Categories: Siyaset

Libya’da ikinci perde: Türkiye Doğu Akdeniz’de yeni bir denklem öneriyor

Libya’nın Türkiye ile deniz yetki alanlarını imzalamasının ardından Türkiye, Libya, Mısır ve İtalya ile uzlaşma isteyerek Doğu Akdeniz’de yeni bir denklem öneriyor. (Görsel: AA)

Doğu Akdeniz’de son bir haftada yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin uzun yıllardır savunmak zorunda kaldığı bölgesel konumunu yeni bir diplomatik düzen kurmak için kullanmaya başladığını gösteriyor. Libya Temsilciler Meclisi’nin 20 Ekim’de 2019 tarihli Türkiye-Libya deniz yetki alanları mutabakatını oybirliğiyle onaylaması, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türkiye, Mısır, İtalya ve Libya arasında müzakere önermesi ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Kahire’ye doğrudan anlaşma çağrısı yapması birbirinden bağımsız gelişmeler değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 26 Ekim’deki Kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamalar da bu yaklaşımın siyasi çerçevesini ortaya koyuyor. Erdoğan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kimseye gol atmak istemediğini, bütün kıyıdaşlarla diyaloğu savunduğunu ve Libya’daki tüm aktörlerle ilişkilerini sürdüreceğini açıkladı.

Ancak bütün bunların ötesinde daha önemli bir ihtimal bulunuyor. Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ve İsrail’in Ankara’yı dışarıda bırakarak geliştirdiği bölgesel iş birliği düzenine alternatif oluşturabilecek yeni bir denklem öneriyor. Bu girişimin başarıya ulaşması, Doğu Akdeniz’deki stratejik hesapları ciddi biçimde değiştirebilir.

Libya’da ikinci perde

Türkiye’nin Libya politikasındaki dönüşüm bu yaklaşımın en somut örneği. Ankara, 2019 yılında Trablus yönetimiyle imzaladığı anlaşmayı korurken, geçmişte karşı karşıya geldiği Halife Hafter ve Libya’nın doğusundaki siyasi aktörlerle de ilişkilerini geliştirdi. Temsilciler Meclisi’nin onayı, bu çok yönlü diplomasinin önemli bir kazanımı. Yakında Libya’yı ziyaret etmesi beklenen Erdoğan’ın 26 Ekim’de özellikle Libya’nın siyasi farklılıklarına rağmen ortak çıkarlar etrafında hareket etmesini vurgulaması da dikkat çekici.

Ancak bu gelişme deniz yetki alanlarına ilişkin hukuki tartışmaları sona erdirmiyor. Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail ve Avrupa Birliği karara karşı çıkarken Mısır, anlaşmanın kendi haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle uluslararası hukuk uzmanlarının katkısıyla kapsamlı bir dosya hazırlıyor. Kahire’nin itirazları sürse de Türkiye ve Libya ile doğrudan temaslarını devam ettirmesi, diplomatik seçeneklerin henüz tükenmediğini gösteriyor.

Mısır bu denklemden kârlı çıkabilir

Nitekim Libya Başbakanı Abdülhamid Dibeybe’nin 24 Ekim’de Mısır istihbarat başkanı Hasan Reşad ile görüşerek Kahire’nin deniz yetki alanlarına ilişkin kaygılarını müzakereye hazır olduğunu açıklaması önemli. Fidan’ın Türkiye, Mısır, İtalya ve Libya arasında görüşmeler önermesi de bu çerçevede değerlendirilmeli. Güler’in Türkiye ile yapılacak bir anlaşmanın Mısır’a Yunanistan ile olası bir anlaşmaya kıyasla yaklaşık 15 bin kilometrekare daha fazla deniz yetki alanı sağlayabileceği yönündeki açıklaması ise Ankara’nın sunduğu alternatifin ekonomik boyutunu gösteriyor.

Elbette bu hesap Türkiye’nin tezlerine dayanıyor ve Kahire tarafından kabul edilmiş değil. Üstelik Yunanistan ile Mısır, 2020 tarihli anlaşmalarını doğuya doğru genişletmeyi görüşüyor. Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki asıl mesele Mısır’ı mevcut ortaklıklarından koparmak değil, Ankara ile iş birliğinin Kahire açısından daha kapsamlı seçenekler yaratabileceğini göstermek.

Yeni seçenekler masada

Türkiye’nin yeni oyun kurma arayışı yalnızca Libya ve Mısır ile sınırlı değil. Ankara’nın Suudi Arabistan, Katar, Pakistan ve diğer bölgesel aktörlerle geliştirdiği güvenlik ilişkileri, Doğu Akdeniz’den Kızıldeniz’e ve Basra Körfezi’ne uzanan daha geniş bir stratejik çerçeve oluşturuyor. Güler’in Suudi Arabistan’a olası askerî desteğin Husilerle doğrudan çatışmayı değil, caydırıcılığı hedeflediğini açıklaması, Türkiye’nin güvenlik işbirliğini genişletirken yeni çatışmalardan kaçınma arayışına işaret ediyor.

