türk ordusu değil, Ankara’ya ilerleyen Yunan ordusu vardı.
1923 mübadelesi ise iki toplumun ortak trajedisine dönüştü. Haritalar değişirken evler, mezarlar, hayatlar ve hatıralar iki yakada kaldı.
Benzer bir seçilmiş hafıza Kıbrıs konusunda da karşımıza çıkıyor.
1960 Cumhuriyeti iki toplumlu ortaklık üzerine kurulmuştu. 1963’ten itibaren düzen çözüldü, toplumlararası şiddet arttı ve Türk Kıbrıslılar devlet mekanizmasının dışına itildi veya çekildi.
15 Temmuz 1974’te Yunan cuntasının desteklediği darbe Makarios’u devirdi ve Enosis ihtimalini yeniden gündeme getirdi. Türkiye beş gün sonra müdahale etti ve Garanti Antlaşması’nı hukuki dayanak gösterdi.
Sonraki gelişmelerin ve bugünkü askerî varlığın tartışmalı hukuki boyutları vardır.
Ama 20 Temmuz’u anlatıp 15 Temmuz 1974’ü, 15 Temmuz’u anlatıp 1963’ün Kanlı Noel’ini unutursanız tarih değil, seçilmiş hafıza anlatırsınız.
Megali İdea bugün resmî Yunan devlet politikası değildir. Bunu açıkça söylemek gerekir.
Ama tarihsel hafızasının tamamen kaybolduğunu söylemek de kolay değil. Aynı şekilde Yunanistan’daki “Türk yayılmacılığı” korkusu ile Türkiye’deki “Yunan kuşatması” algısı birbirini besliyor.
Çıkış yolu yeni eksenler ve daha fazla silahlanma yarışı değil; Ege ve Doğu Akdeniz’i ortak güvenlik ve refah alanına dönüştürmektir.
Ege’de karasuları, kıta sahanlığı, MEB, adaların statüsü ve hava sahası mümkün olduğunca kapsamlı bir güvenlik mimarisi içinde ele alınmalı. Kıbrıs’ta iki toplumun meşru güvenlik kaygıları ve siyasi eşitlik meselesi birlikte konuşulmalı. Turizm, ticaret, enerji, deniz ulaşımı ve çevre işbirliği büyütülmeli.
Çünkü böylesine silahlanmış ve kutuplaşmış bir coğrafyada bazen savaşları büyük stratejiler değil, küçük kıvılcımlar başlatır.
Stratejinin başarısı kaç füze bataryasına sahip olduğunuzla değil, o füzeleri kullanmak zorunda kalmayacağınız bir düzen kurup kuramadığınızla ölçülür.
Megali Idea’nın haritası tarihte kaldıysa, hayaletleri de tarihte kalmalı. Aynı şekilde “Türk tehdidi” ve “Yunan kuşatması” da sonsuza kadar dış politika üreten korkular olamaz.
Ege’nin ihtiyacı yeni cepheler değil; barış, istikrar ve ortak refahtır.
Bunu başaramazsak geçmiş, geleceğimizi yönetmeye devam edecek.
AK Parti 2024'te seçmenden alamadığı desteği, şimdi seçilmişleri yanına çekerek almaya çalışıyor. Ama İstanbul ve…
İçeride fon kriziyle meşgul Türkiye'nin önünde jeopolitikayı jeoekonomik soruna bağlayan AB-Kıbrıs konusu dahil bir dizi…
Türkiye'de felsefe ve insan hakları mücadelesi deyince akla gelen ilk isim olan "hocaların hocası" filozof…
Özel, Erdoğan'a "İstanbul'u böyle mi alacaksın?" diye sorarken muhalif belediyelere yargı operasyonları ve transferleri kastediyor.
Muhalif belediye başkanlarının şafak operasyonlarıyla gözaltına alınmasına son örnek Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer…
Borsa krizini aşmak için iktidarın önünde iki seçenek var. Ya gerçekten "temizlik" ya da "temizlik…