Hürmüz ve Babülmendep çevresindeki güvenlik sorunları düşünüldüğünde, enerji taşımacılığı, deniz ticareti ve bölgesel güvenlik giderek birbirine bağlanıyor. Türkiye’nin Mısır ile ilişkilerini geliştirmesi, Libya’nın farklı siyasi merkezleriyle çalışması ve İtalya’yı diplomatik sürece dahil etmeye yönelmesi, bu nedenle yalnızca deniz yetki alanları meselesi üzerinden okunmamalı. Fidan’ın 23 Ekim’de İstanbul’da ev sahipliği yaptığı ve Ukrayna ve İran savaşlarının birlikte ele alındığı R4+E3 toplantısına, E3 üyesi olmamasına rağmen İtalya’nın da katılması önerilen yeni denkleme soğuk bakmadığını gösteriyor.

Yunanistan-İsrail hesapları değişebilir

Böyle bir stratejinin Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve İsrail açısından önemli sonuçları olabilir. Üç ülkenin enerji ve güvenlik alanlarında geliştirdiği işbirliği, Türkiye’nin bölgesel projelerdeki etkisini sınırlandıran bir çerçeve oluşturdu. Ancak Mısır’ın Ankara ile yeni anlaşmaları değerlendirdiği, Libya’nın farklı siyasi aktörlerinin Türkiye ile çalıştığı ve İtalya’nın çok taraflı müzakerelere katıldığı bir ortamda mevcut hesapların yeniden yapılması gerekebilir. Nitekim Fransa, Avrupa ve İsrail’in elektrik şebekelerini denizaltından, Yunanistan ve Kıbrıs üzerinden birleştirmeyi amaçlayan Great Sea Interconnector (GSI) projesinin ertelenmesini istedi.

Bunun kendiliğinden gerçekleşeceğini düşünmek yanlış olur. Avrupa Birliği’nin Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ne desteği, İsrail’in güvenlik kapasitesi ve Mısır’ın mevcut anlaşmaları önemli sınırlamalar oluşturuyor. Türkiye’nin başarısı, bu ülkelerin karşısına yeni bir cephe çıkarmaktan değil, kendisini dışlayan düzenlemelere daha cazip diplomatik ve ekonomik alternatifler geliştirmekten geçiyor.

Doğu Akdeniz’de yeni dönemin sorusu

Ankara bu nedenle Libya’daki kazanımını Mısır ile müzakerelere, İtalya ile enerji işbirliğine ve Körfez ülkeleriyle güvenlik ortaklıklarına dönüştürmek zorunda. Erdoğan’ın bütün kıyıdaşlarla diyalog vurgusu, bu yaklaşımın siyasi zeminini oluşturabilir. Türkiye’nin önündeki fırsat, mevcut oyunda yalnızca daha güçlü bir oyuncu olmak değil, oyunun kurallarının yeniden müzakere edilmesini sağlamak.

Bunun başarılması, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve İsrail’in yıllardır üzerine hesap yaptığı bölgesel düzenin önemli unsurlarını boşa çıkarabilir. Doğu Akdeniz’de yeni dönemin belirleyici sorusu, Türkiye’nin bu diplomatik açılımı kalıcı ve sürdürülebilir bir bölgesel işbirliği mimarisine dönüştürüp dönüştüremeyeceği olacak.

Ahmet Erdi Öztürk

Londra Metropolitan Üniversitesi

Recent Posts

Brezilya ve Sırbistan’da seçmenler “yeter” dedi; gözler İsrail’de

Brezilya ve Sırbistan seçmeni hafta sonu yapılan seçimlerde "artık yeter" dedi. Şimdi gözler 27 Ekim'de…

19 saat ago

Erdoğan’ın Aliyev’e başörtüsü ayarı veren Saral’ı göndermesinin anlamı

Erdoğan'ın Aliyev'in başörtüsü kararını geri almasını isteyen başdanışmanı Saral'ı görevden aldığı haber, henüz doğrulanmasa da…

24 saat ago

Özel’den Erdoğan’a yanıt: Vallahi savaştayız, teslim olmayacağız

Yeni Parti lideri Özel, kendisine "Hayırdır, savaşta mıyız?" diye yüklenen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı yanıtladı: vallahi savaştayız,…

2 gün ago

Ne Türkiye Azerbaycan’ın ne Azerbaycan Türkiye’nin işlerine karışmalı

Türkiye ve Azerbaycan ilişkilerini "iki devlet, tek millet" ilkesi üzerinde kurdu ama bu birbirlerinin işlerine…

2 gün ago

Fon krizinde alarmı kim çaldı: Ankara mı, dışarısı mı?

Gecikmenin nedeni kapasite eksikliği mi, ihmal mi, çıkar çatışması mı? Siyasi veya şahsi bağlantılar denetimin…

2 gün ago

Baskı ve tutuklamalar gazetecileri sokağa döktü: nefes alamıyoruz!

Basın özgürlüğünü kısıtlayan baskı, yasak ve tutuklamalar gazetecileri sokağa döktü; 10 ilde eş zamanlı protesto…

2 gün ago